Lübnan'da bir kültür merkezinin açılışına telekonferans yöntemiyle katılan Seyyid Nasrallah, Arap ülkelerinin, Kuveyt'te geçen hafta 25'incisi gerçekleştirilen Arap Birliği Zirvesi'nde aldığı kararlarda geç kaldığını belirterek, "Arap ülkeleri, rejimi yıkmayı isterken biz Suriye'deki krizin siyasi çözümünden bahsediyorduk. İlk günden bahsedilmesi gerekenleri konuşmak için 3 yıl mı geçmesi gerekiyordu?" diye sordu. 

Suriye'de savaşmalarının yanlış olmadığını ifade eden Hizbullah lideri, "Sorun, Hizbullah'ın Suriye'deki savaşa 1,5 yıl önce katılması değil aksine savaşa katılmakta gecikmesidir. Şayet Suriye'de tekfirci terör kazanırsa hepimiz yok olur silinip gideriz. Halep, İdlib, Rakka, Felluce ve Anbar'da yaşananları görmüyor musunuz? Farklı mezheplerden bazı Lübnanlı gruplar Suriye'de beraber savaşma yönünde teklifte bulundu ancak biz onlara buna gerek olmadığını, siyasi ve toplumsal yükümlülüğü omuzlamalarını söyledik" ifadelerini kullandı.

Lübnanlılara, Suriye konusundaki tutumlarını değiştirmelerini tavsiye eden Nasrallah, şunları kaydetti:

"Avrupalı ve ABD'liler Suriye'deki olayların kendi güvenliklerini tehdit ettiğini söylerken, bazı Lübnanlılar hala Suriye'de meydana gelen olayların Lübnan'ı tehdit ettiğini idrak edemedi. Sizden tutumunuzu değiştirmenizi ve Suriye'de olup bitenler karşısındaki konumunuzu gözden geçirmenizi talep ediyorum."

Konuşmasında İsrail'i de uyaran Nasrallah, "Savaşmıyoruz, savaş istemiyoruz ancak 'Siyonistlerden her kim Lübnan'a savaş açmayı düşünüyor veya tasarlıyorsa, halkımız da bundan endişe duyuyorsa, buna gerek olmadığını bilsin. Düşmanımız, direnç gücümüzün ve kuvvetimizin ne kadar olduğunu birçok Lübnanlı'dan daha iyi biliyor." dedi.

Lübnan halkının, bölgede meydana gelen değişimler karşısında beklememeleri gerektiğini söyleyen Nasrallah "Gelin, sorunlarımızı şimdi hep beraber çözelim. Suriye'yi bir kenara bırakalım, önümüzde bir fırsat var" diye konuştu.

Nasrallah'ın konuşmasından diğer satır başları ise şöyle:

"Siyonizm projesi bölgenin daimi sorunlarından. Bu sorun yerli yerinde duruyor; ama bazıları bunu ya görmezden geliyor ya da sanki hiç böyle bir sorun yokmuş gibi davranıyor. Bu büyük bir suçtur. Lübnan ve bölge halklarının önündeki tek seçenek direniştir. Bazıları sadece şimdi değil, öteden beri Direniş’i tartışıyorlar. Direniş’in Suriye’ye girişi tartışması, 2006’yla, 1982’yle, ya da 1970’li yılların başlarıyla ilgili değildir. Direnişle ilgili bu çatışma Filistin’de Siyonist rejimin kurulmasından beri vardı.

Çoğu kimse 1948’de Lübnan’da direnişin var olduğunu bilmiyor, çünkü direnişin anlamını bilmiyorlar. Lübnan’da direniş 1948’den beri ve işgalden önce de vardı. Meşruiyetini de o dönemde elde etmişti. Şu an bazı kişiler, görüşmelerde  ‘Filistinliler gelmeden önce İsrail’le bir sorunumuz yoktu’ diyorlar, siyasi süreçte yer alan politikacılar, bölgenin ve Lübnan’ın tarihinden nasıl bu kadar habersiz olabiliyorlar?

Direniş konusu, her partiyle, her örgütle yaşanan sorunun üstündedir ve kutsaldır. Bazıları neyi hedef alacaklarını çok iyi biliyorlar; çünkü onların asıl sorunu direnişledir.

Direniş esirlerin kurtarılması sırasında zafer kazandı; ordu ve milletin yanında yer alarak sınırların korunmasında başarılı oldu. Bu üçlü denge, Lübnan’ı bölgesel dengelerde etkili bir unsur haline getirdi. Direniş, başı dik ve alnı açık bir şekilde ülkeyi ve milleti savunmaya devam edecektir.

Direniş her alanda gücünün zirvesindedir. Altın, altın olarak kalacaktır. Karşımızda bir altın varsa birilerinin onu teneke ya da tahta diye nitelemesi, eşyanın mahiyetini değiştirmez. Lübnan’da, dünyada benzeri olmayan bir altın bulunmaktadır. Tahta ile ilgili olarak da şunu söylemeliyim ki Lübnan tahtadan işgalci askerler için tabut yapmıştır.

Bazılarının Suriye’deki gelişmelerle ilgili olarak bizimle sorunu, bizim siyasi tutumumuzla ilgilidir, bizim askeri müdahalemizle ilgili değildir. Suriye’ye en geç müdahil olan Hizbullah oldu, Hizbullah Suriye’ye herkesten sonra girdi. Çünkü bize karşı bir savaş başlatıldı. Biz, Suriye’ye tüm dünya Müslümanları için saygın olan kutsal bir mekanın korunması için girdik.

Biz en başından beri Suriye’de siyasi çözümü gündeme getirdik. Halbuki Arap dünyasındaki birçoğu yönetimin devrilmesinden söz ediyordu.

Nusra ve IŞİD’in terör örgütü listesine alınmasından sonra geriye kim kalıyor? Maalesef Lübnan’daki bazı kişiler, Suriye’de yaşananların kendi ülkelerini tehdit etmekte olduğunu bilmiyor. Halbuki Amerikalılar ve Avrupalılar bile buradakileri kendi ülkelerinin güvenliği için bir tehdit olarak görüyor.  

Nihayet attığımız adımların doğruluğu anlaşılmaya başladı. Eğer tekfirci terörizm Suriye’de başarılı olsaydı, sadece Hizbullah değil herkes hedefte olacaktı. Suriye’de ve Irak’ta yaşananları görmüyor musunuz? Suriye’deki tekfirci terörizm yenildiğinde hepimiz güvende olacağız." (Ajanslar / Hürseda Haber)