Son günlerde birçok kişinin aklında aynı soru var: “Ortadoğu’daki halk ayaklanmalarının ardında kim var ve sonu nereye varacak?”

Bu sorunun tek bir cevabı olduğunu söylemek güç. Bu ülkelerin ortak yanları hepsinin Müslüman, aynı bölgede yer alan, uzun yıllar boyu aynı diktatörün zulmü altında inleyen, gelir dağılımı adaletsizlikleri ve işsizliğin yüksek olduğu ülkeler olması. Ancak her ülkenin nüfus yapısı, sosyo-kültürel şartları farklı. Bu yüzden birbirlerinden ilham alsalar da hareketlerin sonunun aynı olacağını şimdiden kestirmek imkânsız.
Ama hepsinde sonucu belirleyecek temel faktör aynı: ordu.
Tunus’ta ayaklanmanın başından itibaren polis ve muhafız gücü halka ateş açıp, liderlerinin yanında yer alırken, ordu önce tarafsız sonra da halkın yanında yer aldı.

Mısır’da ise ordu ayaklanmanın başından itibaren halkın yanındaydı. Devletin baskı rejiminin temel unsurlarından olan ordunun bu tavrı, hürriyet ateşinin alevinin güçlenmesine, insanların meydanlara daha çok toplanmasına yol açtı. Şimdi de tıpkı geçmişte Güney Kore’de ve Endonezya’da olduğu gibi, ordu tarafını halkın yanında belirledi.
Bahreyn ve Libya’da ise durum tam tersi. Bahreyn’de gösterilerin başlamasıyla birlikte Ordu birlikleri göstericilerin üzerine ateş açarak taraflarını belli ettiler. En kanlısı ise Libya’da oldu. Bu satırları yazarken gelen haberlere göre; özellikle Bingazi’de ölü sayısı yüzleri buluyor. Haberleşme kanalları kesildiği için dış dünyaya fazla haber çıkmıyor. Ama yine de sızan haberler durumun vahim olduğunu gösteriyor.

Peki neden?

Tunus ve Mısır’da halkın yanında yer alan ordunun Bahreyn ve Libya’da diktatörün yanında yer almaya devam etmeleri ve kendi halklarına karşı ateş açmaya başlamalarının sebebi ne?

Pazar günü Los Angeles Times’da yer alan bir yazıda, Obama yönetiminin geçen yaz sonunda bölgedeki rejimlerin zayıfladığını tespit ettiği ve sonraki aylarda da bu ülkelerde demokrasiye geçişin başarılı olması yollarını araştırdığı belirtiliyor.

Amerikan yönetimi şimdi Mısır’da ordunun duruma el koyup, demokrasiye geçişi kolaylaştırmasında, bu ordunun bütün komutanlarını yetiştiren, çok yakın bağlar kuran Amerikan askeri yetkililerinin rolü olduğuyla övünüyor.

Bizce asıl sebep; bu ülkede ordunun yaşlanmış ve yerine hiç sevmedikleri oğlunu geçirecek bir diktatör ile, istemeseler de iktidarı ele geçirmeye daha yakın olan halk ve değişim arasında bir tercih yapmasıdır. Bu tercihin ABD tarafından desteklenmiş olması, yalnızca geçişi kolaylaştırıcı bir unsur oldu. Ordunun sözünü tutup, kısa sürede yönetimi seçilmiş iktidara devredip devretmeyeceğini zaman gösterecek. Sıkıyönetimi kaldırmamaları ve devam etmek isteyen göstericilere karşı tutumlarını sertleştirmeleri biraz kaygı verici.

Bahreyn’de ise durum farklı. Bu ülkede ordu, Şiî nüfusa karşı takındığı ayrımcı tutum sebebiyle, mevcut yönetimin yıkılması halinde, kendisinin de o rejimle beraber bütün ayrıcalıklarını kaybedeceği ve halk tarafından istenmeyeceğinin bilincinde. O yüzden Mısır ordusunun tam tersini yapıyorlar: ilk müdahalede göstericilerin üzerine ateş açmak ve bütün gücüyle halkı ezmeye çalışmak.

Ancak Bahreyn ordusu maalesef hayatının hatasını yaptı. Kadınlar ve çocukların üzerine ateş açmaya başladığınızda, halkın gazabından kaçmanızın artık bir yolu kalmaz.

Aynı durum Libya ordusu için daha fazla geçerli. Yüzlerce insanın kanı ellerine bulaşan ordunun, artık Kaddafi’nin yanında kalmaktan başka yolu yok. O yüzden Bahreyn ve Libya’da işler daha zor ve geçiş daha kanlı olacak.

Kısacası; Ortadoğu ülkelerindeki halk ayaklanmalarında, ordunun tutumu bu sancılı sürecin yönünü belirliyor. Umarız ordular seçimini halktan yana yaparak, geçişin kansız ve sancısız olmasına katkıda bulunurlar. Yoksa topla tüfekle hürriyet isteyen halkın karşısında durulmayacağına bütün tarih şahittir.

(Yeni Asya)