Amerika başkanlığına soyunan Demokrat aday Obama’nın seçim sloganlarından biri ABD’nin Irak işgaline son vermesiydi. Bununla birlikte bu konuda sessizliğe gömülen Obama, Irakla ilgili müphem tutumuyla hem kamuoyunu oyalamaya çalışmakta ve hem de Irak’ta işgalin devamını isteyen Siyonist lobinin emirlerini icra etmektedir. 2008 seçimlerinde Obama ve Biden, Irak savaşını büyük bir yanlışlık olarak ilan ettikleri halde bu yanlışı ortadan kaldırmak için ciddi bir girişimleri görünmemektedir.

Beyaz Saray’ın Irak işgalini sona erdirmekle ilgili tayin ettiği yol haritasına rağmen Obama’nın Irak’ta izlediği ikili siyasetin bu programı etkisiz hale getirdiği görünmektedir. Bu durumda Amerikalıların Irak’taki işgale kolay kolay son vermeyecekleri görünmektedir. Diğer sözlerinde durmayan Obama, Amerika askerlerinin Irak işgaline son vermesiyle ilgili programı da uygulamayacak. Bazı Ortadoğulu tahlilciler, Obama’nın verdiği sözleri yerine getirme gibi bir niyeti, Amerika askerlerini Irak’tan çekmeyle ilgili kararlılığı ve bu ülke halkının hâkimiyet hakkına saygı gösterme gibi bir yaklaşımı olsaydı, Amerikalı komutanlar böyle bir şeyi işlerinin evveliyatı olarak kabul edeceklerdi. Amerika işgal güçleri Irak topraklarında kaldıkları sürece Irak halkının hâkimiyet hakkından söz etmek mümkün olmayacak. Anlaşmalara göre 2011’in sonlarında ABD kuvvetlerinin Irak’ı terk etmesi gerekiyor. Ancak ABD makamlarının ileri sürdükleri bahanelere bakılırsa, Amerikalıların Irak’ı kolayca terk etmeyecekleri görünmektedir. ABD başkanının Amerika askerlerinin Irak’tan çekilmesini bazı bahanelerle geciktirmesiyle, Beyaz Saray’ın Bağdat’taki yenilgisi çok daha vahim olacak. İşte bu, Obama’nın inkâr edemeyeceği bir gelişmedir.

Irak’a yönelik müphem psikolojik dalgalar pompalayan Beyaz Sarayın tutumu, Demokratların Irak’la ilgili çözümsüzlüğünü göstermektedir. Obama’nın önündeki en iyi yol, ABD’nin Irak’ta yenildiğini kabul edip bu ülkedeki işgale son vermesidir. Bunun dışındaki her türlü seçenek çok daha büyük bir yenilgiyle karşı karşıya kalmasına yol açacak.

İşin diğer tarafı ise, Pentagon’un hazırladığı raporlar, Irak ordusunun tecrübesi arttıkça halkın orduya olan güveninin arttığını, halkın ordusunu ve polisini savunduğunu göstermektedir. Bununla birlikte ABD’nin, Irak’ta kalması için hiçbir bahanesi kalmamıştır. Bu durumda Amerika Ordusu Birleşik Güçler Komutanı Mayk Molen’in sözcüsü John Kerby bu konuda şunları dile getirmektedir: Amerika askeri komutanlığı, eski başkan Bush zamanında Irak’tan çekilmeyle ilgili yapılan anlaşmaya bağlı olduklarını açıkladı. Ancak bu sadece iddia olup Barack Obama’nın sekiz aylık başkanlık dönemi göz önüne alındığında hiç bir geçerliğinin olmadığı görünmektedir. ABD, mümkün olduğu her alanda Irak’taki faaliyetlerini arttırmaya çalışmaktadır.

