İsrail'in Siyonist politikalarına karşı yürütülecek çözüm bellidir. Mescid-i Aksa'ya İsrail askerlerinin postallarını başlarına geçirmenin yolu açıktır: Tez zamanda yeniden İsrail siyonizmini 'öteki düşman' olarak algılamaya devam edecek bir ittifak oluşturmak. Bunun en somut yolu Türkiye ve İran'ın bu konuda ortak bir stratejide buluşmasıdır.

İsrail düzeni hiçbir kural tanımıyor. Bütün ahlaksızlıklarını çekinmeden ortaya koyuyor. Mescid-i Aksa'yı basıyor, kutsal kitabı fırlatıyor, insanları tutukluyor… İsrail düzeni durmuyor yerinde. Daha dün Gazze'de katlettiği insanlar ve yağmaladığı kentler bugün yerini Mescid-i Aksa'yı basmaya bırakıyor. Barbarlık, İsrail siyonizminin bedeninde tarihin en karanlık ruhu olarak tezahür ediyor. Bundan dolayı Müslümanların kutsal mabedi, bu barbarlığın rezaletleriyle yüz yüze kalıyor.

İslam toplumlarının ortasında yer alan, onlarca Müslüman devletin gölgesinde yaşayan ve hiçbir uluslararası ilkeyi takmayan bu şer düzeninin arsızlığı nereden geliyor? İsrail'in kendi varlığından kaynaklanan bir güç mü bu? ABD ve AB'nin desteği mi var? Bütün bunlara evet diyebiliriz. ABD, sermayesi, teknolojisi ve istihbaratıyla bir İsrail dostu. Ortadoğu düzenini iki amaç çerçevesinde kurduğunu söylemekten çekinmiyor. Hatta üç: Enerji, İsrail ve bunları onaylayan devletlerin güvenliği. Ancak bu şer ittifakına karşı biz Müslümanlar nasıl bir ittifak içindeyiz? Müslüman toplumları yöneten devletler İsrail konusunda nereye geldiler ki şimdi Mescid-i Aksa'ya her çeşit rezalet yapılıyor? Bütün Batı ittifakına karşı Ortadoğu Müslüman toplumların ittifakı nedir?

Arap Baharı ve Ortadoğu'nun değişimi

Arap Baharı ile beraber hiç beklenmedik sonuçlar ortaya çıktı. İslami hareketler eski rejimlerin yerine geçerek var olacaklardı. Yüzyıllık rejimler, demokrasiyle uzlaşacaklardı. Müslüman toplumlar siyasette söz sahibi olacaklardı. Mısır'da yapılan darbeyle beraber buna izin verilmedi. ABD ve Batı İslam demokrasisini istemedi. Çünkü Camp David düzenini korumak ana amaçlarıydı. Mursi'yi yerinden götüren de bu düzene meydan okumasıydı. Bundan dolayı Arap Baharı, Batı düzeni ve yerli işbirlikçilerinin amaçlarına uygun yürümeyince taş kondu önüne. Bunun yerine başka bir şey doğdu. Çatışma ve kaos bütün coğrafyaya yayıldı. Yeniden umutsuzluklarla beraber insanlar silahlandılar ve çatışmaya yöneldiler. Bu çerçevede İsrail'e karşı yürütülen zımni ittifak da parçalandı.

Arap Baharı'na kadar Türkiye, İran, Suriye, Hizbullah ve Hamas İsrail'e karşı ortak bir ittifak içinde bulunuyorlardı. İsrail'e karşı savaşan Hizbullah ve Hamas en çok Türkiye, İran ve Suriye'den destek alıyordu. Hamas bu ülkelerde örgütleniyor, eğitim alıyor ve kendini anlatıyordu. Hizbullah Lübnan da İsrail'e karşı en önemli üslerden biriydi. Bu devletler ve örgütler için Ortadoğu'da 'ortak öteki' İsrail'di. Hamas'ı Türkiye'de tanıyan AK Parti iktidarı İsrail ve Batı'nın bütün dikkatlerini üzerine çekmiş ve eksen kayması içinde yer almakla suçlanmıştı. Bu zımni ittifak, Arap Baharı'yla beraber bozuldu.

Suriye iç savaşı, bunun en önemli boyutlarından biri. Türkiye, İran ve Suriye'ye karşı ya da Suriye ve İran Türkiye'ye karşı bir hatta yerleşmeye başladı. Hizbullah ve Hamas'ın ortak düşman hedefleri flulaştı. Bu ittifak parçalandı ve üstelik başka bir şeye yöneldi.

