Diyarbakır’ın yerel siyasal vasatına baktığımızda, çetin ve kadim bir ideolojik çatışma kültürünün varlığını müşahede etmekteyiz. İl’deki etnik ve dinsel yapı, bu ayrışmayı kaçınılmaz kılmakta. Bir tarafta Kürt halkının tamamını temsil ettiğini iddia eden BDP, diğer yandan da İslami kesimi temsil iddiasında olan Hüda-Par.
Kürt halkının yegane temsilcisi olduğunu iddia eden BDP, bu iddiasıyla bir paradoks içerisinde görünüyor. Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgemizde yüzde elli civarında oy alan BDP’nin, Türkiye’deki tüm Kürtler dikkate alındığında aldığı bu oy oranı düşüyor.
BDP’nin iddia ettiği ve genel kabul gören % 20-25’lik -bu da yaklaşık 20 Milyon’a tekabül etmektedir- nüfusa sahip olan Kürtlerin, 18 yaş altı ve oy kullanmayan kısım çıkarıldığında geriye kalan yaklaşık 10 Milyon Kürt seçmeninin 2.800.000’inin oyunu almıştır. Bu durumda BDP, Kürt “seçmeninin” yaklaşık % 30’unun oyunu alabilmiş demektir. Bu da, yegane temsilcisi olduğunu iddia ettiği Kürt seçmeninin yüzde ellisinin dahi oyunu alamayan bir BDP anlamına gelmektedir.
Öte yandan İslami camia’yı temsil iddiasıyla siyasal arenada yerini alan siyasal yapılanma ise Hüda-Par. BDP, PKK örgütünün tabanına yaslanırken, Hüda-Par, Hizbullah örgütünün tabanına yaslanıyor. Her ikisi de ağırlıkta Kürtlere hitap ediyor. Hüda-Par daha çok dindar Kürtlerin oylarını hedeflerken, BDP, içinde dindarların da olduğu daha geniş bir kitlenin oylarını alıyor.
BDP seküler laik bir dünya görüşüne sahip. Hüda-Par ise İslami dünya görüşünü benimsiyor. BDP/PKK tasfiyeci bir anlayışa sahip olarak kendisi dışındakileri kendi içinde asimile etmeye çalışıyor. Buna direnen yapıları ise şiddet ve kara propaganda ile sindirmeye çalışıyor.
Bu bağlamda PKK/BDP’nin sindirme operasyonlarından en fazla nasibini alan grup, haliyle geçmişte bu çevreyle kanlı çatışmalar yaşayan Hizbullah/Hüda-Par çevresidir.
Buna karşın geçmişte kanlı bir sürecin aktif bir aktörü olan Hizbullah/Hüda-Par ise siyasallaşma sürecinde kendisine yapılan saldırılara karşı itidalli bir üslup ve eylemselliklerinde “uzlaşmacı” bir duruş sergilemekte. PKK, siyasallaşma stratejisini sadece “çatışma” üzerine kurarken, Hizbullah, bu stratejiyi “uzlaşı” üzerine kurmayı başarmış görünüyor. (Buradaki “uzlaşı”dan kasıt, “toplumsal uzlaşı”’dır, PKK/BDP ile bir uzlaşı kastedilmemektedir.)
PKK/BDP’nin, bölgede kendisine rakip olarak gördüğü siyasal yapılanma Hüda-Par değil, Ak Parti’dir. Hüda-Par’ın siyasal alana dahil olması, Ak Parti’nin oylarını cüz’i de olsa etkilemesi yönüyle BDP’nin işine gelmekte, ancak, Hüda-Par’ın, gerek Hizbullah’ın siyasal bakiyesi oluşu, gerekse bölgedeki İslamcı yapılar arasında en örgütlü yapı oluşu, geçmişte kan davalısı olduğu seküler laik PKK/BDP için önemli bir tehdit unsuru oluşturmaktadır.
PKK/BDP, tüm İslami yapılanmalara, güçleri ve örgütlenmeleri nispetinde güç uyguluyor. En örgütlü İslami yapı da Hüda-Par olduğundan, haliyle en büyük savaşı da bu yapıya karşı vermekte.
