-Tık, tık…
-Kim o?
-Benim Şaban, eğer müsaitseniz kardeşim Ramazan, yanında hanımı Bereket, iki çocuğu sahur ve iftar ayrıca üç de torunları, Mağfiret, Rahmet ve Cennette beraber bir aylığına size misafir olacak!
-Ne, bir Ay mı? Nasıl yani bir ay boyunca bizde mi Kalacak? Ama ben bir ay boyunca ona nasıl hürmet ederim? Benim zamanım yok!
-Yani siz müsait olmadığınızı mı söylüyorsunuz?
Evin sahibi biraz tefekkür ettikten sonra, kendi nefsini sorgulamaya başladı.
“ Böyle kıymetli bir misafire hürmet edilmez mi? üstelik yanında Rahmet, Mağfiret ve Cennet gibi büyük nimetler de var. En iyisi bu daveti hemen kabul edeyim. Belki de Rabbim bu değerli misafirler hürmetine şu biçareyi de mağfiret eder” diye düşündü.
Evin sahibi heyecanla kapıya yönelerek;
-Lütfen Ramazan efendiye söyleyin başım gözüm üstüne yeri vardır. Yalnız biraz müsaade etse de şu dağınık olan evimizi toparlayıp temizleyelim. Çünkü on aydan beri bize hiç böyle değerli bir misafir gelmediği için bizlerde dipten bucaktan bir temizlik yapamadık. Özellikle misafir odamız kir ve pastan görünmez bir halde. Öncelikle oradan başlayarak arındırıp, paklamak lazım. Çünkü oraya Ramazan gibi şerefli bir misafir teşrif edecektir, daha temiz ve pak olmalıdır.
Şaban memnuniyet içerisinde kardeşi ramazana haber vermeye gitti;
-Kardeşim evin sahibi davetinizi memnuniyetle kabul ettiler. Yalnız temizlik için biraz müsaade istediler.
Ramazan cevap vererek;
-Bilmiyorlar mı ki, her evin misafir odası sürekli temiz tutulur… Çünkü çoğu zaman misafirler davetsiz gelirler. Örneğin Azrail (A.S)davetsiz bir misafirdir. İstediği yere istediği saatte girebilir. Şu halde bir Müslüman her an teyakkuz içerisinde olması gerekmez mi? Manevi misafir odası hükmünde olan o kalp evini kur-anın cilası ile cilalandırıp sürekli temiz tutmaya önem vermelidir ki, benim gibi şerefli misafirler rahmetiyle bereketiyle konuk olabilsin. Aksi halde çoğu gafil olanların evlerine uğrarımda onlar benim nasıl gelip geçtiğimin farkına bile varmadan orayı terk ederim.
-Dolayısıyla ben arınıp paklanan kalbe nazar ederim. Ha keza ben bereketimi yalnız Allah için cömertçe infak ve sadaka verenlere nasip ederim. Mağfiretimi yalnız ihlaslı bir şekilde tövbe edip göz pınarlarını cömertçe akıtanlara bağışlarım. Aynı zamanda ben nurumu Allah’ın nurunu tamamlamak için çırpınan kardeşlerime yansıtırım.
-Allah için yürekleri köz köz yananların günahlarını yakar kül ederim. Ben rahmet yağmuruyum bu rahmet yağmurunun altında ıslananları arındırıp pak eylerim.
-Biliyor musunuz ben bu şerefi nereden aldım? Tabii ki, Kuran’dan aldım çünkü Kuran en çok bu ay bana misafir oldu. Sizde bu yüce şerefe nail olmak istiyorsanız Kuran’ı kalbinizin en pak odasına konuk edin ve ona çokça hürmet edin. En güzel ikramlarınızı ve en güzel duygularınızı onunla paylaşın onunla dost olmaya çalışın. Onu dilinizle okuyup kalbinizde hissedin. İşte o zaman sizlerde birer yürüyen Kuran olacaksınız. Kuran en büyük nur olduğuna göre bu nurun vesilesiyle nice karanlıkta kalmışlara çıra olacaksınız inşallah.
-Ama önce yaşamak, sonra yaşatmak lazım. Onun hazzını yüreğinizin derinliklerin de hissetmeden onu hiç kimseye samimice anlatamazsınız. Anlatsanız dahi hiçbir etki edemezsiniz. Bir de Rahman’ın dergâhına sorumlu olarak gidersiniz. Eğer Rahman’ın dergâhına sorumlu olarak gitmek istemiyorsanız haydi kalkın bu şerefli misafiriniz olan Ramazana en içten duygularınızla en güzel ikramlarınızı ve en içten ibadetlerinizi sunmaya çalışın, belki de bu sizin için son bir şans olabilir.
Rabbim sadece Ramazanda değil hayatımızın her anını Ramazan gibi, yaşamayı nasip ve müyesser eylesin.
Hayırlı ramazanlar vesselam.
(Gaziantep Günebakış)