İşgalci rejim İsrail Bölgesel İşbirliği Bakanı İssawi Freij, İran dosyasıyla ilgili Suudi Arabistan'ın da aralarında bulunduğu Körfez ülkeleriyle temaslar olduğunu açıklayarak, Ürdün'le ilişkilere ilişkin kararın da önümüzdeki dönemde verileceğini belirtti.

Suudilerin İslam ümmetine ihaneti ve Siyonist rejimle işbirliği yeni değil. 2017’de de Arap Birliği, İran ve Lübnan gündemiyle acil olarak toplanmıştı. Mısır’ın başkenti Kahire’de düzenlenen toplantıda Hizbullah’ın Lübnan’daki faaliyetlerinden duyulan endişe dile getirilmiş, Arap ülkeleri dışişleri bakanları ayrıca İran’ı bölgenin istikrarını bozmakla suçlamıştı. Arap Birliği Genel sekreteri Ahmed Abu Gayt ise Tahran yönetimini tavrını değiştirmeye çağırarak, “Umuyorum ki İranlılar politikalarını ve tavırlarını değiştirir, ve bu ortaya çıkan Arap öfkesini görerek gerekli mesajı alırlar” ifadesini kullanmıştı.

Aynı dönemde İsrail Ordu Radyosu’na konuşan Siyonist rejim İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz, İran’a karşı Suudi Arabistan’la ortak hareket ettiklerini öne sürdü. Bölgedeki ortak düşmanlarının İran olduğunu belirten Steinitz, Riyad yönetimiyle hangi alanlarda işbirliği yaptıklarına dair detay vermedi.

Neresinden bakarsanız bakın Suudi Arabistan ve İsrail, İran'ın bölgedeki etkinliğini kontrol etmek isteyen iki müttefik.

İki ülke arasında giderek gelişen ilişkiler son derece hassas. İttifakın arkasında nelerin yattığına dair ipuçlarıysa yok değil. Yine 2017 yılında İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'un, İngiltere merkezli Suudi gazetesi Elaf'a verdiği röportajda İsrail'in İran'a karşı Suudi Arabistan'la istihbarat paylaşımına hazır olduğunu söylemişti. Bundan günler sonra ise, Suudi veliaht prensi Muhammed bin Selman'ın yakın dostu olan ülkenin eski Adalet Bakanı Muhammed bin Abdül Karimissa, İsrail gazetesi Maariv'e konuştu.

Karimissa, "Hiçbir ülkede, İslam üzerinden kendini meşrulaştırmaya çalışan terör ve şiddet eylemleri kabul edilemez -buna İsrail de dahil" dedi. Bu sözler, Arap dünyasında İsrail'de gerçekleşen saldırılara eleştiri getiren nadir örneklerdendi.

Suudi bakan Siyonist İsrail rejiminin 73 yıllık işgal ve terörünü görmezden gelirken, her gün işgalci rejimin Filistin halkına uyguladığı tutuklama, yıkım, terör ve cinayetlere karşı yapılan direniş hareketini ise “terör” olarak tanımlıyor.

İsrail-Suudi Anlaşması

İran’a karşı kurulan İsrail-Suudi Arabistan stratejik ittifakının mimarı ABD’dir. Dönemin İsrail Dışişleri Bakanlığı Genel Direktörü Dore Gold ile Suudi Arabistan’ın hükümet danışmanı Enver Macid Ekşi, 17 ay boyunca yapılan temasların ardından, ABD direktörlüğünde 4 Haziran 2015’te Washington’da 7 maddelik bir anlaşmaya vardılar ve bunu ünlü CFR’de Elliot Abrams’ın moderatörlüğünde ilan ettiler.
Peki, bu 7 madde neydi ve 3 yılın ardından bu maddelerde durum ne? İnceleyelim:

Arap-İsrail anlaşması

“İsrail ile Araplar arasında bir barış planının yapılması.”

İşgalci rejim İsrail’le Camp David’e dayanan ilişkisi olan Mısır, İsrail-S. Arabistan ortaklığına dahil olarak bölgesel bir üçgen oluşturdu.

Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman ise son dönemde İsrail’le önemli temaslar kurmakta. 27 Ekim’de Umman Dışişleri Bakanı Bahreyn’de yapılan Manama Diyaloğu-Bölgesel Güvenlik Zirvesi’nde “” belirtti.

Riyad koordinatörlüğünde Arap ülkeleri, ABD’nin “yüzyılın anlaşması” diye nitelediği İsrail-Filistin “anlaşması” girişimine uygun olarak konumlanmaya başladı.

“İran’da meşru yönetimi değişikliği.”

ABD’nin 4 Kasım’da başlattığı İran’a yaptırımlar, doğrudan İran ekonomisini hedef alarak halkı Tahran yönetimine karşı kışkırtmayı ve nihai olarak meşru yönetimi yıkmayı amaçlıyor.

Kısa vadede İran bu yaptırımlardan etkilenecekse de , uzun vadede bu girişiminden sonuç alamayacak.

“Ortak bir Arap ordusunun oluşturulması.”

ABD şu 8 ülkeyi “” diye nitelenen Ortadoğu Stratejik İttifakı içinde bir araya getirdi: Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Bahreyn,Katar, Umman, Mısır ve Ürdün. (Katar 3 Kasım’da Mısır’da başlayan ve iki hafta sürecek bölgesel tatbikattan dışlandı.)

Bu ülkelerin Batı menşeli silahları var ama ciddi orduları yok. ABD bu nedenle ittifaka Pakistan’ı dahil etmeye uğraştı ama bunu başaramadı. Pakistan, İran’a karşı pozisyon almak istemediği için bu ittifaka girmedi.

Basra’dan Akdeniz’e koridor

ABD’nin nihai hedefi Basra’dan Doğu Akdeniz’e bir enerji koridoru kurmak. Irak’ta iki işgal neticesinde Barzanistan’ı ilan ederek koridorun ilk parçasını oluşturan ABD, bir süredir Suriye’nin kuzeyini de koridorun ikinci parçası olarak inşa etmeye çalışıyor.

Ancak Suriye, İran ve Rusya’nın da desteğiyle direndi. 

“Körfez ülkelerinin birlikte hareket etmesi.”

Körfez ülkeleri Katar’a karşı birlikte hareket edebildi ve topluca ambargo uygulayabildi. Fakat istedikleri sonucu alamadılar.

“Yemen’de barış sağlanması.”

Yemen’de barış, Suudi Arabistan’ın savaşı kazanmasından sonra kurulacak barış masasıydı.
Riyad, savaşı kazanamadı ve “barış” masası kurulamadı.

“Arap dünyasındaki demokratik hareketlerin desteklenmesi.”

Suudi Arabistan’da bir saray darbesiyle veliaht prens olan , ardından yine bir saray darbesiyle rakibi prensleri tutukladı, teslim aldı, mallarına el koydu. bu arada sözde demokratikleşme adımları olarak kadınlara ehliyet verilmesi, maç izlemelerine izin verilmesi vb. uygulamalara soyundu.

ABD’yle hareket eden kaybeder

Bölgemizde planlaması çoktan yapılmış bir büyük stratejik çarpışma yaşanmakta.

Amerikan hegemonyasının inişte olduğu bu yeni süreçte, kimi taktik taarruzlarına bakarak ABD ile hareket etmeyi seçen kuvvet, uzun vadede ABD’nin yenilgisine ortak olacaktır.

Hesap, dünyanın merkezinin Atlantik’ten Asya-Pasifik’e kaymasına ve tek kutuplu dünyadan çok merkezli dünyaya geçilmesine göre yapılmalı.(İsrail Post)