PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan’ın PKK'ye yakın ajanslarda yayınlanan değerlendirmesinden ilgili bölüm şöyle:
"... İktidarın bu kadar kendi çıkarı için her şeyi yapıyor olması, muhalefetin onu aşan bir zihniyet ve siyaset ortaya etkili bir biçimde koyamaması aslında Türkiye’yi tıkatan, çözümsüz kılan ve böyle kritik bir ortamda tehlikelerle yüz yüze getiren bir durumu ifade ediyor. Tehlikeli olan bu. Her şey göz önünde. Üçüncü Dünya Savaşı’nın geldiği noktaya bakın. İşte Trump iktidara geldi; “Ticaret savaşları” dedi, savaş başlattı. Çin’le bir şey sürdürüyor, Rusya’yla bir ilişki sistemi var, İran’la görüşmeler yapıyor, herkesle değişik düzeylerde görüşme halinde.
İsrail, 7 Ekim 2023 saldırısından geldi, işte Suriye temel çekişme ve çatışma alanı haline dönüştü. Suriye’ye bu durumun gelmiş olması, Türkiye’nin sınırına dayanmış olmasıdır. Biz dedik “Sıra Türkiye’ye geldi” diye. Kıbrıs’ın durumu ortada. Yeni enerji yolu Hindistan’dan Yunanistan’a uzanan, Doğu Akdeniz’den geçen enerji yolu etrafında Ortadoğu’nun yeniden yapılandırılması var.
Artık Birinci Dünya Savaşı’nın ortaya çıkardığı sistem dağılıyor. Ulus-devlet statükoculuğu aşılıyor, ulus-devlet sistemleri aşılıyor. Arap sahasında yenildi, işte İran’la bir türlü mücadele var, görüşmeler de yapıyorlar. İran’da da kendine göre çözüm üretmeye çalışıyor bu sistem, bu saldırıları yürütenler. Türkiye’nin içinde yer aldığı sistemdir bu. Türkiye’den de İsrail hegemonyasında bir Ortadoğu’yu kabul etmesini, buna teslim olmasını istiyorlar.
Biz geçmişte dedik ya, bu sistemin içinde Türkiye için iki yol var; ya savaşacak ya da teslim olacak. Bunun dışında üçüncü yol, Önder Apo’nun önerdiği yol; Kürt özgürlüğüne dayalı Türkiye’nin demokratikleşmesi yoludur. Bu yol Türkiye’yi birleştirir, demokratik gücünü ortaya çıkartır. Bu yol, Türkiye’yi Ortadoğu’da öncü yapar, model ülke haline getirir. Ortadoğu halklarını, İslam alemini etrafında toplar. Dolayısıyla bu, Rus devlet statükoculuğunu aşarak demokratik modernite alternatifini geliştiren demokratik çözümü ortaya çıkarır.
Şimdi, işte güya Önder Apo’ya başvuruldu, çağrı yapıldı. Çözüm Önder Apo’nun öncülüğünde olsun istendi ama ciddi, tutarlı bir zihniyet ve siyaset olarak bütün bunları karşılayan bir yaklaşım yok. Dar pratik politik çıkarlar esas alınıyor. Bir tür hile yapılıyor gibi. İşte Önderliğin öngördüğü biçimde değil ama kendilerine göre ilişkileri geliştirerek başarılı olabileceklerini sanıyorlar. Olamazlar yani. Her tarafta görüşmeler yapıyorlar, fırsattır bu… Fırsattan yararlanıp PKK’yi tasfiye edebilir miyiz, olmazsa tehdit ederiz, İsrail’le, bununla anlaşabilir miyiz arayışı içindeler. Bunları biliyoruz.
Uzatmaya gerek yok. Mücadele Ortadoğu’da temel noktalara geldi, dedik. İran ve Türkiye’ye... Bunun da ortasında Kürdistan var, Kürtler var. Bölgenin yeniden yapılanması mücadelesi gelip buraya dayanmıştır. Bu durum herkesi etkiliyor. Kürtleri de etkiliyor, Türkiye’yi, İran’ı, içinde yaşayan halkların hepsini etkiliyor. Kürtler için eski düzen iyi değildi zaten. Bölünmüş, parçalanmış, soykırıma uğratılmışlardı yüz yıldır. Şimdi bu çatışmalı ortam en azından yeni çıkış imkânları, fırsatları yaratıyor. Tehlikeler var, tehditler var, katliam tehditleri var. Bunları görmüyor, anlamıyor değiliz.
