Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren İslam’ın değerlerine, kurum ve kavramlarına topyekun bir saldırı başladı. İslam’ın kurum ve kavramları yerle bir edildi. Evvela Hilafet kaldırıldı, ilim-irfan yerleri olan medreseler kapatıldı, harf İnkılâbı ile yüzyıllarca kullanılan alfabe yasaklandı. Kıyafet devrimiyle İslami tesettür yasaklandı, açık-saçıklık baskıyla benimsetilmeye çalışıldı.

Bu baskı ve yasaklama, bizzat Devlet tarafından gelince; kalbi ve beyni “Batı”ya endeksli sözde yazar ve aydınlar gerek söylemlerinde, gerek yazılı eserlerinde İslamı ve Müslümanları aşağıladılar. Bu baskıcı ve yasaklayıcı zihniyete karşı duranlar “gericilik, yobazlık” ile itham edildiler. Dik duruşlarından geri adım atmayanlar ise, ya zindanlara atıldılar ya sürgün edildiler ya da darağaçlarında sallandırıldılar.

Baskı ve zulümlerle öyle bir fırtına estirildi ki; Müslüman halk suskunluğa mahkûm edildi. Tek partili dönemde bu suskunluk yıllarca sürdü. Halkın bazı kesimleri suskunluklarını bozdularsa da; devlet tarafından baskı ve şiddetle susturuldular.

Sonradan gelen nesillerin büyük çoğunluğu yakın tarihte yapılan bu baskı ve zulümlerden habersiz bir şekilde dünyaya gözlerini açtılar. Bu yeni nesil; eğitim kurumlarındaki dinden, edepten ve hayâdan yoksun karma eğitimi normal algıladılar. Açık-saçıklığı yaşamın gereğiymiş gibi gördüler. Tabi bütün bunlarla beraber İslami hassasiyete sahip çoğu aileler kızlarını ilkokul beşinci sınıfından sonra okula göndermediler. Başörtülü gönderilenler ise zaten okul kapısından içeri alınmadılar.

28 Şubat süreciyle 8 yıllık zorunlu eğitim getirildi. Buluğ çağına gelen 11–12 yaşlarındaki kız çocuklar ile Lise ve Yükseköğretim’de okuyan İslami bilince sahip kız öğrenciler okullara başörtülü gitmek isteyince; okul yöneticileri Kılık-kıyafet Yönetmeliğini gerekçe göstererek örtünmeye keyfi yasaklamalar getirdiler.

Diğer taraftan İslami tesettür; dergi, gazete ve televizyonlarda eleştirildi. Yukarda da değindiğim gibi; kalbi ve beyni Batıya endeksli aydınlar, eğitimciler, siyasetçiler Tesettürü siyasi bir oluşumun simgesi olarak göstermeye çalıştılar. “Başörtüsü siyasi bir simgedir.” tezini her platformda dillendirdiler.

Yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bu halkın çoğu ya bu kültür emperyalizminden dolayı kendi kültürünü unuttu. Ya Kur’an’ın bu kesin emrini kavrayamadı ya da gündemde estirilen bu siyasi fırtınanın da etkisinde kalarak; “irticacı” suçlamasına maruz kalmamak için; kızlarının başlarının açılmasına rıza gösterdi.

Son birkaç yıldır İslami örtülerine sahip çıkan kız öğrenciler ve aileleri; gerek yönetim tarafından gerekse bazı hasetçi kesimler tarafından provokatörlükle itham edildiler. Bu da ayrı bir musibet; ayrı bir çile oldu.

Cumhuriyet dönemi boyunca –eksik de olsa- özetlemeye çalıştığım bu süreci, 1400 yıldır Allah’ın emri olarak tesettürü yerine getiren Müslüman halkımızın 70–80 yılda bu ilahi emirden nasıl uzaklaştırıldıkları ve yabancılaştırıldıklarını anlatmak için yazdım.

Allah izin verirse sonraki yazımda, örtünmenin herhangi bir siyasi simge değil de Allah’ın kesin emri olduğunu Kur’ani delillerle anlatmaya çalışacağım. (Mardindosthaber)