Bugün Diyarbakır'da kameralar karşısına geçen ve “yakma yıkma bizim işimiz değildir” şeklinde yüzyılın en komik açıklamasını yapan Demirtaş'ın sözleri, “halk tarafından yavuz hırsız ev sahibini bastırır” kaidesince yorumlandı.
 
Barış ve insanlık ile ilgili değerleri sadece kameralar karşısında hatırlayan Demirtaş ve yardımcıları Diyarbakır'da vahşice katledilen, binalardan atılan ve mübarek naaşları taşlarla ezilen Kürt gençlerin katillerinin ellerine silah ve taş verenler olarak Kürt halkının vicdanında mahkûm edileceklerdir. Her ne kadar Ankara'da cari olan dokunulmazlık zırhı dolayısıyla bu olaylardan dolayı yargılanmayacak olsalar bile; bu tür dokunulmazlıkların halk nezdinde hiçbir anlam ifade etmeyeceği gerçeği de kamuoyu tarafından ifade ediliyor.
 
Hatırlanacağı üzere ABD'den dönen Selahaddin Demirtaş; ayağının tozuyla, insanları sokağa, şiddete ve İslam Düşmanlığına, Müslüman Camialara geçit vermemeye ve Vandallığa çağırmış, saldırganlığın İslami Camialara yöneltilmesi yönünde mesajlar vermişti. Demirtaş'ın, Müteddeyyin Camiaları, özelde ise Hüda Par Camiasını ABD dönüşünden hemen sonra hedef göstermesi ise bölge kamuoyu tarafından “ABD'den emir aldılar” şeklinde yorumlandı.

Heykelellerin, putların yakılmasını kınayan Demirtaş'ın, eli kanlı katillerin vahşetini aklamak istercesine, kendilerinden başka herkesi suçlaması bile Kürt halkını nasıl aşağıladığının göstergesidir. Demirtaş ve onu gemleyenler için, Kürtlerin, taştan tahtadan yapılma putlar kadar bile değeri yok anlaşılan. Doğrusu faşist faşiste benzer kaidesince diğer faşistlerin düşündüğü gibi başta Demirtaş ve yoldaşları olmak üzere Kürt Faşistleri için de en iyi Kürt ölü Kürt'müş anlaşılan
 
Ekranların karşısına geçip PKK-HDP'yi sütten çıkmış ak kaşık gibi ilan etmeye çalışan Demirtaş'ın açıklama esnasındaki tedirginliği ise dikkatlerden kaçmadı. Ekran karşısında boncuk boncuk terleyen ve tedirginliği mimiklerine ve vücut diline de yansıyan Demirtaş'ın bu durumu suçluluk psikolojisinin bir yansıması olarak değerlendirildi.
 
PKK kanadının iki gün içerisinde tüm Kürdistan'ı savaş alanına çevirmesinin sorumluları olan Selahaddin Demirtaş ve arkadaşlarının geçmişten ders almadan, bölge Müslümanlarına ve onların değerlerine saldırmaları, yeni bir savaş arzuladıklarının göstergesi olarak ifade ediliyor.
 
Yaptığı açıklamada başta Hüda Par olmak üzere İslami Camianın uğradığı mağduriyetlere hiç değinmeyen Demirtaş'ın bu tavrı; “ya sorumluluğu üzerinden atma çabası ya da İslami kesimden yapılan açıklamalardan sonra yüreklerinde oluşan korkunun suskunluğu” olarak yorumlanıyor.
 
