BÖLÜM 1: 

BEN DEVLETİ KURTARMAYA GELDİM”

Bu söz 9. cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e ait. TC’de meydana gelen gayri hukuki tüm olayların dayanağı hep devleti koruma adı altında olmuştur. İhtilaller devletin bekası için yapılır. İnsanlar darağacına devlete ihanet suçundan gönderilir.  Hukuk katliamı devleti koruma adına yapılır.  yasalar devletin geleceği adına çiğnenir.28 Şubat’ta bu tür zihniyetin bir sonucudur.  Sivil bir darbedir.

28 Şubat sivil darbenin iyi anlaşılabilmesi için Türkiye’nin yakın siyasi tarihini, bu süreci tetikleyen iç ve dış faktörlerin iyi bilinmesi gerektiğine inanıyorum. Osmanlının yıkılışından sonra kurulan ilk mecliste yaşanan halk iradesinin meclise yansıtılması ve istibdattın kaldırılması düşüncesi milletvekilleri arasında ciddi tartışmalar neden olur. Bazı vekillerin kaldırılacak istibdattın yerine kendi otoritelerini kurma planlarını yaptıkları görülür.

1920 de açılışı yapılan meclisin üzerinden daha iki yıl geçmeden halk iradesini bir tarafa itip yönetimi kendi idarelerine alma, batı ile işbirliği içinde halkın inanç ve değerlerine uymayan inkılaplar çıkarma yoluna gidildi. Tek partili bir meclis oluşturuldu. Bunun üzerine meclisteki mebuslar ikiye ayrıldı. 1. grup.2. grup. Atatürk’ün başını çektiği 1.grup daha çok batı destekli otoriter yapıdan yana tavır, Hüseyin Avni Beyin başını çektiği 2. grup despotizme karşı halk iradesinin yönetime yansıtılmasından yana tavır koydu. Bu fikir ayrışmasından sonra 2. grup halk partisinden ayrılıp Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını kurdu. İki grup arasında mecliste şiddetli tartışmalar yaşandı. Sonunda Halk Partisi zorla da olsa 2. grubu alan dışına itip devlet yönetiminde tek etkili güç haline geldi. Bu parti yönetiminde halkın değerleri hiçe sayıldı. Halk ciddi baskılar gördü. Bu durum 1950 ye kadar devam etti.

1950de çok partili hayata geçildikten sonra demokrat partinin tek başına iktidarı halkta bir rahatlama meydana getirdiyse de bu ancak 10 yıl sürdü. Ardından 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri ihtilalleriyle ülke yönetimi tamamen askerlerin kontrolüne girdi. Halkın iradesi hiçe sayıldı. Devlet seçkinleri hep1.sınıf,  halk sürekli 2. sınıf vatandaş olarak kaldı. Her ne kadar seçimler yapıldıysa da bu seçimler formaliteden öte bir şey ifade etmedi. Hep kışlada hazırlanan listeler devlet yönetiminde yer aldı. Siyasiler kışlaların birer memuru haline geldi.

1983’te askerin halk üzerindeki baskısı biraz azaldı. Yapılan ilk seçimde Turgut Özal yönetimindeki anavatan partisi tek başına iktidara geldi. Asker yönetimindeki iki parti fazla bir varlık gösteremedi.  ANAP iktidarında seçilmişlerle, devlet seçkinleri arasındaki mücadele hız kazandı. Kısmen de olsa devlet seçkinleri, seçilmişlerin etkisi altına girdi. Özal döneminde özellikle askeri seçkinler kısmen de olsa siyasete boyun eğmek zorunda kaldı. Askerler bunu hiç bir zaman içine sindiremedi.

28 Şubat sivil darbenin meydana gelmesinin önemli nedenlerinden biri ÖZAL DÖNEMİDİR. Bu dönemde halkın iradesini halk adına kullanma, devletin adamı değil halkın adamı olma, devletin millet için var olduğu ve onun hizmetinde bulunması gerektiği düşüncesi kısmen de olsa yer edinmeye başlandı.

1990 lara gelindiğinde kısmen de olsa psikolojik üstünlük toplumun eline geçti. Yani yönetim toplumun temsilcisi olan seçilmişlerin elindeydi.

