İran İslam İnkılâbının yıldönümü olan 11 Şubat’ta Hüsnü Mübarek’in devrilmesi üzerine gelişmeleri analiz eden ve yorumlayan siyasi gözlemciler ve uzmanlar bölgede ve özellikle de Müslüman milletler arasında İslami diriliş dalgasının başladığını ortaya koymaktadırlar.
Mısır’ın Camd David rejimi geçen otuz yıl boyunca Siyonist rejimin en sadık Arap müttefikiydi. Önemli ve hassas konularda her zaman Siyonistlerle birlikte hareket ediyor onların emrinden dışarı çıkmıyordu. Gayrımeşru Siyonist rejimin nutfesinin atılmasından otuz yıl sonra Siyonist rejimin suçlarına ortak olan Kahire’nin Camp David rejimi, her zaman Siyonistlerin çirkin ve aşağılık siyasetini savunup destek verdi. Bunun en son örneğine 22 günlük Gazze savaşında tanık olduk. Bu savaşta büyük suçlar işleyen Siyonistler, 22 gün devam eden savaş boyunca mazlum Filistin halkını katliamdan geçirdiler. Bu arada Mübarek ise Siyonistlere yardım etmek ve işlerini kolaylaştırmak için Refah’ta Gazze halkının can damarı olan tünelleri bombalıyordu. Onun bu hizmeti bir buçuk milyonluk Gazze halkının daha büyük acılar yaşamasına sebep oluyordu.
Hukuki bir deyimle ifade edilirse, Siyonistlerin işlediği soykırımlarda ve savaşın yaşandığı günlerden bugüne kadar devam eden Gazze kuşatmasında Kahire yönetimi Siyonist rejiminin cinayetlerini kolaylaştırmasına yardımcı olmuş ve suçlarına ortak olmuştur.
Siyonist rejimin eski başbakanı, büyük çoğunluğunu çocukların oluşturduğu mazlum Filistin halkını vahşice öldürmelerine rağmen küstahça bir şekilde kaşlarını çatıp, Arapların isteği üzerine Gazze’ye ve Hamas’a karşı bu savaşı başlattıklarını dile getiriyordu. Siyonistlerin ortakları olan bu faşist yönetimlerden hiç biri buna karşı bir tepki göstermediği gibi, yalanlayan da olmadı. Aksine Mübarek rejimi, amelleriyle Siyonistlerin iddialarının doğru olduğunu ortaya koyuyordu.
Bugünlerde Mısır’ın diktatörünün yıkılması herkesten çok Siyonist rejim için büyük bir kabusa dönüşmüştür. Siyonist rejimin eli kanlı savaş bakanı Ehud Barak, diktatörün yıkılması üzerine yaptığı açıklamada, Mısır’daki gelişmelerin İsrail’in zayıflamasına ve İsraillilerin korkmalarına yol açtığını itiraf ediyordu.
Bu zaaf Siyonistlerin korku ve panik yaşamalarına sebep olurken, Siyonist rejimin yöneticilerinin perişanlığına yol açmış, bu rejimin büyük bir darbe aldığını ortaya koymuştur. Sanki Siyonist rejim yıllardır böyle bir günün kâbusunu yaşıyorlardı.
Aslında Siyonistler İran İslam İnkılâbının gerçekleştiği 11 Şubat 1979’dan, 11 Şubat 2011’e kadar inziva ve düşüş kâbusları yaşıyorlardı. Bunun üzerine birkaç gün önce Siyonist rejimin 10. kanalı şöyle bir rapor sunuyordu. “Basının Mısır’daki değişikliklerle ilgili neşrettikleri görüntüler İran İslam İnkılabıyla ne kadar da çok benzerlik taşıyor. Mısır’daki değişiklikler bizi Şubat 2011’in İran’ına götürmektedir.”
Bu stratejik değişim ve gelişmeler Batılıların ve Siyonist rejimin müttefiklerinin gözlerinden kaçmamaktadır. ABD ve Batının haber kaynakları Siyonistlerin yeni bir İslam inkılabıyla karşı karşıya olduklarını tahlillerinde ve yorumlarında sürekli dile getirmektedirler.
Buna örnek olarak Almanya’da yayın yapan Dei Sayt haber ajansıişaret edilebilir. Açıkça şöyle yazıyordu: “İsrail, Mısır’da İslam inkılabının tekrarından korkmaktadır”
İran İslam inkılâbından kaynaklanan ilham ve bölgede gün geçtikçe gelişen İslami uyanış inkâr edilmeyecek bir gerçekliktir. Bu gelişmeler düşmanları korkuya boğmuş, özgürlük ve adalet taraftarlarını ise ümitlendirip şevke getirmiştir. İslam inkılâbından sonra İran’ın zalimlere ve müstekbirlere karşı sarsılmayan duruşu ve direnişi, onu müstekbirlerin ve Siyonist rejimin korkulu rüyası haline gelmiştir. Bugünlerde Mısır’da diktatörün devrilmesi yıllarca baskı altında tutulan ve ezilen mazlum halkların zafere yürümelerine yol açmakta, bu gelişmeler müstekbirlerin ve Siyonistlerin uykularını kaçırmaktadır.
