Laçiner, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bazı devletlerin Mısır'daki müdahaleyi askeri darbe olarak nitelendirmekten kaçındığını belirterek, "Çünkü askeri darbe dediğiniz zaman, yeni rejimi hukuksuz saymış oluyorsunuz" ifadesini kullandı.
Yeni dönemde Mısırla ilişkisini tamamen bozmak istemeyen devletlerin, müdahaleyi darbe olarak nitelendirmek istemediğini vurgulayan Laçiner, Batı cephesine bakıldığında Mısır'a birinci önceliğin demokrasi değil, Batının çıkarları olduğunu söyledi. Batılı birçok siyasi ve aydının, Ortadoğu'da en büyük tehlikenin İslamcılık olduğunu düşündüğüne dikkati çeken Laçiner, şöyle konuştu:
"Geçmişten farklı olarak Batı dünyası, İslamcılığı önleyebilmek adına, darbeleri ve diktatörlükleri desteklemenin meşru olduğu noktasına bile varmaya başladı. İngiltere, Almanya ve ABD gibi bazı ülkelerde en solda yer alan bazı aydınlar ve yayın organları bile Batının çıkarlarının, seküler grupları desteklemekte olduğunu düşünüyor. Bu nedenle diktatörlerin, Suriye'de Beşşar Esed gibi diktatörlerin devam etmesini meşru görebiliyor. Mısır'da da aynı şekilde seküler kim varsa bunların desteklenmesi ve ordunun da Mısır'ın Batı yanlısı ve laik kalabilmesi için bir araç olarak kullanılması gerektiğini savunuyorlar. Yeni bir kaygı da Ortadoğu'da Hristiyanların durumu."
Laçiner, gerek Suriye ve Mısır gerekse diğer ülkelerde Batının tavrının şekillenmesinde o ülkedeki Hrıstiyanların kimi desteklediğinin çok önemli bir hal almaya başladığına işaret ederek, Mısır'da da başta Kıptiler olmak üzere yüzde 10 civarında bir nüfusun bulunduğunu ve bu nüfusun, sosyal ve siyasi hayatta çok etkili olduğunu anlattı.
Söz konusu nüfusun, maddi imkanlar, eğitim ve konum itibarıyla toplumda bir hayli ön sıralarda yer alan insanlardan oluştuğunu belirten Laçiner, "Dolayısıyla Batı dünyası, darbeyle devrilen Mursi'yi bir müttefik olarak görmedi. Bundan dolayı Mursi'ye karşı yapılan eylemi, askeri darbeyi, hukuksuz olmasına rağmen meşru görme veya görmezden gelme eğilimi içine girdiler" diye konuştu.
-"İcraatlarını gösterecek bir zaman, hizmet süresi kendisine tanınmadı"
Laçiner, Mısır'ın çok büyük bir Arap ve Müslüman ülkesi olduğunu, bu ülkede yaşananların bütün İslam ve Arap dünyasını her zaman etkilediğini söyledi.
Müslüman Kardeşler'in bundan çıkaracağı bazı sonuçlar olacağını ifade eden Laçiner, Mursi'nin devrilmesiyle İslami kesimlerin, İslami siyasi hareketlerin, ılımlı siyasi hareketlerin, Batıya olan güveninin tamamen bitmiş olacağını, aynı zamanda da ılımlı, barışçı yöntemlerin gözden düşmesi gibi bir tehlikenin ortaya çıkabileceğini ifade etti.
-"Şişedeki cini dışarı çıkardılar"
Mısır'da, bu askeri darbeyle istikrara girileceği konusunda da şüpheler bulunduğunu vurgulayan Laçiner, şunları kaydetti:
"Çünkü Mursi'yi deviren koalisyon içinde Hristiyanlar, diğer azınlıklar, hatta bazı İslamcı gruplar, Suudi Arabistan'ın, Körfez ülkelerinin desteklediği gruplar, seküler grup ve kişiler, bunların hepsinin olduğunu görüyoruz. Bunlar kendi aralarında anlaşmazlığa düşerler. Çünkü amaç ve ilke birliği yok. İkinci bir durum da şişedeki cini dışarı çıkardılar. Yani daha önce Tahrir Meydanı, demokrasi istiyordu, hukukun iradesinin hükümete yansımasını istiyordu. Bu sefer aynı Tahrir Meydanı, askeri darbenin, şiddetle hükümeti düşürmenin arkasında durdu, anayasa ayaklar altına alındı. Bir cadı avı başladı. Bundan sonra gücü gücüne yetene dönemi başlamıştır. Yani erken kalkan darbe yapabilir. Erken kalkan kimi gözüne kestirirse onu alaşağı edebilir."
