Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından FETÖ'nün darbe girişimiyle ilgili başlatılan soruşturma kapsamında, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla Anadolu Adalet Sarayı'nda görevli 39 savcı ve 71 hakim hakkında gözaltı kararı alındı.
Bu kapsamda gözaltına alınan 86 şüpheliden, ifade alma işlemi biten ve tutuklama istemiyle nöbetçi hakimliğe sevk edilen 9 hakim ve savcının sorguları tamamlandı.
Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği, aralarında eski HSYK 1. Daire Başkanı ve Anadolu 3. İş Mahkemesi hakimi İbrahim Okur'un da bulunduğu şüphelilerden 5'inin, ''silahlı terör örgütüne üye olma'' ve ''cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs'' suçlarından tutuklanmasına karar verdi.
Hakimlik, 4 şüphelinin ise adli kontrol hükümleri kapsamında serbest bırakılmasına hükmederek, yurt dışına çıkışlarının yasaklanmasına hükmetti.
Bu arada, tutuklama istemiyle hakimliğe sevk edilen 39 hakim ve savcının sorguları sürüyor. Gözaltında tutulan 38 hakim ve savcının ise savcılık ifadelerinin ilerleyen saatlerde alınmaya başlanması bekleniyor.
Yargının kara kutusu kaçarken yakalandı
Darbe teşebbüsüne karıştığı için gözaltı kararı bulunan yargının gizemli ismi HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur, başkasının arabasıyla kaçmak isterken yakayı ele verdi. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, FETÖ'cü darbecilerle birlikte hareket ettiği iddiasıyla Okur hakkında, ''silahlı terör örgütüne üye olma'' ve ''cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme'' gözaltı kararı aldı.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği ekipleri ve bir savcı, dün sabah saatlerinde eski HSYK 1. Daire Başkanı olan İş Mahkemesi Hakimi İbrahim Okur'un Kartal Dap Dragos Royal Towers'daki lüks dairesine baskın düzenledi. Polis ekiplerinin siteye girdiği bilgisini alan Okur, bir başkasına ait 34 BNZ 34 plakalı bir araçla rezidanstan ayrıldı. Ekipler, Okur'un kaçmaya çalıştığı aracın peşine düştü. Uzun süre devam eden kovalamacanın ardından Okur'un aracı Kocaeli il sınırında durduruldu. Yargının kara kutusu gözaltına alınarak sorgulanmak üzere emniyet binasına götürüldü.
Paralel yapıyı kolladı
HSYK'nın kara kutusu haline gelen Okur, Zaman ve Hürriyet gazetesine verdiği röpörtajda skandal cümleler sarfetmişti. Tehdit yoluyla adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs eden Okur, paralel yapı operasyonunlarının yargı mensuplarına uzanması durumunda HSYK olarak devreye gireceklerini, engellemek mümkün olmazsa, süreci yavaşlatmaya çalışacaklarını alenen ilan etmişti. FETÖ'nün en kritik isimlerinden biri olduğu uzun süredir dile getirilen Okur'un bu sözleri hakkındaki iddiaları güçlendirmişti.
HSYK'nın en kritik ismi
İbrahim Okur, 27 Ocak 2014 tarihinde “HSYK'nın gizemli ismi" başlığıyla Yeni Şafak Gazetesi'nde çıkan haberde deşifre olmuştu. Polis-yargı cuntasının darbe girişimiyle önemli hale gelen HSYK'nın 1.Daire Başkanı İbrahim Okur'un, yargının en kritik ismi olduğu belirtilmişti. 28 Şubat'ta hakim olan Okur, sırasıyla Adalet Bakanlığı Personel Müdür Yardımcısı ve Müsteşar Yardımcısı olmuştu. Tartışma konusu olan HSYK'yı da Okur şekillendirmişti.
Parlak bir kariyer
Okur, 28 Şubat döneminde bile kesintiye uğramayan parlak kariyeriyle dikkat çekti. Darbe sürecinde Adalet Bakanlığı tetkik hakimliğine getirilen İbrahim Okur, 2002 yılına kadar bu görevde bulundu. Okur, bu tarihten 2004 yılına kadar Personel Genel Müdürlüğü Daire Başkanlığı görevini yürüttü. Bu görevden başlayarak Türkiye genelinde tüm hakim ve savcılarla iletişim kuran Okur, 2004-2007 yılları arasında ise Personel Genel Müdür Yardımcısı sıfatıyla ulusal yargı ağı içinde etkin bir nüfuza sahip oldu. Okur bu görevinin ardından HSYK üyeliğine seçilene kadar Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı görevini yürüttü. 2010 yılında seçimle HSYK üyeliğine getirilen Okur, yargı içindeki etkin nüfuzu sayesinde kendi listelerinin öne çıkmasını sağladı. Demokrat Yargı Eş Başkanı Orhan Gazi Ertekin, 'Yargı Meselesi Hallolundu-Yargının Eşekli Demokrasi ile İmtihanı' isimli kitabında HSYK seçimlerinde İbrahim Okur ile Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in Müsteşarı Ahmet Kahraman'ın birer liste hazırladığını ancak seçime Okur'un listesiyle girildiğini ifade etmişti.