İşte ne olduysa 1993’te Özal’ın ölümünden sonra oldu. Özal’dan sonra cumhurbaşkanlığına getirilen Süleyman Demirel’in askeri diktanın egemenliği altına girip tekrar devletçi nutuklarla” Ben devleti kurtarmaya geldim.” demesi üzerine bir şekilde 28 Şubatın ateşi tutuşturuldu. İlk olarak milli güvenlik kurulu devlet yönetiminde aktif hale getirildi. Kararlar kışlalarda alınmaya, talimatlar buradan verilmeye başlandı. Siyasiler buradan verilen talimatlarla hizaya getirildi. Devlet yönetiminde tekrardan devlet seçkinler i etkin hale geldi. Asker ve güdümündeki siyasiler, özellikle mütedeyyin insanların devlet yönetiminde yer almaması için bütün imkânları seferber etti. Bunun için kısa ve uzun vadede planlar yapıldı.

Hazırlanan bu planlar 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül askeri ihtilallerin planlarından farklı olmalıydı.  Diğer ihtilallerde nedenler açıktı. Sağ sol, alevi Sünni vb. Şimdi böyle nedenler yoktur. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya”: Bu defa silahsız kuvvetler gereğini yapsın”.  Diyerek farklı bir yönteme işaret ediyordu.  Bunun içinde medya, TSK, TÜRK-İŞ, TOBB ve DİSK gibi sivil toplum kuruluşları harekete geçirilecek. ” irtica” olarak ifade edilen tehlikeye karşı uyduruk materyaller toplanacak.   Üç, dört yıl gizli çalışmalar yapılarak 28 Şubatın alt yapısı hazırlanmış olunacak. Bu hazırlıklar yapıldıktan sonra sıra uygulama alanına gelmişti. Bunun için iç ve dış faktörler devreye sokuldu.

İç faktörler; yukarıda anlattığımız tarihi süreçle beraber 24 Aralık 1995’te yapılan genel seçimlerde Refah Partisi yüzde 21 oyla birinci parti gelince, 1993ten beri düşünülen silahsız darbe düşüncesi DEVLET SEÇKİNLERİ tarafından devreye sokulur.

Refah partisinin hükümet kurmaması için dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel bütün yolları dener. Hükümeti kurma görevini Refah Partisine değil, ikinci parti olan ANAP genel başkanı Mesut Yılmaz’a verir.

Hükümet güven oylamasını alır. Refah partisi oylamanın anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle anayasa mahkemesine başvurur. Güven oylaması iptal edilir. Bunun üzerine istemeyerek de olsa Demirel, hükümet kurma görevini Erbakan’a verir. Erbakan, Tansu Çillerle birlikte 54. Hükümeti kurar. Bu arada asker ve cumhurbaşkanı farklı senaryoların peşine düşmüştür.

Devlet seçkinleri(askerler)Anayasa mahkemesi, cumhurbaşkanlığı, Yargıtay, Danıştay başkanları ve diğer üyeler genelkurmay başkanlığına çağırılarak irtica ile ilgili brifingler verilir. Refah partisinin hükümetten uzaklaştırılması için gayret ve çaba göstermeleri istenir. Bunun için DYP’den, Demirel’e yakın Hüsamettin Cindoruk ve arkadaşları bir şekilde ayrılarak DTP’yi kurmaları sağlanır. DTP mecliste grup kurar.  Bütün bunlar 28 Şubatın provalarıdır.

Bu siyasi denklemlerin yanında O dönemde ileri sürülen bazı bahaneler: Erbakan’ın Mısır, Libya ziyareti ve Kaddafi’nin sarf ettiği sözler, Erbakan’ın başbakanlıkta tarikat liderlerine verdiği iftar yemeği, Refah partili bazı yetkililerin kişisel açıklamaları, Sincan’da Kudüs gecesinin düzenlenmesi, Müslim Gündüz ve Ali Kalkancı olayları ve bürokrasi de irticai kadrolaşma bahane olarak gösterildi. 

BUNLAR YANLI MEDYA TARAFINDAN SENARYOLAR EŞLİĞİNDE GÜNDEMDEN DÜŞÜRÜLMEDİ.

Ortam devlet seçkinleri tarafından sürekli körüklendi.