İçişleri Bakanı Efkan Ala'ya sunulan MÜSİAD Diyarbakır Şubesi'nin 6- 8 Ekim olayları raporunda, başta Diyarbakır olmak üzere ülkenin bir çok yerinde meydana gelen üzücü olaylarda 40'tan fazla kişinin yaşamını yitirdiği, kamu ve özel teşebbüslere ait işyerlerinin tahrip edildiği hatırlatıldı. Olayların başında basit toplantı gösteri hakkının yasal kullanımına uygun gözlem yapılırken, akabinde hiç beklenmedik şekilde barış sürecini, toplumsal düzen ve refahı bozmaya çalışan karanlık odakların devreye girdiği öne sürüldü.
Raporda, ilk etapta Hüda Par mensuplarına ve yerleşkelerine yönelik saldırı olması, akabinde Hüda Par'ın karşılık vermesi ile olayın IŞİD örgütünü protesto eyleminden saparak, neredeyse iç çatışma noktasına vardığı belirtildi.
MÜSİAD Diyarbakır raporunda, çözüm süreci ile sağlanan huzur ve barış ortamını bozmak isteyen çevrelerin yeniden sabote girişimlerinde bulunduğu savunularak şöyle denildi:
"06-08 Ekim tarihleri arasında Suriye’nin Kobane Kasabasının İŞİD örgütünün ele geçirmek istemesi sonucu HDP’nin çağrısı üzerine başta Diyarbakır olmak üzere ülkenin bir çok yerinde meydana gelen üzücü olayların çıkmasına sebep oldu. Olaylarda 40’tan fazla vatandaşımız yaşamını yitirdi, yüzlerce vatandaşımız yaralandı, kamu ve özel teşebbüslere ait işyerleri tahrip edildi.
Toplantı ve gösteri hakkının ülkemiz anayasası ve bir çok kanununda hak olarak tanımlanıp güvence alması hukuk devletinin gereği iken aynı zamanda toplantı ve gösteri hakkının kullanış biçimi ve sınırları da kanunlarımızca düzenlenmiştir. Zira hiçbir kanun toplantı ve gösteri hakkının kamu düzenini zedeleyici, toplumsal barış, huzur ve güven ortamını tehdit edecek boyutlarda olmaması gerektiğine yönelik kısıtlama getirmiş, buna uyulmasını şart koşmuştur.
Olayların başında basit toplantı gösteri hakkının yasal kullanımına uygun gözlemimiz mevcutken, akabinde hiç beklenilmedik bir şekilde Barış sürecini, toplumsal düzen ve refahı bozmaya çalışan karanlık odakların devreye girmesiyle ilk etapta HÜDA PAR adlı siyasi parti mensuplarına ve yerleşkelerine yönelik saldırı olması, akabinde HÜDA PAR’ın karşılık vermesi ile olay İŞİD Terör Örgütünü protesto eyleminden saparak neredeyse iç çatışma noktasına varmıştır.
Toplumsal çatışma riskinin belirlenmesi ile beraber MUSİAD Diyarbakır şubesi olarak belirli zamanlarda bireysel görüşmeler olmak üzere ve bir çok STK temsilcisinin oluşturduğu geniş katılımlı heyet taraflar arasında sağduyunun oluşması olayların büyümeden engellenmesi ve toplumsal barışın daha fazla zedelenmemesi için görüşmeler yapmaya başlanmıştır. Öncelikle MUSİAD Diyarbakır Şubesinin bireysel görüşmelerde HÜDA-PAR adlı siyasi parti ziyaretler gerçekleştirilmiş taraflarına sağduyu çağrısı ve sükûnete davet edilmiş akabinde DBP adlı siyasi parti il başkanlığı tarafımızca ziyaret gerçekleştirilmiştir.
Görüşme ve sağduyu talepli görüşmelerimiz olumlu neticelenmiş karşılıklı şiddet olayları dinmiştir. Bir kısım basının sorumsuz ve kışkırtıcı, provokatif haberleri tarafımızca kaygıyla izlenmiş, yeniden taraflar arasında kin ve nefretin çoğalmasına ve bunun şiddete evrilme riskin olma ihtimaline binaen; tarafımızca 21.10.2014 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na MÜSİAD Diyarbakır Şubesi olarak yayın yasağı talebinde bulunmuştuk. Yayın yasağı talpli dilekçemizde belirttiğimiz üzere “ Bir Kısım basının sorumsuz ve kışkırtıcı yayınlarının Ocak 2013 tarihinde başlayıp devam eden ve bizlerinde desteklemiş olduğu Barış ve Çözüm Sürecinin ruhuna uygun olmadığı, ilimiz ve bölgemizin sürekli bir biçimde bu tür olaylarla gündemleştirilmesi ilimize yönelik planlanıp icra edilecek ekonomik yatırımlar için olumsuz bir psikoloji bariyer rolü üstleneceği ve var olan mevcut yatırımlarında durdurulmasına sebep olacağı” belirtilmiştir.
