Yazınsının başında Müslümanların kafalarının karışık olduğuna dikkat çeken Aksal,  “Ne yaptıklarının ve ettiklerinin farkında değildirler. Ağızlarından çıkan sözleri ya kulakları duymuyor, ya da gerçekten ciddi bir zihni çarpılma içindedirler.” şeklinde tespitlerini okurlarıyla paylaştı.

Yüzyıllardır İslam Ümmetinin üzerine bir karabasan gibi abanan haçlı zihniyeti ve ruhunun giderek sevimlileştirildiği belirten Aksal, olup bitenler karşısında şaşkınlığını şu cümlelerle ifade etti: “Bunu yapan da Müslümanların kendileri. Duyduklarımız ve gördüklerimiz bizi şaşırtmıyor. Bir süredir Müslümanların kendilerine bakışta bile bir sorun var.

Bir anda bir kitle, kesim, ülke veya çevre düşman olarak görülebiliyor ya da dost seçilebiliyor. Müslümanlar kendilerine bilinçaltında öyle bir sürükleniş içindedirler ki asıl hedeflerini şaşırmış bulunuyorlar. Bir Beşar Esad zalimi yüzünden ciddi bir ayrışma ve derin uçuruma yönelme sürecindedirler.

Yarım yüzyıldan fazladır Müslümanlara kan kusturan İsrail ve onun arkasında bulunan emperyalizm dost ve sığınak olarak kabulleniliyor.”

Son dönemde tırmandırılmak istenen Şia-Sünni geriliminin doruğa eriştiğine vurgu yaparak yazısına devam eden Aksal, “Tarihin hiçbir döneminde bu kadar büyük bir farklılık veya ayrılık olmuş değildi. Siyonist İsrail’e karşı büyük bir direniş gösteren, onları gerileten, püskürten ve dünya kamuoyunda zor durumda bırakan Hizbullah bu coğrafyada kahraman olarak kabullenilmişti. Övgüler yere göğe sığmıyordu. Müslüman coğrafyada Müslümanları birbirine düşüren süreçte, bu kritik ve duyarlı bölgede en güçlü direniş olan Hizbullah dolaylı bir biçimde çökertiliyor. İsrail’i soluk aldırılıyor.” diyerek Müslümanların geldiği noktanın içler acısı olduğunu ortaya koydu.

Aksal, Türkiye’nin önde gelenlerinin, bakanlarının, siyaset adamlarının dikkatlerini tehlike olan Siyonizm ve emperyalizm üzerinden çekmesine de değinerek, Hizbullah’a ithamda bulunanlara şu cümlelerle sert tepki gösterdi: “Müslümanları “şeytan” olarak niteliyor. O Müslümanlar ki büyük bir direniş sahibidirler. Onlar ki Allah’ın Sevgilisi ve Elçisi’nin sakal sünnetini en iyi yaşayanlar oldukları, namaz ehli oldukları halde, onları ta’n ederler, “şeytan” diye nitelerler. Görünümleriyle, kılık kıyafetleriyle, matruş yüzlü, sakalsız ve bıyıksız hâlleriyle modern giyinişleriyle Hizbullahçıları din dışı diye gösterebiliyorlar. İleri geri konuşuyorlar. Abede’nin suyunu içmiş, ruhunu özümsemiş olanlar Müslümanları şeytan olarak niteleyebiliyorlar. Müslümanları, bir zamanlar Ariel Sharon’un vampir gibi karikatürize edip dişlerinden kan sızar haliyle resmedenler bugün Müslümanları aynı şekilde değerlendiriyorlar. Onların ardılları da sanal dünyada büyük bir kampanya başlatmışlardır.”

Yazısında Müslüman Kürdler ile Müslüman Türkler arasında bir sorun yokkan, kısa sürede onbinlerce gencin ölümüyle sonuçlanan bir husumetin içerisine çekilmesinede değinen Aklsal, “Müslüman topluluklara demokrasi getireceklerini söyleyenler ve getirdiklerini iddia edenler sadece Irak’ta savaş sonrası hemen her gün onlarca insanın ölümünü, camilerin bombalanmasını, Müslümanların birbiriyle düşmanlıklarının derinleştirildiklerinin farkında değildirler. Bundan otuz sene öncesine kadar Müslüman Türkler ile Müslüman Kürtler arasında hiçbir husumet, kavga, çekişme yokken birden nasıl birbirilerine hasım hâle getirildiklerini, on yıllarca on binlerce genç insanın toprağa gömüldüklerini bile görmüyorlar.” diye yazdı.

İsrail konusunda Başbakan Erdoğan’ın başka liderleri eleştirmeye hakkı olmadığına üstü kapalı bir şekilde değinen Aksal, Erdoğan’ın Siyonist Theodor Herzl’in mezarına yaptığı ziyareti hatırlatarak “Çok uzak değil şu on yıl içinde İsrail’e gidip onların kutsal saydıkları anıtlar önünde baş eğdiklerini ne çabuk unutuyorlar?” diye sordu.

Aksal, yazısının sonlarına doğru taraflara şu can alıcı soruları yönelttİ: “Hizbullah’ın geriletilmesi ve çökertilmesi kimin işine yarar?

Amerikan güdümlü bir demokrasiyle insanlık sorununun çözüleceği mi sanılıyor?

İslâm coğrafyasında bitmeyen tükenmeyen savaşlar, tüketilen silahlar, öldürülen canlar kimin eseri?

Artık devletli olma adabı, bilinci, ağırbaşlılığı bir yana bırakılarak, tam bir provakatör üslubuyla nereye varılır?

Şia geriliminin ardından bu topraklarda yaşayan Aleviler tedirgin olmayacaklar mı?

Yarın bir gün Allah korusun böyle süreç yaşanırsa bunun sorumlusu kim olacak?

Bugün öyle bir psikoloji yaşanıyor ki Hizbullah ile Amerika veya Siyonist İsrail tercihi sorulmak istense bu zihni yapıya mensup kimseler tercihlerini kimlerden yana yaparlar dersiniz?” (Hürseda Haber)