Çünkü hemen ardından gelir mart. Bahardır artık. Cennet kapıları açılır şehidlere. Nimetlenin en güzel nimetlerle, denir onlara. Ama onların akıllarında bir daha dönüp şehit olmaktadır. Aslında tekerrür etse bu durum, biz sağ kalanlara inat.
Farkin güllerinden bir güldü Abdurrezzak. Küçük yaşlarda babasını kaybetmişti. Onun için yaşının küçüklüğüne bakmadan hayata erken atıldı. İlk etapta batı illerine çalışmaya gitti. Bu şekilde ailesine yük olmadan kendi ayakları üzerinde durmaya çalıştı. Memleketine döndükten sonra Silvan’da faaliyet gösteren “Tebliğvanlarla” tanıştı. Allah hidayet nasip etti.
Ümmi, yani okuma yazması olmayan Abdurrezzak’ın önemli bir özelliği vardı: Samimiyet. Mus’ab b. Umeyr’in hayatını okumazsa bile onun gibi şehid olmasını bilen biriydi. Kısacası bu dava çok okumaya değil, kalbin derinliklerindeki o yüce duygulara bakıyor. Allah’ın kuluna olan muamelesi; suretinin güzelliği, kaleminin keskinliği veya ilminin fazlalığına göre değil, göğsündeki o et parçasında hissettiği ihlâsın derecesine göredir. İşte hepimizi Abdurrezzak’ın şefaatine muhtaç kılan bu olsa gerek.
Tarihler 14 Şubat 1993’ü gösterdiğinde, yeryüzü beyaz bir örtü ile kaplanmış, melekler saf saf kar tanelerini yere indirip, arşa yükselecek bir şehidin ruhuna selam durmuşlardı. PKK’nin silahlı saldırısına uğrayan Abdurrezzak, Allah’a “Lebbeyk” demişti. (Dogruhaber)



