Eyyub’u da (an). Hani Rabbine: "Başıma bu dert geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin" diye niyaz etmişti. (Enbiya suresi 83)

Evet Pek çok yara, bere içinde epey müddet kaldı uyku girmedi gözüne, sonra yaralardan (vesveselerden) doğan kurtlar kalbine ve diline ilişti geminin içinde gördü kendini biri demiş gemide delik var, acep doğrumu hemen atlıyorsun! Derken, bir nur göründü, kendini haklı çıkarmak için değil belki muhabbet‘e zarar gelir düşüncesiyle, sabrın kahramanı gibi: “Ya Rab, zarar bana dokundu‘‘ dedi. vesveseler sevgimize ve muhabbetimize zarar veriyor” diye dua ve niyaz etti, demek Cenab-ı Hak duayı kabul etmişki, derde derman olarak Sure-i Felak ve Nas’ı gösterdi ve oku dedi, okuyalım..

De ki: Yaratılmışların şerrinden, karanlık çöktüğü zaman gecenin şerrinden (ortalığı basan karanlıkta oluşacak şeylerin şerrinden), düğümlere üfleyenlerin şerrinden ve haset edenin, içindeki hasedini dışarıya vurduğu vakit onun şerrinden; şafak aydınlığının Rabbine (Allah a) sığınırım. (Felak)

De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine, İnsanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine), İnsanların İlahına. O sinsi vesvesenin şerrinden, O ki İnsanların göğüslerine (kötü düşünceler) fısıldar. Gerek cinlerden, gerek insanlardan (olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allah a sığınırım! (Nas)

Daha rahatladı amma hem şüpheler tam gitsin diyede yolculuk yaptı, etrafa baktı sonra gördüki evet bir delik var ama o anlatanın mübalağa sanatı çokmuşki, sırf ine kadar küçük bir deliği akla ve hayale büyük gösterdi hem belki delik bile dildi kalemle boyanmış siyah bir leke, her ne ise.. Tekrar Felak ve Nas’ı okudu... Allaha hamd olsun dedi, kurtuldu...

Neuzu billah yaralardan hasıl olan vesveseler, şüpheler, benzeri pek nadir bulunan sevgilere ve muhabbetlere ilişip saygıyı zedelerdi ve ruhun tercümanı olan lisana ilişip nefret edercesine o çok güzel günlerden uzaklaştırarak hiç hatıra getirmeden onları susturup, yüz güzel hasletten bir cani sıfatı gösterir (mübalağa ederek) doksan dokkuz güzelliği çöpe atardı. Öfkeyle kalkan zararla oturur sözünü dahi hatırdan silip süpürür... Öfkeyle kalkmamak lazım, kalkanı görmek’de fayda var…  

Evet Hz. Yunus (a.s) iman etmemelerinden dolayı yani kendisine inanmadıklarından dolayı kavminden ayrılır, gemiye biner ve Denize atlar veya atılır,(imtihan gereği). Ve o deniz’in ortasında, yani en korkunç yerdeydi artık, büyük bir balığın onu yutmasıyla karanlığa gömüldü…

Belki O’nun hayatını okurken okuyucu dahi bu fakir gibi O’na acımışdır ancak inanıyorumki O’nun halini bize gösteren ALLAH (c.c) bizim halimizide O’na gösteriyor ve O bizim bu halimize bizim O’na acıdığımızdan daha çok acıyor. Çünkü Hz. Yunus (a.s)‘ın vaziyetinden yüz derece daha müthiş bir vaziyetteyiz. Gecemiz geleceğimizdir. Geleceğimiz, lüzumsuz bakışlarımızla ve şüphelerle, onun gecesinden yüz derece daha karanlık ve dehşetlidir. Denizimiz, şu şaşkın dünyadır ve içiresinde olduğumuz olaylardır. Bu denizin her dalgasında binler cenaze ve kuruntular bulunuyor; onun denizinden bin derece daha korkuludur. Bizi yutan balık ise Nefsimizin zararlı ve günah olan arzularıdır, hem aklımızdaki şüpheler ve vesveselerdir; Dünyamızıda, Ahiret hayatımızıda sıkıp mahvına çalışıyor. Bu balık, onun balığından bin derece daha zararlıdır. Çünkü onu yutan balık yüz senelik bir hayatı mahvederdi. Bizi yutan balık ise, hem yüz senemizi hemde ebedi olan yüz milyon seneler hayatımızı mahv etmeye çalışıyor…

Ve en sonunda O dahi hata ettiğini anlar ve karanlıklar içinde ‘‘Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.” der…

Emrullah Emin / HÜRSEDA HABER