Başından beri Irak Baas’ı ile irtibatını kesmeyen ABD, bu partinin bazı ileri gelenlerinden desteğini hiçbir zaman esirgemedi. Ancak bu, Irak halkının Baasçılardan nefret ettiği bir döneme denk gelmektedir. Beyaz Saray ve CİA, Washington’un Irak’taki uzantılarından Irak’ın güvenliği ve yürütme ile ilgili konularda yeterince istifade etti. Bağdat güvenlik anlaşmasının imzalanması bu faciayı ispatlamaktadır. Bu arada işgalin başlarında başbakanlığa getirilen İyad Alevi, yeni kurulmakta olan Irak’ın istihbarat teşkilatına ve emniyet güçlerine bazı Baasçıları almak için görevlendirilmişti. Alevi’nin başbakanlığı zamanında Hazım eş-Şaa’lan’ın savunma bakanlığına alınması bu süreci hızlandırdı. Seçimlerde halkın oylarıyla seçilen hükümet zamanında bu süreç biraz yavaşlandıysa da yine de kesintiye uğramadı. Bu arada ABD, Irak’ın bozuk düzeninden yararlanarak Saddam zamanında görev yapıp Beyaz Sarayla işbirliği yapan Basçıları ülkenin siyasi, icrai ve güvenlik teşkilatlarının önemli noktalarına yerleştirmeye çalışmaktadır.

Diğer taraftan Baasçıların görevi, Amerika’nın yüksek makamları tarafından düşünce odalarında şekillenip kâğıt üzerine aktarılan stratejik siyaseti Irak halkının üzerinde uygulamaktır. Amerika ve İngiliz makamlarının, hizmetlerine hazır bu unsurlardan irtibatlarını kesmeyecekleri kesindir. Blackwater gibi şirketler, Demokrat ve Cumhuriyetçilerin gölgesinde Irak’taki aşağılık varlıklarını sürdürmekte, sadece isimlerini ve tabelalarını değiştirmektedirler. Bütün bunlara rağmen son yıllarda Nuri Maliki’nin hükümeti az da olsa Irak halkı içinde toplumsal barışı sağlamada başarı sağlamış, işgalcilerin Irak’ı terk etmeleri için nispeten ortamı hazırlamışlar. Bu duruma göre Irak’ta işgal güçlerinin kalmaya devam etmesinin hiçbir gerekçesi kalmamıştır.

Irak’ı işgal eden iki asli güç olarak Amerika ve İngiltere, Iraklı grupların vahdetini hiçbir şekilde istememektedirler. Bu, Irak işgali boyunca bütün yönleriyle ispatlanan bir hakikattir. Bazı Selefi grupları Irak halkına karşı kışkırtan Washington’un amacı Irak’ta bölünme ve parçalanmamalara yol açmaktır. Bu arada Amerika’nın Demokratları ve Cumhuriyetçileri, halkın oylarıyla seçilmiş Nuri Maliki’nin hükümetinin önüne de birçok takoz koyup engellemek için ellerinden geleni ardına koymadılar.

Bugün Irak halkının acil bir şekilde toplumsal barışı gerçekleştirmesi gerekir. Böyle bir barış Irak’taki siyasi ve dini gruplar vasıtasıyla gerçekleşebilir. Bu durumda yabancı işgalcilerin kudreti Iraklılara terk etmelerinin dışında başka bir yol kalmayacak. İyad Alevi, Hazım Şaa’lan ve onların Baasçı uzantılarının yeri ise inzivadan başkası olmayacak. Şu anda Irak krizinin biricik kaynağını ABD oluşturmaktadır.

Bağdat askeri anlaşması bir sürü zaafı içerisinde barındırmasına rağmen işgalci güçlerin bu ülkeden çıkışını da içermektedir. Bu esasa göre Beyaz Saray, Irak’ı terk etmenin dışında başka bir çareye sahip değildir. ABD başkanı Barack Obama’nın yapacağı en mantıklı şey, bir an önce ordularını Irak’tan çekmek için programını şeffaf bir şekilde ortaya koymasıdır. ABD’nin Irak’taki yenilgisi, Obama ve Clinton gibi hükümet ortaklarının gizleyeceği kadar küçük bir olay değildir. Bu arada Amerikalı generaller ve Amerika Savunma Bakanı Robert Gates Irak’ın durumunun içler acısı olduğunu ileri sürüp işgal askerlerinin Bağdat’ta kalmasının zaruretini ileri süremezler. Acaba bu şartlarda ABD’nin Irak’tan çekilmesinin dışında başka bir yol kalmış mıdır? İşte bu, ABD halkının ve Obama’nın cevabını bildiği bir sorudur.

Yazan: Said Subhani

Kaynak: Risalet Gazetesi

Çeviren: Hanefi Aydın