Aradığını bulamamıştı hala ama yinede hiç usanmadan arıyordu. Çünkü O'nu bulmadan rahat edemeyecekti. Geceleri ızdırap içindeydi ,uykusu bozuluyordu, ruhu daralıyordu yinede aramaya devam ediyordu. Bulduğu her yapı her cemaat her oluşum Peygamber efendimizin bir yönü üzerine yoğunlaşmıştı.
Kimisi yumuşaklığını, kimisi sertliğini, kimisi manevi yönünü, kimisi akılcılığı benimsiyordu ama O'nun aradığı bu değildi. Her oluşumun içinde bulunuyor ‘İSLAM için neler yapabilirim, nasil daha faydalı olabilirim, insan kaynağına nasıl daha fazla ulaşabilirim, sistemli bir şekilde nasil çalışabilirim’ diye zemin arıyordu, oluşum arıyordu.
O biliyordu ki insanların tek başına insan yetiştirmede aciz kaldığını ancak sistemin onları yetiştireceğine inayıyordu.O ‘sistemi hangi oluşumda bulabilirim ve eksiksiz bir şekilde İslamın ve Peygamberin bütün yönlerini yeni nesillere nasıl aktarabilirim’ düşüncesiyle yanıp tutuşuyordu , bir türlü aradığını bulamıyordu .
Bölgede olaylar gittikçe tanınmaya başlanmıştı. Sahip olduğu derin ilim ve zulüm karşısında dik duruşuydu, bölgede bulunan aşiretler anlaşmazlığa girdiğinde ona başvurur, O'nun, onların arasını bulmasını istiyor, ona itimat ediyorlardı . Zorba ve zalimlere hiç boyun eğmiyor, zulümlerini yüzlerine çarpıp doğru yolu göstererek nasihatte bulunuyordu. Sulh ve şeriatta bulunurken ağaların o ortamdan uzaklaşmasını istiyor , köylülerin onların baskısı altında kalmadan sulh ve şeriati uyguluyordu. Bu zulme razı olmama hali, O'nun namını gittikçe artırıyordu .
Bir gün bazı zorbalar “sereresor bölgesi”nde bulunan topraklarını gasp edip oraya yerleşmişler. Seyda da onları uyardığı halde aldırış etmiyorlardı. Seyda yanına birkaç kişiyi alarak oraya gidiyor ve ahırlarını yıkıyor ama hayvanlara ve çobana da dokunmuyordu. Razı olmayan kişilerinde gelip konuşmalarını ve dertlerinin ne olduğununu söylüyor ve bir daha böyle bir zorbalığın kimseye yapılmayacağının temennisini alana kadar onlara nasihatte bulunuyor. Seyda elinden geldiği herşeyi yapıyor ama bu yetmiyordu. Çünkü arkasında yeni nesiller bırakmak, Kürdistan bölgesini karanlığa boğan fikir akımlarını yok edecek derecede parlak bir ışığa sahip olacak, sistematik çalışan gençler yetiştirmek istiyordu, bunun için ortam arıyordu…
Kendi içinde bu savaşı verirken aynı zaman da boş durmuyor adeta arı gibi çalışıyordu. Botan bölgesinde gezilmedik köy bırakmıyor, köylerde bulunan temiz fıtratlı fakat İSLAM gerçeğini tam idrak edemeyen botan halkını aydınlatıyor, onlara İslamı nasil daha iyi yaşacaklarının recetesini veriyordu. Çünkü biliyordu, ömür çok kısa ve bu dünyada birşey bırakmadan giderse eğer hesap gününün çok ağır geçeceğini biliyordu. Peygamber efendimizin varislerinin görevini biliyordu, Kürdistan halkının, etrafının ateş çemberine çevrelendiğini biliyordu. Bu ateşi söndürecek gücün su olmadığını sadece İSLAM gerçeğinin olduğunu bu İSLAM gerçeğini son nefesine kadar anlatmak zorunda olduğunu biliyor ve bütün bunların bilincinde zemin arayışı içerisine girmesi gerektiğinin de farkındaydı. Ama bir türlü girdiği her oluşumda ruhunun bir yerlerinde bir eksiklik olduğunu, hala kendi içerisinde bir savaş verdiğinin farkındaydı…
Bıkmadan devam ediyor, zemin oluşturmaya çalışıyordu… Bölgede, saygın konuma sahip ilmiyle amil olan Şeyh Muhammed Nurullah’a gidip durumu anlatıyor ve gençlerin islamdan uzaklaşmasını sağlayacak fikir akımlarına kapılmamak için ve islama aç olan gençlerimizi yetiştirmek için medrese kurmak istediğini ifade ediyordu. Şeyh Muhammed Nurullah, Seyda’nın bu fikrinden dolayı çok sevinmişti. Hemen çalışmalara başlanmış, Botan bölgesinin kalbi olan kadim CİZRE de, CİZRE gençlerinin İslami bir hayat yaşamaları için; ‘Şeyh Zeki ilimle ilgilenecek, Ş.M. Nurullah maddi ve manevi yönleriyle ilgilenecek ve CİZRE müftüsü de resmiyetiyle ilgilenecek’ diye karar alıyorlar ISLAM fedaileri...
Seyda sistem kurmaya çalışıyor ki İSLAM üzerine temelleri sağlam atan gençler yetiştirebilsin,şeytani fikir akımları, bu fıtratı temiz Kürdistan halkını istila etmeden onları uyandırabilsinler diye. İnsanların nasihatle yetişmeyeceğini ancak okumayla ve tefekkürle yetişeceğini bildiğinden dolayı kitapevi açmış ki sosyal aktiviteleri hızlandırabilsin .
Kardeşi Hüseyin kitapevine baktığı sırada iki misafiri geliyor ama bu misafirler medrese eğitimi almış kişilere benzemiyordu. Alim ama eğitimli kişilere benziyordu. Hüseyin şaşırarak abisine bildirmiş onları seydanın yanına eve götürmüştü. Seyda onlarla baya bir süre oturduktan sonra Seydanın yüzü gittikçe değişiyordu.
Onlar, Türkiye'de son dönemde kurulan ve insanların dünya-ahiret saadete kavuşmak için mallarıyla ve canlarıyla kendilerini feda etme azminde olan İslami camia lideri Hüseyin Velioğlu ve Selahaddin Ürük'tü. Şeyh Zeki'nin de İslami camiaya katılmasını, İslamın kimseye muhtaç olmadığını sadece insanların İSLAM gerçeğine muhtaç olduğunu ve bu gerçeği anlatma zemini oluşturmak istediğini ve bu zeminde onlarla beraber hareket edip islami bir sistem oluşturarak, genelde Kürdistan'ın özelde Botanın karanlık güçlere karşı pabuç bırakmayacak ve İSLAM kültüründen gelen bu temiz fıtratlı halkı bu kurtlara teslim etmeyecek İslami bir hayat yaşamaları için bilgilendirip kurtuluşun yalnızca islamda olduğu gerçegini halka anlatma mücadelesinde beraber hareket etme isteği teklifinde bulunuyorlar.
Seyda bu samimi tekliften çok hoşlanmış , o ruhunda oluşan boşluğun artık hiç hissetmediğinin farkına varmış adeta Seyda başka bir insana dönüşmüştü. O kaynıyan kanının verdiği enerjiyi nerde harcayacağının zeminini bulmuştu. Bu sevincini gizleyememiş mahallede bulunan ve cami cemaatine müjdeyi vermişti ‘o aradığım şeyi buldum’ diye…
Devam Edecek...