Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için, görevi başındayken “dönemin Başbakanı” şeklinde fezlekeleri hazırlayarak hükümeti devirme planı yapan Paralel örgütün, KCK’dan Hizbullah Cemaatine, İBDA-C’den Hizb-u Tahrir'e, Vasat Cemaati'nden Elazığ İHYA-DER’e, Metin Kaplan'dan Yakup Köse'ye, Adıyaman Vahdet Der’den birçok il ve ilçede şube ve temsilcilikleri bulunan Mustazaf Der’e kadar yüzlerce yapının 10 Binlerce üyesini kurduğu kumpasla mağdur etmesiyle ilgili her gün yeni bilgiler ortaya çıkıyor.

Paralel örgütle mücadelede halkın büyük bir kesiminin desteğini alan Hükümetin, gelinen aşamada çok az mesafe kat etmesi, söz konusu mağdurlar için yeniden yargılanma yolunun açılması veya genel af çıkarılması talebi daha sık dillendirilmeye başlanmasına neden oldu.

Paralel örgütün akıl sınırlarını zorlayan gerekçelerle işlediği hukuk katliamlarını Facebook sayfasında gündeme getiren televizyon programcısı Yunus Emiroğlu, örgütün işlediği hukuk cinayetlerini bir bir sıraladıktan sonra, bu mağduriyetleri gidermenin iki yolu olduğunu, bunlardan birinin 28 Şubat sürecinden bu yana görülen siyasi davalarla ilgili yeniden yargı yolunun açılması olduğunu, diğerinin ise genel af olduğunu dile getirdi.

Yazısında kamuoyunun bilmediği önemli bir bilgiye de paylaşan Emiroğlu'nun, “Hukuk mu Dediniz?” başlıklı yazısını sizlerle paylaşıyoruz:

Türkiye'nin yargı alanındaki sicili bir hayli bozuk.

Cumhuriyet dönemi sayısız hukuk skandalı ile dolu. Gücü elinde bulunduranlar yargı erkini sözüm ona devlet ve millet adına keskin bir kılıç gibi kullandılar. Yeni Cumhuriyetin ceberrut İstiklal Mahkemelerinin sözde yargılamalarında “sanığın idamına tanıkların bilahare dinlenmesine” şeklindeki kararları, insanımızın hafızasında hep canlı kaldı. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” deyişini tersten okuyan sistem, yıllar yılı devletin güya ali! menfaatleri uğruna bu toprakların öz evlatlarını dar ağaçlarında sallandırdı. Herkes için lazım olan hukuk ve adalet Müslüman halkımıza hiç uğramadı.

Bugünden geçmişe bakıldığında rejimin temel perspektifinin çok da değişmediği müşahede edilmektedir. Gerek devlet gerekse de devlet içinde çöreklenmiş kimi güç ve iktidar sahipleri, zulüm kılıçlarını mazlumların boyunlarından eksik etmedi.

Zaman zaman devran değişmiş gibi görünse de esasen menfaatler öne çıkarılmış, devlet erki ya da o gücü elinde bulunduranlar hiçbir zaman gerçek manada hesap vermemiştir. Dönemsel olarak menfaatler çeliştiği için kimi zalimler ve sözde mazlumlar yer değiştirmiş ama nedense inançlarının gereğini yerine getirmekten başka gayeleri olmayan Müslüman evlatları kendi öz vatanlarında parya muamelesi görmeye devam etmiştir.

***

Son dönemlerde yine benzer bir tablo ile karşı karşıyayız.

Yıllarca devlet namına, kanun namına el ele, kol kola olanlar menfaatler çakışınca ayrı düştüler. Bu süreçte olan, yine rejimin bekası ya da bir grubun menfaatleri için ezilenler ve yıllardır onca çığlığa rağmen sesleri duyulmayan mazlumlara oldu.

Şimdiler de ise umutlar adaletin geç de olsa yerini bulacağı günlere kaldı. Son zamanlarda çokça gündeme gelen devlet içindeki paralel yapı iddiaları, gözleri yeniden geçmişe çevirdi.

İddia şu; Devletin içine sızan birileri devletin gücünü ve imkanlarını kendi grupsal çıkarları için kullandı. Emniyet ve yargı eliyle muhaliflere komplolar, kumpaslar kuruldu. Hatta Hükümete darbe yapılmak istendi.

Hükümet kendisine kurulan kumpası fark etti ve gerekli adımları atmaya başladı. Öncelik ise yine devletin yüce! menfaatleri oldu.

