O’nun Adıyla
 
Hamd ve sena yerin ve göğün maliki, insanı bir damla sudan vücuda getiren Allah’a mahsustur. Salât ve selam merhamet ve kılıcın peygamberi Muhammed Mustafa’ya âline, ashabına ve kıyamete dek Rab Teala’nın emanet verdiği evlat nimetinin hakkına hakkıyla riayet edenlere olsun.
 
Evet, dünya hayatı bir eğlenceden, oyundan ibarettir, der Hazreti Kur’an.(Ankebut–64)
Yine mallarınız ve çocuklarınız birer imtihandır, büyük mükâfat da Allah’ın yanındadır.(Enfal–28, Tegabün–15)
 
Yani sonsuz rahmet sahibi Allah, kullarını dünya, mal ve evlat konusunda uyarıyor. Dikkat edin bunlar siz farkında olmadan sizi helaka sürüklemesin. Vakti sınırlandırılmış bu dünyanın aldatıcı yüzü ahretinizi mahvetmesin. Dünyanın tatlılığı, malların çokluğu, evlatların çokluğu ve şirinliği ahretinize göz dikmiş haldedir. Bir gaflet anı sizi cehaletin uçurumlarından derinliklere yuvarlatır.
 
Evet, teknoloji çağı, bilgi, bilim, iletişim çağı derken insanoğlu bu dünyanın meşgalesinde erir de farkında değil. Ahir zaman dediğimiz bu zaman da teknolojinin baş döndürücü ilerleyişi bize neler kattı, bizden neler aldı tartışılır. Erdem, hayâ, ahlak, insanlık ve odaklanacağım konu evlatlarımız açısından çok şeyi yitirdiğimiz ise tartışılmazdır.
 
Geçenlerde Diyarbakır’dan Mardin’e doğru minibüsle bir yolculuğum vardı. Allah bilir Çınar’a daha varmamış mıydık, Çınar’ı geçmiş miydik tam da hatırlamıyorum. Günlük bir gazeteyi okuyordum. Bir an bir gürültü ve endişe kokan konuşmalardan başımı kaldırdım, gazeteden. Doğrusu daha birkaç dakika öncesi yanımda oturan arkadaş uzaktan gördüğü dumandan olsa gerek, “bir yeri ateş sarmış, yangın var” diye mırıldanmıştı. Ateşin olduğu yere geldiğimizde evet, doğruydu buğday tarlası yanıyordu.
 
Bir sürü taksi ve minibüs konvoy oluşturmuş. Gelip geçenlerden değil tabiî ki, tarlaların sahipleri olsa gerek. Bir yanda biçerdöverler ve diğer yandan sayısı tam sayamasam da on beşe yakın traktör seferber olmuş. Evet, koskoca tarla, bir yılın emeği, insanların-sahiplerinin gözü önünde yanıyor, adeta buzun erimesi gibi eriyordu. Endişe, heyecan, korku, hâkimdi oradakilere. Bir koşuşturma almıştı milleti, hasadı kurtarma adına. Ama millet ne biçim uğraşıyor, koşturuyordu; Biçerdöverler yangının uzağından biçerlerken, traktörler de ateşin önünü kesmeye çalışıyorlardı. Tabi haksız da değillerdi. Bir yıl boyunca ek, sulu ise sula, nadasa ise yağmur yağacak mı endişesi ile kıvran, gübrele, sonra gözünün önünde tüm emeğin boşa gitsin. Hatta borç almışsan borçluların kapına dayanacağı günü o andan düşünmeye başlarsın. Bir de ateştir, aldı mı başını gider, hatta kurunun yanında yaşı da götürür. İşte tam da bu arada kendimi düşünmekten alıkoyamadım, bir düşünce bir düşünce derken, en sonunda yanımdaki arkadaşa “işte öyle hocam, bu milletin bir yıllık emeğinin ateşle kül olması ile bir ailenin-neslin evlatlarının fısk ateşinde yanması aynıdır. Hatta yarının gelecekleri olan evlatlarımızın bozulması bizden daha şey çok götürür.” Demekten kendimi alamadım.
 
