Dün sabah gözyaşlarıyla izledim Libya haberlerini. Diktatör Kaddafi’ye karşı ayaklanmış, hafif silâhlarla donatılmış isyancılara uçakların bomba yağdırması elbette üzücüydü.
Ama benim asıl üzüldüğüm onlar değildi.
Ama benim asıl üzüldüğüm onlar değildi.
İki ateş arasında kalmış, özgürlüğe susamışlıkla isyancıları desteklemek için açlığa, susuzluğa ve ölüme dayanan Libyalıların durumu elbette üzücüydü.
Ama beni asıl üzen onlar değildi.
Beni asıl üzen Bingazi Limanı hangarında çamurlu battaniyeler arasında titreyen yoksul ülkelerin yabancı işçilerinin görüntüsü oldu. Pasaportunu titreyerek uzatan Bangladeşli’nin “Türk gemisi gerçekten bizi alacak mı?” sözlerini okuyunca boğazımda düğümlendi bütün hüzün.
Onbinlerce insan havaalanlarına, limanlara, Mısır ve Tunus sınırına yığılmış, aç ve susuz bekliyor günlerdir soğuğun altında. Onlara uzanacak bir dost elinin hasretini duyuyorlar. Bu el onları hayata bağlayacak tek ümit. Maalesef bu konuda bir çok gelişmiş ülke yalnızca kendi vatandaşlarını ülkeden çıkarma telâşında. Bangladeşli, Vietnamlı, Pakistanlı ve diğer Afrika ülkelerinden binlerce insanın kendi hükümeti tarafından kurtarılma ümidi bile yok. Batılılar ise onları kurtarmayı zaten hiç planlamıyorlar.
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin tesbitlerine göre Tunus sınırında binlerce insan yağmur altında, dondurucu çöl soğuğunda dışarıda geceliyorlar. Aslında sınırı geçip Mısır ve Tunus’a ulaşanların da sorunları bitmiş olmuyor. İki ülkeye geçen 180 binden fazla insan var. Bunlara ulaşılıp acilen sahip çıkılması gerekiyor.
Fransa 5 bin Mısırlıyı uçaklarla tahliye etme taahhüdünde bulunurken, İtalya sınırlara yığılan mülteciler için kamp kuracak. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği en hızlı davranan kurum oldu ve 10 bin kişilik kamp kurdu. Şimdi İKÖ kamp kuruyor.
Burada Türkiye hem düzenli kurtarma harekâtı hem de ayrım yapmaksızın, yoksul ve kurtarılma ümidi pek olmayan ülkelerin vatandaşlarını da gemilere alarak örnek bir davranış sergiliyor. Bu insanların çoğu ücretli uçuş ve gemi yolculuğu imkânı sağlansa dahi bilet parası ödeyebilecek durumda değil.
Dünyanın acele etmesi lâzım. BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun’un söylediği gibi acilen yardım edilmesi çok önemli. Geçen her gün binlerce insanın hayatının daha fazla tehlikeye girmesi anlamına geliyor.
Uluslar arası yardım kuruluşlarının yanı sıra, Kızılay’ın da nakledilen vatandaşlarımıza yaptığı yardımı şimdi sınırlara yığılan bu mülteciler için yapması ve çabuk olması gerekiyor.
Kısacası; Libya’da tam bir insanlık dramı yaşanıyor. Bir yanda koltuğunu terk etmek istemeyen acımasız bir diktatör ölüm yağdırırken, öbür tarafta iki ateş arasında kalan, hayatları tehlikede, her önleri kesen tarafından soyulan, dövülen onbinlerce mülteci ülkeden çıkmaya çalışıyor. Avrupalıların Libya petrollerinin geleceğinden nasıl pay alacağını hesaplamayı bırakıp, bir an önce bu masum insanlara yardıma koşması gerek. Hem de bir gün bile gecikmeden.
(Yeni Asya)