Laçiner, yaşananlar içinde en kötüsünün Mısır ordusunun sokağa inmesi olduğuna dikkati çekerek, "Türk ordusundan biraz farklıdır Mısır ordusu. Türk Silahlı Kuvvetleri de darbe yapmıştır ama disiplinli bir ordudur. Daha iyi eğitimlidir, arada uçurum vardır. Mısır ordusu, sokağın bir parçası olmaya başladı. Bundan sonra da ordunun içine daha farklı grupların girme ihtimali var. Bu da büyük bir çatışmalar zincirini tetikleyebilir. Ne yazık ki bundan sonraki süreç içinde Mısır'da istikrar ve düzen adına çok olumlu işaretler almıyoruz" diye konuştu.
-Ortadoğu Barış Araştırmaları Merkezi Başkanı Doç. Dr. Veysel Ayhan
Doç. Dr. Veysel Ayhan, Hüsnü Mübarek'in devrilmesi ve seçimlerin yapılmasının ardından, Mısır'da siyasal ve ideolojik gerginliklerin sürdüğünü buna ekonomik sıkıntıların da eklendiğini kaydetti.
Mısır'daki bu sıkıntılı tablonun oluşmasına yalnızca iktidarın değil muhalefetteki partilerin, askerlerin ve diğer kesimlerin de katkıda bulunduğunu aktaran Ayhan, "Sonuçta bir askeri darbe meydana geldi. Ancak darbecilerin de iktidarda çok fazla kalamayacaklarını düşünüyorum" dedi.
Askeri darbelerin hiç bir zaman demokrasi getiremeyeceğini vurgulayan Ayhan, İhvan'ın kısa süreli iktidarının da Müslüman Kardeşler için önemli bir tecrübe olacağını ifade etti.
Ayhan, şu görüşleri dile getirdi:
"Müslüman Kardeşler hareketi iktidara geldikten kısa süre sonra, onu iktidara taşıyan koşulları ve talepleri, dikkate alması, Mısır'ın demokratikleşmesi yönünde bir eğilimin oluşturması, demokratik kurumların oluşmasına katkı sağlaması öngörülüyordu. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, din özgürlüğü aynı zamanda muhalif seslere de saygı duyulacak mekanizmaların oluşması öngörülüyordu. Ancak bazı eğilimler ortaya çıktı.''
Batı ülkelerinin Mısır'da seçilmiş hükümete yönelik müdahalenin darbe olarak nitelendirilmesi ve demokratik sistemin bir an önce işlemesi yönüne vurgu yapması gerektiğini, ancak bunu yapmadıklarını ifade eden Ayhan, "Bu konuda Batı demokrasisi sınıfta kaldı. Ancak maalesef 1 yıllık süreçte de bugün İhvan'ı destekleyen kesimler de demokrasi sınavından sınıfta kaldı. Onlar da otoriterleşme eğilimini yanlışlamayarak, ilkesel olarak bunun karşısında durmayarak sınıfta kalmışlardır " diye konuştu.
-Stratejik Düşünce Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay
Prof. Dr. Yasin Aktay da Mısır'daki yönetim değişikliğinin askeri darbe olduğunun kuşku götürmez bir gerçek olduğunu ancak modern dünyanın yaşananı askeri darbe olarak nitelendirmediğini vurguladı.