Öyle ise sorun ne kardeşim, madem Allah’u Teala bizi çocuklarımıza karşı bizi uyarmışsa ve evlatlarımızın bozulması bir neslin geleceğin bozulması ise neden evlatlarımızın spor, televizyon ve internetin ateşinde yanmasına, heba olmasına göz yumuyoruz. Ahlaktan, erdemden ve insanlıktan soyutlanmış bir neslin yetiştiğinin, yetiştirildiğinin farkında mıyız acaba. Neden kıymeti evlat yanında söz konusu bile olmayan malı yitirdiğimizde o kadar çırpınıyoruz. Atalar cana gelen mala gelsin demişler. Ama ne yazık candan ziyade mala odaklanmışız,
 
bu gün evlatlarımız ne halde farkında mıyız? Usame bin Zeyd on yedi yaşında ordu komutanı olma liyakatine sahipti, ya bu günkü gençlerimiz. Üzülerek söyleyeyim ki, oğlu, kızı istediği işi yapmadığı zaman kıyamet koparan, ama çocuğu sabah namazı kılmadığında beş vakit namazı kılmadığında ses çıkarmayan umurlarında olmayan nice anne babalar tanırım.
 
Allah aşkına bu ne biçim emanete riayet?
 
 Dünya namına bu çırpınışlarını sorarsan çocuklarımız içindir derler, hâlbuki bilmezler mi ki çocuklarının mutluluğu, onları erdemli yetiştirmelerindedir. (Beethoven)
Onları emanet sahibinin istediği şekilde eğitmektir, emanete riayet.
 
Allah’ın emanet verdiği evlatlarımızı, Allahın istediği şekilde eğitip yetiştiriyor muyuz? En azından öyle bir endişe sahibi miyiz?
 
Mal gidince kıyamet koparan zihniyet, evlatlarımız gidiyor farkında mıyız, farkında mısınız?
 
Eğitim kurumlarımızdaki evlatlarımız ne haldedir, gidip baktınız mı?
Okuldaki evlatlarınız ne haldedir, biliyor musunuz?
 
İnternet cafelere, oyun salonlarına gidip bakın orayı tıka basa dolduranlar kimin evlatları?
 
Televizyona müptela olanlar, spora ailesinden ziyade kıymet verenler, fanatikleşenler kimin evlatları?
 
Evet, evlatlarımız bizim için imtihandır. Evladın babası üzerindeki haklarından biri güzel ahlakla yetiştirmek değil mi?
 
Hem çocuklarımız bizim için bir hazinedir, Salih evlat yetiştirenin amel defteri öldükten sonra da kapanmaz, hayır kazanır. Ama evladını iyi yetiştirmeyen de ona göre düşünsün. Kıyamet günü kötü evlat ebeveyninin yakasına yapışır da hesap sorar. Madem öyle yarın evlatların hakk namına sana hesap sormadan, bu gün sen hakk namına evladından hesap sor. Onun için evlatlarımıza, geleceğimize sahip çıkmalıyız.
 
Geçenlerde bir haber gözüme ilişti, on bir yaşındaki kız intihar etti diye. Bu kız bu toplumun ayıbıdır. Onun babası ve annesi o kızdan sorumlu olmadığını mı düşünüyor? O kızı intihara iten televizyon baş belasından başka nedir?
 
İnternet ve televizyon hastalığından korumak için alternatifler oluşturmalıyız.
 
Onun için özellikle Kur’an mevsimi olan bu aylarda çocuklarımızı camiye, namaza, Kur’an a alıştıralım. Eğer evlatlarımızı Kur’an ahlakıyla büyütebilirsek ne mutlu bizlere.
Rabbim bizi, evlatlarına Allah’ı, peygamberi sevdirenlerden, evlatlarını Allah’ın edebiyle edeplendirenlerden eylesin.
 
Kalın sağlıcakla.                       
 
Fatih AKMAN