Fakat Kürtlerin önü daha çok açık. Neden? Çünkü Kürtleri yok sayan ve yok etmek isteyen soykırımcı zihniyet ve sistem parçalanıyor, aşılıyor. Demokratik yönde aşılmasa bile bu sistemin parçalanması söz konusu. Birlik içinde daha akıllıca davranırlarsa, Kürtler iyi mücadele ederlerse daha etkili çıkış yapabilirler. Bu bakımdan önemli.
Türkiye böyle değildir. Türkiye gerçekten de Kürt sorununu çözmez, demokratikleştirmezse kendisini ya İsrail’le savaşacak, arkasındaki güçlerle çatışmaya girecek ya da teslim olacak onlara tümüyle. İkinci sınıf, üçüncü sınıf bir güç durumuna düşecek bölgede. Bunun başka yolu yok. Bu gelmiş dayatılmıştır. İşte Suriye üzerindeki kavga, bunun kavgasıdır. İsrail gitti Amerika’ya, “İstediğim yönde müdahale et yoksa çatışmak zorunda kalacağız” diyor.
Türkiye’yi gerçekten de yönetenler, sevenler, siyasetçileri, aydınları, kadınları, gençleri bu gerçeği iyi görmeli. Biz, bu niye görülmüyor ve bunun gereklerine göre niye davranılmıyor diye gerçekten hayıflanıyoruz, kendimize soruyoruz. Bu toplum kendi geleceğinin nerede olduğunu görmüyor mu, kendisine daha akılcı bir gelecek çizemiyor mu? İnsanın gerçekten hayıflandığı nokta burası. Durumun ne kadar önemli olduğu, tehlike arz ettiği ortada yani. Ama böyle bir gelişme toplumda yok.
Mevcut iktidar çevreleri de geçmişte bin bir türlü hile yaptılar. Gerçekten de önemli bir söz, hiç unutmamak lazım: Osmanlı’da oyun çok! TC’de oyun, Osmanlı’yı ikiye katlamış durumda. Kendi içinde neler yapıyorlar, artık onu siz söyleyin. Halklara karşı ne yapıyorlar? Kürtlere karşı neler yaptılar? 1918’de ne dediler, 1919’da ne dediler, 1920’de, 1922’de, 1924’ten sonra neler yaptılar? Ne vadilerde bulunup ne tür vahşi, soykırımcı saldırı ve katliamları Kürtler üzerinde denediler? Bunları biliyoruz. Geçmiş yüzyıl böyledir.
Bu bakımdan şunu söylemek istiyorum: “PKK zorlanmış, PKK yenildi, PKK bilmem zor durumda olduğu için bu adımları atıyor” filan demeye çalışanlar var. Bunlar yanılıyorlar, öyle bir şey yok. PKK bugün kendini feshederse, eğer demokratik yönden bir gelişme olmazsa, PKK’den daha sert savaşan örgütler de çıkar. Kürt toplumu bilinçlendi, örgütlendi, nasıl mücadele edeceğini gördü. Her türlü demokratik örgütlenmesini de geliştirir. Zorlanır zaten ama mevcut yaşadığından daha fazla da zorlanmaz. En azami derecede zorluk yaşadı.
Bu nedenle bazılarına bakıyoruz. Beylik laflar ediyorlar: “PKK yoktur, PKK yenilmiş, bilmem teslim olacaklar, mecbur kalmışlar.” Öyleyse daha niye dünyaya fır döndürüyorsunuz, PKK’yi şikayet ediyorsunuz, PKK’ye karşı ittifaklar oluşturmaya çalışıyorsunuz? Ağzınızı açıyorsunuz, PKK’ye küfür kusuyorsunuz. Olmayan bir şeyle; yani yel değirmenleriyle savaşır gibi yoklukla mı savaşıyorsunuz? Ciddi olmak lazım, tutarlı olmak gerekli. Öyle bir şey yok. Öyle sananlar yanılıyorlar. PKK öyle zor durumda falan değil. Kürtler de evet, büyük savaş verdiler, direndiler, bedel ödediler, zorlanmaları da var ama onları aşma güçleri de vardır. Zorluklar içerisinde mücadele edip kazanmayı öğrendiler. Yaparlar bunu. “Kürtleri yok ettik, Kürtler yenilir, biz kurtuluruz,” sanmasın Türkiye’de hiç kimse.
Onun için de bu oyalayıcı, durumu dar iktidar çatışmasına boğan” yaklaşımlara, dolayısıyla Kürt özgürlüğü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi temelindeki çözümü savsatan, engelleyen, sabote eden, provoke eden yaklaşımlara karşı aktif, etkili, birlikte mücadele etmek lazım. Yoksa Türkiye kendisi en büyük tehlikeyle yüz yüze gelecek. Türkiye’yi sevenler biraz sadede gelsinler, gerçeği görüp geleceklerine sahip çıksınlar, derim..." (Kaynak: ANF)