Aktay, şöyle konuştu:
"Modern dünyanın Mısır'da yaşananı askeri darbe olarak nitelendirmekte bu kadar çekingen davranıyor olması bizzat bunun Batı ile işbirliği içinde kotarılmış olduğu anlamına geliyor. Batılı dünyanın öteden beri İslam dünyasında demokrasinin olmasını, demokrasinin gelişmesini istediği şeklindeki iddianın koca bir yalan olduğu bir daha teyit edilmiş oldu. İslam ve demokrasi arasında kurulan karşılaştırmalar, buna dair yapılan yorumlar son derece iki yüzlü yorumlardır. Aslında İslam dünyasında Avrupalıların demokrasi istediği yoktur. Kolay yönetilebilir, kendileriyle kolay işbirliği yapabilir yönetimler istiyorlar. Bu yönetimlerin insan haklarına saygılı olup olmaması, demokratik olup olmaması çok da umurlarında değildir. Demokrasi, yine de zaten demokratik olan toplumlar -Türkiye gibi- üzerinde, bir sopa olarak duruyor."
- "Olup bitenler İslamcılığın başarısızlığı değil"
Prof. Dr. Yasin Aktay, Mısır'da yaşananların İslamcıların başarısızlığı olduğunu düşünmediğini vurgulayarak, şöyle dedi:
"Batılı dünyanın, İslamlı dünyayı hazmedememesi gibi bir problem olduğunu düşünüyorum. Batılı dünya, yükselen İslam'ı nereye koyacağına karar vermiş değildir. Bu da kendi özgürlüğünü yakalamış, ayakları üstünde durmuş İslam dünyası bugünkü Batılılar tarafından, henüz tasavvur edilebilmiş değil. Böyle bir durumla karşıladıklarında çelişik durumlara düşmeleri mukadderdir. Mısır'da her şey bitmiş değildir. Mısır'da uyanmış bir toplum var. Tahrir'de toplanmış olan toplumun karşısında kolay kolay bastırılamayacak kitleler var. Tahrir'de bence bir şekilde darbelerin, darbe ortamlarının yanıltıcı propagandalarına inanarak toplanmış olan insanlar bile kısa sürede başlarına geleni fark etmiş olacaklar ki halen bugün bile bunun işaretleri verilmeye başlandı. Toplananlar, darbe değil daha katılımcı bir demokrasi isterlerken başlarına darbenin gelmesine razı olmayacaklardır. Mısır halkının yüzde 60'ı yaşı 30'un altında olan gençlerden oluşuyor. Bu kitleyi bastırmak kolay olmayacaktır. Mısır 25 Ocak'tan itibaren bir devrime girmiştir. Devrim yolunda bu bir geri adımdır, karşı devrimdir ama istikamet Mısır'ın da ayakları üstünde duran bir tarihsel akışa doğrudur."
Türkiye'nin tavrını demokrasiden yana koyduğunu kaydeden Aktay, "Birilerinin darbeye darbe demekten çekingen davranmaları bir takım hesaplara dayanıyor olabilir ama Türkiye hem genellikle son en azından şimdiki yönetimi itibarıyla bu hesaplardan uzak durmuştur. Ülke kararlı duruşunu bozmamalı ve yine de Mısır'da işlerin daha kötüye gitmemesi için mevcut yönetime baskısını devam ettirebilmek için fiili bir durum olarak mevcut yönetimle ilişkilerini sürdürmelidir" diye konuştu.
-BBP Genel Başkanı Mustafa Destici
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, : "Mısır'daki açık bir askeri darbedir. Batı ve Amerika buna ne kadar sessiz kalırsa kalsın. Bizim içerideki darbe heveslileri, şakşakçıları bunu ne kadar benimserse benimsesin. Bu bal gibi bir darbedir" dedi.
Destici, Mısır'da ordunun yönetime el koymasına ilişkin yaptığı değerlendirmede, Gazze'ye gerçekleştirdiği ziyareti hatırlatarak, "Bu ziyaret kapsamında Mısır'da da çeşitli görüşmelerde bulunduk. Döndüğümüzde de söyledik. Mısır'daki istikrarsızlığı ve her an her şeye gebe olduğunu gördük. Dışarının müdahalesi çok fazla Mısır'a. Bugün, o günlerden gözüküyordu. BBP olarak, yeryüzünün neresinde olursa olsun hangi inanca sahip olursa olsun, hilesiz, entrikasız, meşru seçimlerle, halklarının tercihiyle iş başına gelmiş hiçbir iktidarın, gayri meşru yollarla, darbelerle devrilmesini ve uzaklaştırılmasını kabul etmiyoruz, reddediyoruz" diye konuştu.