15 yıldır bürokrat
Alper Görmüş de bir yazısında Okur'un Genelkurmay'da altı ay süreyle kurs gördüğünü fakat Genelkurmay'dan brifing alan diğerleri gibi 'tefe konmadığı'na dikkat çekmişti. Görmüş'ün yazısında 'Bu şahıs 15 yıldır bürokrat. Bu 15 yıldaki hükümetleri, bakanları bir düşünün. Okur hep orada kalabilmiş. Hele de 28 Şubat sürecinde yargıda tam anlamıyla bir cadı avı varken' ifadelerini kullanmıştı.
Akademi mezunu olduğunu gizledi
Okur, 4 Ekim 2004-18 Şubat 2005 tarihleri arasında Milli Güvenlik Akademisi 57. dönem öğrenimini başarı ile tamamlayıp Harp Akademileri Komutanlığı'ndan diploma aldı. Okur, bu diplomasını HSYK üyeliği seçimlerinde hazırlattığı broşürde kalın çizgilerle gösterdi. En fazla oyu alarak kazandığı HSYK'nın internet sitesindeki özgeçmişinde ise bu bilgiyi gizledi. Okur, HSYK 1. Daire Başkanı olduğu dönemde kurulun resmi internet sitesinde Milli Güvenlik Akademisi mezunu olduğunu gizlemişti.
"19 hakim ve savcının tutuklanma gerekçeleri belli oldu"
Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca darbe girişimine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında 19 hakim ve savcının tutuklanma gerekçeleri belli oldu.
Anadolu 1. Sulh Ceza Hakimliği'nde ifade veren şüpheli İbrahim Okur, "FETÖ örgütüne üyeliğim ya da herhangi bir yardımım söz konusu değildir. Hakkımda herhangi bir delil bulunmadığından salıverilmeme karar verilmesini talep ediyorum. 15 Temmuz'da meydana gelen olaylarla uzaktan yakından herhangi bir ilgim yoktur. Hiçbir bağlantım yoktur. Olayın olduğu andan itibaren sosyal paylaşım sitesinden darbe karşıtı paylaşımlarım da mevcuttur. Bu hususta da, nasıl bir bağ olduğunun ortaya konması gerekir. Bu yöndeki iddialar soyuttur, somut bağlantılar ortaya konmamıştır." dedi.
Şüpheli Servet Sağlam da, hiçbir suçlamayı kabul etmediğini belirterek, "HSYK'nın hakkımda vermiş olduğu karar tamamen hukuk dışıdır. Soruşturma başlatılması da hukuka aykırıdır. Hiçbir eyleme katılmadım, hiçbir örgüte üye olmadığım, suçüstü hali söz konusu olmadığı halde hakkımda hukuksuz bir şekilde gözaltı kararı verilmiştir. İddia edilen FETÖ örgütü ve söz konusu darbeyi de bütün samimiyetimle lanetliyorum" dedi.
Şüpheli Ahmet Erdik ise, "Örgütle ilişki kurulmaya çalışılıyor. Yaklaşık 19 yıllık meslek hayatım vardır. Gerekirse tüm dosyalarımın incelenmesini istiyorum. Yapılan tüm tayinlerim iki kızımın sağlık gerekçesiyle yapılmıştır. En ufak bir sicilim yoktur. Darbenin yapıldığı saatlerde adliye lojmanlarında, lokalde savcılarla beraber okey oynamaktaydım. Gerekirse savcı beylerin de şahit olarak dinlenmelerini istiyorum. Her hakim savcı gibi ben de meslektaşlarımın herhangi bir gruba ya da örgüte üye olup olmadığını bilemediğimden görüşmem kadar olağan bir şey olamaz. Görüşmek suçsa bir diyeceğim yoktur" ifadelerini kullandı.
Anadolu 1. Sulh Ceza Hakimliği'nin kararında, 15 Temmuz tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde görev yapan silahlı FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olan bir kısım askerlerin Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'na yönelik darbe girişiminde bulundukları belirtildi.
Kararda, HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın 16 Temmuz tarihli ön raporunda belirtilen 2 bin 735 hakim ve savcının, söz konusu darbe girişiminde bulunan FETÖ/PDY terör örgütü mensubu askerler ile birlikte fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, aynı terör örgütüne mensup olduklarına dair kuvvetli şüphelerin bulunduğu değerlendirmesiyle görevden uzaklaştırılmasına karar verildiği hatırlatıldı.
