Mısır’da artık sona yaklaşılırken, herkes aynı soruyu soruyordu: “Mısır’daki halk isyanının ardında kim var?”

Tunus’taki gelişmelerden farklı olarak, 80 milyon nüfuslu, kalabalık ve iktidarı destekleyen bir orduya sahip olan Mısır’da olayların tesadüfi bir halk ayaklanması olmadığını herkes kabul ediyordu. Ama internet ve televizyonların bile kontrol altına alınıp sansürlendiği ve hatta yasaklandığı bir ortamda, insanlar nasıl bu kadar örgütlü olarak meydanlara çıkabiliyorlardı? Bu örgütlülüğün belgesi, nasıl barışçı eylem yapılacağına dair olarak dağıtılan ve Batı basınının eline geçince dünyanın şaşırdığı el ilânı oldu. Burada usta ellerin organizasyonu vardı.

Peki kimin?

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığıyla popüler olan Muhammed el Baradey’in ismi öne çıksa da, onun kitleleri örgütleyip harekete geçirebilecek bir karizmaya sahip olmadığı biliniyor. Onu öne çıkaran ülkedeki muhalefetin tanınan isimlerinden olması.

O zaman kim?

Bölgeyi tanıyan uzmanların üzerinde uzlaştığı, ancak hiçbir zaman öne çıkmamaları dolayısıyla kafaların karıştığı bir grup var: Müslüman kardeşler ya da İhvan-ı Müslimin.

İsyanın sekizinci gününde nihayet ortaya çıktılar. Önce Baradey’i desteklediklerine ilişkin söylentiler çıktı, yalanladılar. Sonra Baradey ile hükümet pazarlıkları yapmaya başladıkları ortaya çıktı. Ama bize göre bu da gerçekleşmeyecek ya da en fazla seçimlere kadar oluşturulacak geçici hükümet ittifakından ibaret kalacak.

Evet, her geçen günle birlikte Müslüman Kardeşlerin sahnenin gerisindeki güç olduğu daha net görülüyor.

Peki kim bu Müslüman Kardeşler? Batılıları kaygılandıran Hamas benzeri radikal bir İslâmcı örgüt mü?

1928 yılında Hasan el Benna’nın İsmailiye kentinde Süveyş Kanalı şirketinde çalışan altı işçiyle kurduğu örgüt, geçen seksen yılı aşan süre içinde bir çok dönemden geçti. Bir çok İslâm ülkesinde kök saldı. Ama asıl mekânı Mısır olarak kaldı. Siyasal İslâm’ın savunucusu olmasına rağmen şiddet yanlısı olmamasıyla tanındı. Mısır’da resmen yasaklı olduğu halde Mübarek döneminde seçimlere bağımsız adaylarla katılabildi.

Ayaklanmalar başladığında hiç ortalıkta görünmedi. Hiç açıklama yapmadı. Hiçbir olayı üstlenmedi. Ama el altından, geleneksel haberleşme kanallarını kullanarak milyonları örgütledi.

Ta ki 1 Şubata gelinene kadar.

1 Şubatta Müslüman Kardeşler’in resmî sitesindeki açıklamalar, bütün isyanın ardındaki isim ve ülkenin geleceğinin en büyük talibi olduklarını gösterdi. İşte açıklamalar:
-Mısır’ın uluslar arası antlaşmalarına saygı duyacaklar.
-ABD’nin ayaklanmaya yaklaşımı gelecek hükümetin bu ülke ile ilişkilerini belirleyecektir.
-Diktatör devrilene kadar hükümetle görüşülmeyecek.
-Diktatör ülkeden ayrılana kadar Ordu ile diyalog kurulmayacak.
- Anayasa Mahkemesi Başkanı ara dönemin devlet başkanı olmalı.

Bu son cümle önemli. Dünya kamuoyunun beklediğinin aksine, Müslüman Kardeşler, Baradey’i geçici dönemde bile olsa devletin başında görmek istemiyor.

Böylelikle seksen yıllık mücadelenin sonunda Müslüman Kardeşler Mısır’da iktidarı eline alacak. Peki neler yapacak? Bunu ancak zaman gösterecek. Daha önce hiçbir ülkede iktidara yükselmedikleri için neler yapacaklarını kestirmek güç. Ancak çıkış noktalarının siyasal İslâm olması bir çok Batılı ülkeyi korkutuyor.

Peki Türkiye açısından neler olacak?

Başbakan Erdoğan’ın tam da Müslüman Kardeşlerin ‘bu işin ardında biz varız’ diye ortaya çıktığı gün, isyancıları desteklediğini açıklaması, bölge siyasetinde Türkiye’nin son yıllardaki popülerliği ve Mısır’daki sosyal yapının Hamas benzeri bir iktidarı kaldırabilecek durumda olmaması, Türkiye’yi yeni Mısır yönetimi için model olma ve olumlu ilişkiler kurma açısından önemli bir konuma yerleştiriyor.

Umarız bu geçiş kısa sürede tamamlanır ve Mısır, hak ettiği demokratik rejime kavuşur. İktidarlaşmanın siyasal İslâmcıları yumuşattığı genel tecrübesinin onları da kapsayacağı ve ortaya daha mutedil bir yönetimin çıkacağını düşünüyoruz.

(Yeni Asya)