Nitekim Demirtaş'ın emriyle sokağa dökülen PKK-HDP çetelerinin Müslümanları vahşice şehid etmesinden sonra; aynı gece bir açıklama yapan Hizbullah Cemaati, olaylarda şehid olanları, “kardeşlerimiz” diyerek sahiplenmiş ve mazlum halkın yanında olacağını ifade etmişti. Hizbullah Cemaati yaptığı açıklamasında; “Müslüman halkımız ve mensuplarımız şunu bilsin ki; Hizbullah Cemaati, kendilerini korumak için Allah’ın izniyle ne gerekiyorsa yapacaktır. İslami değerlere ve Müslüman halkımıza yönelik yapılacak hiçbir saldırı, zulüm ve haksızlığı kabul etmeyeceğimizi ve buna karşı duracağımızı kamuoyuna bu vesileyle ilan ediyoruz.” diyerek tüm Müslümanlara sahip çıkacağını açıkça beyan etmişti.
 
Kendi çetelerinin yaptığı katliamı, kurban dağıtan gençleri taşlarla şehid etmesini, camileri yakmasını, Kürt'lerin namusuna, malına saldırmasını, Kürt Halkına düşmanlık yapmasını gizlemek ve kendini kurtarmak adına Barıştan, Kobene’deki Kürtlerin kurtuluşundan bahseden Selahaddin Demirtaş'ın açıklamaları her şeyden önce Kürt halkının aklıyla alay etmek, Kürtlerin aklına hakaret etmekten başka bir anlam taşımıyor.
 
Karanlık alanlarda Kürt Halkına kirli bir savaş dayatan bu zihniyetin, lambalar yanınca barışı hatırlaması, barıştan dem vurması ahlaki yoksunluğun zirvesi olmakla beraber, bütün Kürdistan'ı Kobani gibi savaş alanına çevirme ve Kürt gençlerinin kanından nemalanma olarak da değerlendiriliyor.
 
Kobanide IŞİD'in Kürtlere saldırdığını söyleyenlerin Kuzey Kürdistan'da Kürt gençlerini bıçaklaması, binadan atarak cesetlerini araçlarla, taşlarlarla ezmesi, benzin döküp yakması ve tüm bunların da Demirtaş'ın sokak davetinden sonra olması “PKK-HDP Kürdistan'ın Dahakı” şeklinde karşılık buluyor. İşte Demirtaş'ın kameralar karşısındaki telaş ve gerginliği; bu, malumun ilam edilmiş olmasının verdiği tedirginliktir.
 
Açıklamasında, merd-i Kıpti şecaat arz ederken sirkatini söylermiş, kaidesinden hareketle; 'IŞİD Mürşitpınar'a yükleniyor' haberini görünce halkımızı acil eyleme çağırdık çünkü birazdan yaşanacaklar eğer tahmin ettiğimiz gibi gelişirse olayların önüne geçemezdik.  Bizim yaptığımız budur. Diyen Demirtaş'a buradan açıkça sormak lazım; “Mürşitpınar'a IŞİD yüklendi diyorsun peki D.Bakır'a, Batman'a, Mardin'e ya da Kızıltepe'ye kim yüklendi. Bu Kürt şehirlerini kim yakıp yıktı, Kürt gençlerini kim katletti, Kürtlerin mallarını kim talan etti de bu şehirler şimdi harap durumda?”
 
Gerçekler gün gibi açık iken, milyonların gözleri önünde gerçekleşen PKK-HDP vahşetini yok gibi göstermeye çalışan Demirtaş ve arkadaşlarına tavsiyemiz en yakın psikoloji kliniğine başvurarak tutulan ve kirlenen akıllarını fabrika ayarlarına çevirmek için çabalamaları olacaktır.
 
Buradan başta sosyologlar ve psikologlar olmak üzere tüm ilim insanlarını bu Vahşet, Yalan ve Kızarmayan yüz üçlüsünün altındaki gerçekleri anlamaya ve Kürt Halkının selameti için bu hastalıkları tedavi etmeye davet ediyoruz.
 
Vahşet ve yalan üzerine kurulan bu korku balonunun içindeki sosyalist gazın ve o gazla kuşatılmış olan dokunulmazlıkların, Kürt halkının vicdanı nezdinde beş para etmediğini de hatırlatmakta fayda var. (Metin Gökmen – Hürseda Haber)