Hakimliğin kararında, sevk edilen şüphelilerin, her ne kadar hakimlik ve savcılık mesleğini yapıyor olsalar da, silahlı terör örgütü olan FETÖ/PDY üyesi oldukları, devletin tüm silah imkanlarını kullanan askerler tarafından yapılan darbe girişimine fikir ve eylem birliği olarak katıldıkları, ülkede darbe tehlikesinin henüz ortadan kalkmadığı, her an yeni darbe girişimlerinde bulunulmasının muhtemel olduğu, şüphelilerin önceki darbe girişimine verdikleri fikir ve eylem desteği gibi yeni darbe girişiminde bulunulması halinde aynı şekilde yeni girişimlere de destek verme ihtimallerini oldukça yüksek olduğu gerekçeleriyle ayrı ayrı tutuklanmalarına karar verilmesinin talep edildiği aktarıldı.
"Türk milleti bu yapıdan kurtulma fırsatını 15 Temmuz tarihinde yakaladı"
Kararda, şüphelilerin bu aşamada tedbiren tutuklanmalarında hukuki yarar olduğu belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:
"Sistematik olarak yıllardır, ekonomik, sosyal, siyasal ve hukuksal alanlarda devlet kademelerinde etkin pozisyonlara geldikleri, toplum tarafından da bunun bilinen tartışılmaz gerçek olduğu, var olduğu kesin olan şeyin ispata muhtaç olmadığı, 1980 ve 28 Şubat darbeleri ile bu FETÖ yapılanmasının önünün bilinçli olarak açıldığı, bu darbenin birçok amaçları arasında bunun da bulunduğu, bu darbelerden bu yapının hep güçlenerek çıktığı, bu darbeler arasında F.G'nin danışıklı olarak saklandığı, vatanını ve milletini seven Türk gençliğinin yasaya ve hukuka uygun olan ekonomik ve sosyal, kültürel yapılanmalara yönelmeleri engellenerek, özellikle Türk gençliğinin ve Türk milletinin bu yapının sistemine kanalize edilerek aklı ve kalbini esir alabilecek kadar derin çalışmalar yaptıkları, bunun Türk milletini hedef aldığı" görüşü aktarıldı.
Türk milletinin bugüne kadar sabır göstererek bu yapıdan kurtulma fırsatını 15 Temmuz tarihinde yakaladığı vurgulanan kararda, söz konusu yapının kanser hücresi gibi bir yapılanmayla Türk devletini ve milletini hasta ve tepki veremez şekilde kontrol altında tutmaya, maddi ve manevi olarak sömürmeye dönük bir yapı olduğu belirtildi.
Kararda, bu yapının AB, ABD ve Ortadoğu'da birtakım istihbarat güçleri ile kontrol altında tutulduğu ifade edilerek, "Bazılarının ibadete düşkün iken bir anda namazını kılmayarak ve içki içerek sözde ülkücü ve sosyal demokrat kisvesi altında tedbir dedikleri yöntemlerle gizlendikleri, bunun herkesçe bilinen bir gerçek olduğu, oysa devlet kurumlarında bu şahısların FETÖ'cü olduğunun her hakim, savcı, asker ve devlet memurlarınca bilindiği" belirtildi.
Hakimliğin kararında şunlar kaydedildi:
"Çok iyi hazırlanmış, silah kullanmadan devleti ele geçirebilecek bir yapı kurulduğu, 17-25 Aralık hukuk darbesi ile bu başarılamayınca, kendilerine yönelik tasfiye çalışmalarından da haberleri olduğundan, bu sefer içinde bulundukları TSK'yı kullanarak silah zoruyla bunu başarmaya çalıştıkları, ancak her şeyin farkında olan aziz Türk milletinin irfan ve basiret sahibi kişiliği ile bu darbenin engellendiği, burada önemli olanın tutuklanmaya sevk edilen şüpheliler ile FETÖ arasındaki ilişkinin illiyet bağının kurulması olduğu kanaatine varılmıştır."
Şüpheliler hakkında "FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma" ve "Anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs" suçlarından yürütülen soruşturmada aleyhlerinde kuvvetli suç şüphesi olarak kabul edilebilecek somut deliller bulunduğu belirtilen kararda,15 Temmuz günü paralel devlet yapılanmasının askeri gücü tarafından gerçekleştirildiği iddia olunan suç konusu eylem nedeniyle HSYK'nın bu yapılanmanın yargı organını oluşturan hakim ve savcılara ilgili açığa alma kararı verdiği anlatıldı.
Hakimliğin kararında, HSYK'nın böyle önemli bir suçlamada, ad çekme suretiyle veya başka bir yöntemle bu isimleri belirlemiş olamayacağı vurgulanarak, bu itibarla, yaşanan olayın vahameti de dikkate alındığında hakimliğimizde oluşan şüphenin haklı ve makul olduğu, şüphelilere yüklenen suçun kapsamı ve içeriği ile verilmesi muhtemel ceza miktarının yüksekliğine binaen şüphelilerin, kaçma ve delilleri karartma şüphesi altında oldukları kanaatine varılmakla tutuklanmalarına karar verilmiştir" denildi. (AA)




