Hadisin rivayetlerinde vardır ki:

Cenab-ı Hak nefse demiş ki:

"Ben neyim, sen nesin?"  Nefis demiş:

"Ben benim, Sen sensin." Azap vermiş, Cehenneme atmış, yine sormuş. Yine demiş:

"Ben benim, Sen sensin." Hangi nevi azabı vermiş, enaniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlıkla azap vermiş. Yani aç bırakmış. Yine sormuş:

"Ben neyim, sen nesin?" Nefis demiş:

"Sen benim Rabb-i Rahimimsin. Ben senin aciz bir abdinim.“

Demek rahmet ayındaki hikmet buymuş, onbir ay boyunca asi olan nefsimizi, tüm bela ve musibetlere rağmen kontrol altına alamadığımızdan dolayı, Rabbimiz bizlere geride kalan rahmet ayı gibi her yıl ders veriyor, aynen nefsin yaradılışından sonra ona verdiği gibi. Anlayanlara ne mutlu, sonrasından nefsin bağlandığı ip gevşese dahi onu tam elden bırakmıyor…

Doğrusu nefis, Rabbisini tanımak istemez; firavunane kontrolun kendi elinde olmasını ister. Ne kadar azaplar çektirilse, o damar onda kalır. Peki yaratıcısını bile tanımak istemeyen ‘‘Nefsi‘‘ islah etmenin yolu nedir? Evet, bu gelecek olan günlük uygulamayı kendim tecrübe ettim ve çok faydalı buldum isteyen tecrübe eder. Hayırlara vesile olması temennisi ile…

Günlük uygulama. Söz vermek, insanın her günün başlangıcında "bugün Allah (c.c)‘a karşı çıkmayacağına" dair kendisiyle şart­laşması ve bu hususta ciddi bir karar alması demektir. Aslında insanın bir gün muhalefet etmemesi oldukça ko­lay bir şekilde üstesinden gelebileceği bir iştir. Şeytan bu işi gözümüzde abartıp büyütmeye çalışabilir ama bu şeytanın bir hilesidir. Ona kalben lanet edelim, vesveseleri kalbimizden dışarı sürelim ve bir gün (olsun) tecrübe edelim. O zaman (bu işin ne kadar da kolay olduğunu) inşallah anlıyacağız.

Bu şartlaşmadan sonra da denetleme menziline girmeliyiz. Bu da kararlaştırıldığı üzere, amel etmeye dikkat etmek ve kendini bu hususta yükümlü bilmekten ibarettir. Allah göstermesin eğer Allah ın emrine aykırı olan bir işe bu­laşmak gönülden geçerse, bilelimki bu şeytan ve onun ordusundandır ve bizi şartlaştığımız husustan saptırmak, kaydırmak istemektedirler. Onlara lanet edelim ve şerlerinden Allah a sığınalım. O batıl hayalleri kalbimizden çıkarıp şöyle diyelim: "ben bu­gün Allah Teala nın emrine aykırı hareket etmiyeceğime dair kendimle şartlaştım deyip“, akşama kadar bu hal üzere kalmaya gayret edelim…

Ve artık muhasebe vakti­dir. Bu da "Allah (c.c) ile şartlaştığım hususlara riayet ettim mi ve­ya bu cüz i muamelede Rabbime ihanette bulundum mu? diye nefsi hesaba çekmekten ibarettir. Eğer gerçek bir şekilde vefa etmişsek Allah a şükredelim ve bilelim ki bir adım ilerledik, ilahi nazar altına girdik. Artık Allah (c.c) dünya ve ahiret işlerinin ilerlemesi için yardımcı olacak inşallah. Böylece de yarınki iş, daha bir kolaylaşacaktır. Kırk gün boyunca bu hal üzere kalınırsa, ümid edilir ki bu daim olsun ve oldukça rahat ve kolay bir iş haline gelsin. O zaman Allah a itaat etmek ve günahlardan kaçınmaktan lezzet alınır ve ilahi mükafat İnsanı lezzetlere gark eder...

Bilinmesi lazımdırki Allah (c.c), insana ağır tekliflerde bulunmamış, üstesinden gelemeyeceği ve güç yetiremeyeceği şeyleri yüklememiştir. Ama şeytan ve ordusu, bu işi büyütmekte ve zor birşeymiş gibi göstermek­tedir. Allah göstermesin, muhasebe esnasında şartlaşılan hususta bir gevşeklik ve zaaf gösterecek olursak Allah (c.c) dan özür dileyerek, diğer gün için yeniden söz verelim. Bu hal üzere kalalım. Ta ki Allah (c.c), doğru yol üzere ayaklarımızı sabit kılsın…

“Ya Rabbi, bir saniye bile olsa, bizi nefsimizin eline bırakma.‘‘ Aminnn…

 

Emrullah Emin / Hürseda Haber