Lice Olayı, Öncesi ve Sonrası
PKK ve bileşenleri tarafından Yüksekova’da Hüda-Par ile ortak tabanı paylaştığı Mustazaflar Cemiyeti’nin bir yöneticisinin öldürülmesi, Dicle Üniversitesi’nde kendilerine yakın duruşuyla bilinen Bilge Gençlik Kulübü’ne yönelik yapılan saldırılarda bir çok yaralanmanın olduğu olaylarda gerilimin safında yer almamaları, itidalli tutum ve söylemleri ile sükunet çağrısı yapmaları, Hüda-Par’a haklı bir konum kazandırmıştır.
Buna karşı PKK/BDP cenahının saldırgan tutumu ve kendi ideolojisi dışındaki düşüncelere yaşam ve örgütlenme hakkı tanımayan, illegal yapılanmalarla halkı sindiren, siyasal açıdan kendisine rakip ve tehdit unsuru olarak gördüğü kesimleri yok sayan tavrı; gerek halk, gerek kentteki STK’lar ve gerekse Mustazaf/Hüda-Par cephesinden en üst perdeden tepki görmüş ve eleştirilmiştir.
Daha düne kadar otoriter ve radikal milliyetçi devlet aklının, yok sayma, red ve asimilasyon politikalarından şikayet eden ve bu politikalardan doğan mağduriyetlerini siyasi pazarlama malzemesine dönüştüren BDP, Devletin Kürt halkına uyguladığı bu politikaları, bugün etkili bir iktidar tesis ettiği bölgede dindar kesimlere yaşatıyor.
Lice olayları gösteriyor ki BDP, çatışma ve marjinalleşme üzerine kurulu bir seçim stratejisi güdüyor. Hatırlanırsa Lice olayının bir benzeri daha önce Batman’da da yaşandı. Seçim çalışmaları yapan Hüda-Par üyelerine yönelik saldırı yapılmış, aynı gün bir düğün evi yakınlarında öldürülen PKK/BDP yanlısı bir şahsın olayı, Hizbullah/Hüda-Par’ın üzerine yığılmaya çalışılmıştı. Tehdit unsuru olarak gördükleri kesimlere karşı, karşı tarafı suçlu göstermek ve “mağdur” rolüne bürünmek için türlü entrikalara başvumaktadırlar. Bu yöntemler, PKK/BPD’nin klişe yöntemleri haline gelmiştir.
Lice vakası sonrasında olay mahaline giden BDP yönetici ve adayları, oluşan kargaşa ortamını yatıştırmak yerine, yangına körükle gitmiş ve karşı tarafı suçlayan demeçler vermişlerdir.
Bu olay, iki tarafta da öfke duygularını körüklemiştir. Bu duygularla girilen bir seçim süreci -umarım geçekleşmez- çok ciddi toplumsal trajedilere dönüşebilir. Gerek seçim irtibat büroları gerekse seçim sandıkları çok ciddi tehlikeler ile karşı karşıya. Ayrıca tabanlar arasında var olan gerginlik ve sürtüşmenin, eski ajandaları açma riskinin olduğunu da söylemeliyim.
Netice-i kelam, yerel seçim sath-ı mailine girdiğimiz bu günlerde, BDP’nin “çatışmacı” bir üslup takındığı açıktır. Buna karşı Hüda-Par’ın itidal ve teskin çağrılarıyla takındığı üslup, bölgenin kanlı bir sürece girmesinin önünde en büyük engel olarak duruyor. Bu yönüyle Hüda-Par’ın bu tavrı önemli mesajlar içeriyor. BDP’nin ise artık bu çatışmacı üsluptan vazgeçmesi gerekir. Artık bölge eski bölge, halk da eski halk değildir. Gerilim siyaseti de halkı cezp etmiyor, aksine küstürüyor.
Asıl sorun, BDP’nin kendi içindeki derin yapıların seslerini kısamamasıdır. Bu irade sergilenirse, yıllardır ıstırap çeken bu millete önemli bir iyilik edilmiş olur. (Islah Haber)