IŞİD Fenomeni ve İsrail

Bahsettiğimiz ittifak üç yıldan fazladır hem ortak düşman algısını kaybettiler hem de birbirlerine karşı pozisyon almaya başladılar. 'Düşman', artık kendileriydi. Birbirlerini düşman olarak tanımlamaya yöneldiler. Kaos ve çatışma bu bölgede derinleşti. Yani İsrail'e karşı İslam dünyasında ittifak oluşturan bölgedeki devletlerde… İran, Suriye ve Türkiye'nin nüfuz alanları ve ülkelerinde bu çatışmalar derinleşiyor. Bu devletler sonu gelmeyen ve çözüm vaadetmeyen bir oyun içine dahil oldular. Kazanan taraflar olmadığı gibi hep kaybetmeye devam ediyorlar. Üstelik Batı düzeninin kurduğu ortak koalisyon etrafında kendi bölgelerinde önlerine konulan başka bir düşman için savaşıyorlar şimdi. IŞİD heyulası için kocaman devletler seferber oluyor. İran ve Türkiye de bu koalisyonun içinde. Aslında yapılan şeyin manası Mescid-i Aksa'da patlak verdi. İsrail'e karşı çözülen ittifak, Mescid-i Aksa'daki siyonist askerlerin pervasızlığına yol açtı.

Ortadoğu'daki Batı hegemonyası, adeta 'İsrail yerine alın size IŞİD, onunla mücadele edin' dedi. Bununla başka bir şey daha gerçekleşiyor. Batı hegemonyasına karşı İslam dünyasında seferber olan meydan okuma siyaseti, İslam Devleti etrafında şekilleniyordu. Post-hilafet döneminin yeni bir siyasal arayışıydı bu. Bu siyaset yenilenerek önemli bir alternatif haline geliyordu. IŞİD fenomeniyle bu şansını da kaybetti. Batı hegemonyası 'İslam Devleti dediğiniz adam kesen, kadınları cariye yapan, aşiret kanunları uygulayan ve acımasız katillerden oluşan bir şeydir' diyor şimdi. Siyasal İslam ve İslam devleti tezi etrafında İslam'ın bir siyasal varlık olarak ortaya çıkışı tasfiye ediliyor. Böylelikle eski rejimler yeniden tahkim ediliyor, alternatifler ya yok ediliyor ya da karikatürize ediliyor. İsrail, enerji ve yerli işbirlikçi rejimlerin güvenliği yeniden tesis edilmeye çalışılıyor.

İsrail'i ötekileştirmek

İsrail'in siyonist politikalarına karşı yürütülecek çözüm bellidir. Mescid-i Aksa'ya İsrail askerlerinin postallarını başlarına geçirmenin yolu açıktır: Tez zamanda yeniden İsrail siyonizmini 'öteki düşman' olarak algılamaya devam edecek bir ittifak oluşturmak. Bunun en somut yolu Türkiye ve İran'ın bu konuda ortak bir stratejide buluşmasıdır. İran, bu stratejiye yönelmedikçe Şii toplumuna bir hedef gösteremez. Hizbullah ve Suriye'yi elinde tutmanın meşruiyeti ayakta kalamaz. Bölgesel nüfuz alanının rekabetinde hiçbir anlama sahip olamaz. Şii düşüncesinin ve Şii toplumlarının güvenliğini sağlayamaz. Vehhabi ve Sünni toplumlar karşısında Şiiliğin anti hale gelmesini engelleyemez. Sünni ve Şii karşıtlığına dayalı siyasetlerden kendisini uzak tutamaz. Sünniler ve Vehhabiler arasında meşruiyet edinmenin en önemli siyasal temellerinden biri siyonizmin varlığına karşı Müslümanlığın sesi olma konusundaki duyarlılığını sürdürmesidir.

Türkiye, yeniden düşünmelidir Ortadoğu siyasetleri üzerinde. Arap Baharı ile beraber hem Batı dünyasından hem de yerli işbirlikçilerden aldığı darbeler karşısında kendisini yeniden kurmalıdır. Mezhepler üstü siyasetinde ısrar ederken, mezhepsel farklılıklar ve güçlerin realitesini de önemsemek zorundadır. İsrail Siyonizmi'yle tek başına mücadele etmenin realitesi karşısında düşünmelidir.

Mescid-i Aksa'nın mübarek varlığı

Batı düzeni önderliğinde kurulan bir koalisyonda İran ve Arabistan'la bir araya gelirken, başka girişimler için neden bir araya gelmesin? Açıkçası İsrail siyonizmine karşı ortak stratejide neden İran ile bir araya gelmesin? Elbette aynı soruyu İran da kendisine sormalıdır. Bu kadar yıl 'büyük şeytan' denilen varlığın koalisyonunda bir araya gelen bir İran, neden siyonizm sorunu için Türkiye ile beraber bir araya gelmesin?

Arap Baharı ile alevlenen Şii ve Sünni hilali siyasetinin ne manaya geldiğini Mescid-i Aksa'daki İsrail postalları bizlere çok iyi gösterdi! Bu siyasal tanımlar ve bunlar etrafında üretilen karşıtlık ve rekabet sadece daha fazla Siyonizm ve daha fazla kan getiriyor bölgemize. Bundan dolayı anti-Şiilik, anti –Sünnilik ve anti-Vehhabilik yapmanın ne realitesi ne de İslami idealite de bir karşılığı kalmıştır. İsrail siyonizmi karşısında ve Mescid-i Aksa'nın mübarek varlığı karşısında bütün karşıtlık rekabetlerini bir kenara bırakarak ittifak siyasetlerini geliştirmeliyiz. Bu sorumluluk yine en başta Türkiye ve İran'a düşmektedir.

(Yeni Şafak)