Ocak 2013 yılından itibaren Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın “biz çözüm sürecine bedenimizi koyduk” söyleminde vücut bulan Barış ve Çözüm Süreci’nin kamuoyuna deklere edilmesiyle, 30 yıldır başta ilimiz olmak üzere ülkemizin hemen hemen her yerinde sayısız acıya sebep olan çatışmalı süreç sonlanmıştır. Ara sıra küçük yol kazaları, gerginlikler olsa da Sayın Cumhurbaşkanı ve devlet yetkililerimizce Çözüm Süreci’nin devam edeceği, kimsenin artık Türkiye’yi eski karanlık günlerine geri döndüremeyeceğine ilişkin kararlılığı ile süreç ilerleyerek bugünlere geldi.
Ancak ulusal ve uluslararası karanlık güçler ülkemize çözüm ve barış sürecinin getirmiş olduğu rahatlamayı bozmak, süreci sabote etmek için bir çok girişimde bulundu. Tahminimize göre ülkemizde yeniden silahlı çatışmaların meydana gelmesini arzulayan bu güçler başta Bingöl’de üç emniyet görevlisinin suikast sonucu hayatını kaybetmeleri ile, Hakkari ve Diyarbakır’da silahlı kuvvetler mensuplarına yönelik vahim saldırılar ile yeniden devreye girmek istemekte süreci sonlandırmak için ellerinden gelen bütün çabayı sergilemektedirler. Etkin bir soruşturma ile olayların failleri yakalanarak yargı önüne çıkarılmalı, bunun yanında çözüm sürecine yönelik gelişecek sabotajlar için gerekli tedbirler alınmalıdır.
Sayın Bakanlığınızın dikkatine sunmak üzere ;
1- Her ne pahasına olursa olsun halkımızın istisnası büyük bir çoğunluğunun desteklemiş olduğu ve devlet politikası halini almış Çözüm ve Barış Süreci istisnasız bir şekilde hükümetimizce kararlı bir şekilde sürdürülmelidir.
2- Son dönemde meydana gelen olayların sosyolojik ve siyasal sebepleri irdelenmeli buna yönelik önleyici tedbirler alınarak bir daha oluşmasının önüne geçilmelidir.
3- Bölgeye yapılan kamu yatırımları artırılmalı, özel teşebbüslere ait yatırımlar teşvik edilmeli, gerekli kolaylıklar sağlanmalıdır.
4- Barış ve Çözüm Sürecinin ruhuna uygun bir dil geliştirilmeli, daha kapsayıcı, barışçıl, geleceğe güvenle bakan bir dil oluşturulmalıdır. Ortak gelecek teması sürekli bir biçimde dile getirilmeli, özellikle basın yayın kuruluşları bu konuda duyarlı olmalıdır.
5- Toplumsal barış ve huzurun temini için sorunların yerinde tespiti ve bölge halkının nabzı ile problemlerin çözümü konusunda sosyal bilimcilerden oluşan bir bilimsel heyet oluşturulmalı, bu bilimsel heyet fark göstermeksizin bölge halkının tüm kesimleri ile diyaloğa geçmeli, rapor hazırlayarak tarafınıza sunmalıdır.
6- Son dönemde meydana gelen olaylar neticesinde tutuklanan 18 yaşından küçük çocukların yeni bir “taş atan çocuklar” probleminin oluşmasına engel olmak için tutuklama gibi ağır ve telafisi mümkün olmayan tedbirler yerine eğitsel çalışmalarla bu çocukların eylemlere katılmasını engelleyecek geçilecek projeler üretilmelidir.
7- Barış ve Çözüm Süreci ile beraber en son yapılan yasal değişikliklerde dikkate alınarak Çözüm Sürecinin tarafı konumundaki sağduyulu kişilerle görüşmeler devam etmeli, takdiri hükümetimizde olmak üzere ilgili sağduyulu ve çözüm sürecinin devamına yönelik istek ve beyanları bulunan kişilerin bölgenin kanaat önderleri, STK temsilcileri, çeşitli siyasal parti temsilcileri ve gazeteciler ile görüşmesinin önü açılmalıdır.
8- Takdiri hükümetimizde olmak üzere toplumun tüm kesimleri ile diyaloğa geçebilecek nitelik, donanım ve kabul edilebilirliği olan, barış ve çözüm umudunu hep diri tutacak komisyonlar kurulmalı, bu komisyonlar çözüm sürecinde aksama, sekme durumunda toplumsal kamuoyunun barış ve çözüm umudunun yitirilmesinin önüne geçecektir.
9- Durumu ağır olan ve kamuoyunda bir vicdan meselesi halini alan hasta tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılması, çözüm sürecinin önündeki tıkanmanın en azından giderilmesi noktasında olumlu bir işlev göreceği ve bununda ülkemize herhangi bir zarar getirmeyeceği tarafımızca değerlendirilmektedir. (Ajanslar)