Birkaç gün önce Mısır diktatörü kendi yetkilerinden bir kısmını yardımcısı olarak atadığı Ömer Süleyman’a aktardığı zaman, el-Âlem televizyonuna konuşan Mısır milletvekillerinden Sa’d Abûd “Mısır’ın Şapur Bahtiyar’ını istemiyoruz” diyordu.
Mısırın hain cumhurbaşkanlarından Enver Sedat, Siyonist rejimin cani başbakanlarından Menahan Begin ile Beyaz Saray’ın ev sahipliğinde Jimmy Carter’in huzurunda Camp David isimli aşağılık ve hıyanet anlaşmasını imzaladıkları zaman, sevincinden kalıbına sığmıyordu. Birkaç ay sonra İmam Humeyni’nin önderliğinde İran İslam inkılabı gerçekleşince, onların “Barış ve uzlaşma” adındaki aşağılık tuzaklarının gerçek yüzü ortaya çıkmıştı. Bunun üzerinden otuz yıl geçtiği halde sarsıntı yaşamaya devam eden Siyonist rejim her geçen daha fazla batmaya doğru yol almaktadır.
Mısır’ın siyasi ve dini birçok şahsiyetinin bildirdiğine göre Müslüman Mısır halkı, yeni hükümetin kurulmasıyla birlikte öncelikle “Camp David” anlaşmasının bozulmasını istemektedir. Bu durum, bundan sonra kan dökücü ve çocuk katili cani Siyonistlerin Müslüman milletlerin özellikle de mazlum Filistin halkının haklarını barış ve uzlaşma adına istedikleri gibi çiğnemeyeceklerini ortaya koymaktadır.
İkincisi ise, metni Siyonist rejimin güvenliğini temin etmeye yönelik hazırlanan aşağılık Camp David anlaşması “barış” sözcüğü kullanılarak baskı unsuruna dönüştürülmüştü. Müslümanlar, gerek Filistin’de ve gerekse de Lübnan’da uzun yıllar Siyonist rejimin cinayetlerini ve tecavüzünü tecrübe ettiler. Bundan dolayı, Camp David anlaşmasının bozulması, İslam ümmetinin arasından münafıkça bir akımı temizleyecek, direniş cephesini güçlendirecektir. Araplarla Siyonist rejimin ilişkilerini normalleştirme amaçlı tuzak dolu bu yalancı projeyi sona erdirip Siyonistlerin şeytani planlarını bir bir suya düşürecektir.
Üçüncüsü ise, siyasetçileri ve stratejistleri çaresizlik içinde debelenen Siyonist rejimin gittikçe gerilemesi karşısında direniş cephesi her geçen gün daha fazla güçlenmektedir. Siyonist rejim ve ABD’nin oyunları karşısında Irak’ta halka dayalı hükümetin kurulması ve müstekbirlere karşı direniş cephesinin güçlenmesi bunların işini zorlaştırmaktadır.
Lübnan’da 14 Mart grubuna karşı Hizbullah’ın attığı adımlar ve Refik Hariri’nin öldürülmesiyle ilgili tertip edilen mahkeme oyununun boşa çıkarılmasıyla bugün Hizbullah’ın öncülüğünde devam eden direniş çizgisi her zamankinden daha fazla güçlenmiştir. ABD’ye bağlı 14 Mart grubu ve diğerlerinin gelecekte fazla bir etkiye sahip olamayacakları görülmektedir.
Mısır’da meydana gelmekte olan köklü değişiklikler, Tunus’ta, Yemen’de, Ürdün’de… kıyamlara ve intifadalara yol açmaktadır. Ayrıca bütün bunlar Siyonist rejim ve müstekbirler için karanlık bir geleceğe ve yıkıma sebep olmaktadır. İşte bütün bu gelişmeler İslam dünyasında yeni bir fecrin doğuşuna işaret etmektedir. Bölgede otuz yıl önce İran İslam inkılabıyla başlayan değişim ve İslami uyanışın her geçen gün daha fazla yayılması, faşist rejimlerin sarsılmasına ve menfaatleri uğruna İslam coğrafyasını parçalayan istikbar güçlerinin hesaplarının altüst olmasına sebep olmaktadır. Hizbullah rehberinin yardımcısı Şeyh Naim Kasım’ın el Menar Televizyonundaki açıklamaları her şeyi özetler gibiydi: “Bölgemizde müstekbirlerin bina ettiği sahte binaların bir bir yıkılmaya başladığına tanık olmaktayız. Siyonist rejimin var olmasına sebep olan bozguncu fikirler dağılmaya başladı. Bundan sonra bölgemizdeki gidişat direnişlere ve inkılaplara doğru yol olacaktır.”
Yazan: Hüsamettin Brumend
Kaynak: Keyhan Gazetesi
Çeviren: Hanefi Aydın