Ve şimdi bazı vicdan sahipleri devlete ve iktidar sahiplerine “görmezden gelinenleri” hatırlatma çabasında... Bakalım netice ne olacak !..

İşte bu insani ve vicdani sorumluluğa bizim de bir katkımız olsun diye yakın geçmişte yaşanan iki hukuk faciasını gündeme alıp bir kez daha “Adalet Şimdi” demek istiyoruz...

Peki, neydi o iki skandal olay? Şimdi biraz hafızaları tazeleyelim...

İlki Elazığ İHYA-DER dosyası...

Tarih : 27 nisan 2009
Yer : Elazığ
Hedef : İhya Eğitim,Kültür ve Yardımlaşma Derneği kısa adıyla İHYA-DER

Bir şafak vakti Elazığ merkez, Kovancılar ve Palu ilçeleri ile Malatya merkezde onlarca kişinin evi basıldı. Aralarında derneğin genel başkanı ve dernek yöneticilerinin de bulunduğu şahıslar yaka paça göz altına alındı.

Özel Yetkili Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi savcısı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında süreç hızlı işletildi. Baskınların yapıldığı tarih olan 27 Nisan 2009 gününden 9 ay gibi kısa bir süre sonra 14 Ocak 2010 tarihinde yerel mahkeme kararını verdi.

Hülasa; yapılan sözde yargılamada 18 kişi toplamda 150 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Yargıtay 9. Ağır Ceza Mahkemesi de 15 Haziran 2011’de cezayı onadı.
Şahıslardan bir kısmı halen Elazığ E Tipi kapalı ceza evinde...Bir kısmı da yurt dışına çıkmak zorunda kaldı.

Peki, suçları neydi? Bu insanlar ne yapmışlardı da böyle bir netice ile karşılaşmışlardı.

Hapis cezasına çaptırılan kişilere atfedilen suçlar ise insanın kanını donduran cinsten.

Akıl almaz suçlamalar içerisinde "Söz konusu insanların Filistin'e Destek Eylemleri, Kutlu Doğum Haftası ve Mekke'nin Fetih Gecesi" gibi etkinlikleri organize etmeleri veya katılmaları gibi sözde suçlar yer alıyor.

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Badem tarafından hazırlanan iddianamede suç olarak isnat edilen iddialar şunlar:

-Filistin'deki saldırılarda şehit olanlar için "gıyabi cenaze namazı kılmak..."

-"Filistin'e Destek Mitingi düzenlemek ve mitinge katılmak..."

-"Kutlu Doğum Etkinlikleri düzenlemek ve katılmak"

-"Hz. Hüseyin ve Kerbela" tiyatro gösterisini organize etmek ve katılmak"

-Ve daha nice akla ziyan suçlamalar....

Dosya ilgili çarpıcı bazı hususları ise şöyle sıralamak mümkün...

-Elazığ İhya-Der'e yönelik bir kumpas kuruldu. İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere tüm ilgili kurumlar dosya hakkında soruşturma açmaya yanaşmadı.

- Paralel yapı ele geçirdiği yargıyı silah gibi kullandı, polis eliyle tuzaklar kurdu, dindarlara ceza yağdırdı. Mahkeme; genç, kadın, yaşlı dinlemedi. Derneğin Genel Başkanı Muhammed Fatih Demirtaş’a 15 yıl, 60 yaşını geçen Molla Zeki Açıkgöz'e İslamî sohbet vermekten üyeliğin üst sınırından 7,5 yıl , İslamî sohbetlere katıldıkları ve muhtaçlar yararına kermes düzenledikleri gerekçesiyle 55 yaşındaki bir kadın ile bir bacağı protezli bir bayanın aralarında bulunduğu 18 kişiye 150 yılı bulan hapis cezaları verildi.

- Elazığ İhya -Der’e düzenlenen baskında sadece emniyet arşivinde bulunan bir CD ve katlanmamış bir bilgisayar çıktısı İhya-Der’de bulunmuş gösterildi. CD’nin İhya-Der bilgisayarlarında kullanılıp kullanılmadığı ve dernek mensuplarının hem CD hem kağıt çıktı üzerinde parmak izinin olup olmadığı ile ilgili avukat talepleri mahkeme tarafından dikkate alınmadı..

Gelelim Adıyaman'daki VAHDET-DER davasına...

VAHDET-DER’E kurulan kumpas İHYA-DER’İN başına gelenlerden farksız...

Birçok İslami oluşumu terörle ilişkilendirerek pasifize etmeye çalışan malum yapının bir hedefi de Adıyaman merkezli Vahdet-Der oldu. 19 Ekim 2010 yılında Malatya Özel Yetkili Savcılığı tarafından operasyon yapılan dernekte 6 kişi gözaltına alındı.