"Mısır'daki açık bir askeri darbedir" diyen Destici, şunları kaydetti:
"Batı ve Amerika buna ne kadar sessiz kalırsa kalsın. Bizim içerideki darbe heveslileri, şakşakçıları bunu ne kadar benimserse benimsesin. Bu bal gibi bir darbedir ve BBP nasıl ki Türkiye'de namlusunu milletine çeviren tanka selam durmadıysa Mısır'dakine de durmaz, Hiçbir yerdekine de durmaz. Biz milletlerin yanındayız, halkların yanındayız. Ve halkların tercihi her zaman bizim önceliğimizdir. Mısır'daki kardeşlerimize söylüyorum bu darbeyi kabul etmeyin ve iradenize, Avrupa Parlamentosu'nun ve Birleşmiş Milletler'in Mısır'da ordunun yönetime el koymasını "darbe" olarak değerlendirmemesini eleştirdi.
-MAZLUM-DER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal
MAZLUM-DER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal, bölge ülkelerinin, Arap Baharı etkisi ile zalim düzenlerinin yıkılabileceğinden korkarak Mısır'da darbe sürecini desteklediklerini belirtti.
Askeri darbe ile halk iradesinin yok sayıldığını, Mısır devriminin kadük duruma düşürülerek devrim öncesi karanlık şartlara dönüldüğünü vurgulayan Ünsal, Mısır'da gerçekleşen darbenin en önemli tarafınınİsrail olduğunu öne sürdü.
Ünsal, şunları kaydetti:
"Bölge ülkeleri, Arap Baharı etkisi ile zalim düzenlerinin yıkılabileceğinden korkarak Mısır'da darbe sürecini desteklemişlerdir. Başta Suudi Arabistan olmak üzere aile saltanatlarının hakim olduğu, ancak halkın büyük kesiminin sefaletle yüz yüze olduğu zalim yönetimler, bu komplonun işbirlikçisidir. Demokratik ve laik değerlerin pazarlamasıyla piyasa yapan, köhne ve çıkarcı Batılı ülkeler askeri darbeye sessiz kalarak ve çanak tutarak kimliklerini ve kimyalarını bir kez daha ibraz etti. Müslüman Kardeşler'i, dini siyasete alet etmekle suçlayan darbeciler ve darbe destekçileri General Sisi'nin arkasında oturan Ezher Şeyhini ve Kıptilerin dini liderini görmezden gelerek iki yüzlülük örneği sergilemektedir."
"Mısır'daki darbe, insanların özgürlük iradesine atılmış bir çelme ve devrim öncesi şartların tahkimine giden bir "Neo Mübarek" düzenin tesisidir" diyen Ünsal, dünyanın tüm adil ve hukukun üstünlüğüne inanan insanlarını Mısır halkının seçilmiş tek meşru lideri olan Mursi'nin arkasında durmaya davet ettiklerini sözlerine ekledi.
-Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi
Tahir Elçi, askeri müdahaleyi haklı gösterecek hiçbir gerekçe olamayacağını dile getirerek, "Askeri darbelerin haklı ve meşru bir mazereti olamaz. Hiçbir şekilde darbe kabul edilebilir bir durum değildir. Darbe yüz kızartıcı bir durumdur" diye konuştu.
Dün Kahire sokaklarında tankların ve askerlerin koşuşturması, sivil cumhurbaşkanı sarayına yönelmeleri görüntüsünün utanç verici olduğunu vurgulayan Elçi, "Bu görüntülerin artık geride kaldığını düşünürken yanı başımızda bizden çok çok uzak olmayan Mısır'daki görüntülerin dünyaya yansıması son derece rahatsız edicidir'' dedi. (AA)