Yaptıkları hayır çalışmaları ve kültürel etkinliklerle toplumdaki kardeşlik duygularını pekiştiren ve ahlakî yozlaşmanın önüne geçip insanlara İslam'ı anlatıp halkın teveccühünü kazanan Vahdet- Der’in çalışmaları örgütsel faaliyet olarak değerlendirildi:

İşte 50 yıl ceza verilmeye sebep olan o suçlardan bazıları;

- Vahdet-Der isimli derneği açmak.

-"Bismillahirrahmanirrahim" ile başlayıp "Allaha emanet olun" şeklinde biten A-4 kağıdı bulundurmak.

-"Esnaf ve Sanatkarlar Komisyonu" ile başlayıp, "Aile İlişkilerini Geliştirme Komisyonu" ile biten dernek komisyon raporu bulundurmak.

-Üniversiteyi yeni kazanan öğrencilere yardım edip, onların öğrenci evine yerleşmesine yardımcı olmak.

- "Kudüs Günü" konulu basın açıklamasına katılmak.

- İsrail ve Amerika'yı protesto etmek amacıyla "Kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'in yakılması ve çirkin bir şekilde ayaklar altına alınması"nı protesto etmek.

- Düğün organize etmek ve buna katılmak.

- Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle etkinlik düzenlemek ve katılmak.

- "Hz. Fatma'yı anma" şeklinde etkinlik düzenlemek.

- Adıyman Samsat'ta medfun sahabe Safvan İbn-i Muattal'ın türbesine ziyarete gitmek...

Malatya Özel Yetkili 3. Ağır Ceza Mahkemesi; Sivil Toplum Kuruluşlarının yaptığı yasal faaliyetleri örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirerek akıllara zarar kararların altına imza atmaya devam etti. Mahkeme heyeti yine operasyonun üzerinden bir yıl bile geçmeden 08 Eylül 2011 tarihinde şahıslardan Kahta Mustazaf Der Şube başkanı Mustafa YETİŞ’e 10 yıl 6 ay , Adıyaman Vahdet Der yöneticisi Ahmet YILDIRIM’a 9 yıl, diğer Vahdet der üyeleri Ahmet KALAN, Hüseyin DEMİR, İsmail ALPAYDIN ve Kamil DEMİRAL’a 7’şer yıl 6’şar ay hapis cezası verdi

Netice itibariyle dosya Yargıtay 9. Ceza Dairesince 12 Haziran 2012 tarihinde onaylandı.

Şahıslardan bir kısmı halen Adıyaman E Tipi Kapalı ceza evinde...Bir kısmı da yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Bu süreçte yaşanan onca mağduriyet de cabası...

***

Ve şimdilerde emniyet ve yargıdaki paralel yapı iddiaları üzerinden yeni yeni kamuoyunun gündemine gelen İHYA-DER ve VAHDET- DER dosyaları ve yaşanan mağduriyetler henüz tam olarak anlaşılabilmiş değil.

Beklentilere gelince;

Evvela sürecin bütün yönleriyle araştırılması, gerçeklerin tüm çıplaklığı ile ortaya çıkarılması ve hakkaniyet ölçüsünde adil bir yargılama yapılarak mağduriyetlerin giderilmesi,

Saniyen, süreçte olaya dahli olanlardan, kumpaslarla insanları mahkum edenlerden hesap sorulması, mağdur olan gerçek ve tüzel kişilerin kayıplarının maddi- manevi tazmin edilmesi gerekir.

Mahkemelerin siyasi davalarla ilgili vermiş oldukları kararların tartışmalı kararlar olduğu gerçeği göz önüne alınarak yeniden yargılama ve genel af da dahil olmak üzere mağdurların lehine işleyecek bir süreç başlatılmalıdır..

Son bir not ; Genel Merkezi Diyarbakır’da bulunan İnsan Hak ve Hürriyetleri Derneği (HÜR DER) Hukuk Komisyonu önemli bir adım attı. HÜR-DER, İhya-Der ve Vahdet-Der davasında, onlarca kişiyi yasal faaliyetlerini örgütsel suç kapsamına sokarak yıllarca mahkum eden hakim, savcı ve polisler hakkında suç duyurusunda bulunacağını açıkladı.

Süreci hep beraber takip edeceğiz...

Her ne kadar geç gelen adalet, adalet olmasa da bir kez daha “Şimdi Adalet” diyoruz..." (Hürseda Haber)