“Gelecek birkaç yılda ABD kesinlikle çökecektir” ve “Gelecek birkaç yılda İsrail kesinlikle çökecektir” gibi haberler farklı kesimler tarafından defalarca tekrar ediilir. Bu gibi haberler ABD ve Siyonist rejimin siyasi mahfillerinde sık sık tekrarlanır.
ABD güvenlik servisi (CIA) yaklaşık bir yıl önce İsrail hakkında geniş caplı bir araştırma yaptığını duyurmuştu. Araştırmalar sonunda bu yapay devletin ömrünü gelecek yirmi yıl kadar devam ettirmesinin çok şüpheli bir durum olduğu bildirilmişti.
Bu teşkilatın önceki ve sonraki raporları, İsrail’in yıkılışının çok yakın olduğunu haber veriyordu. Bununla birlikte internetten dünyanın yaşayan dillerinden biriyle “İsrail’in yıkılışı kesindir” ibaresini ya da tercümesini yazıp, karşılığının bulunmasını isterseniz, birkaç kalın ciltli kitap miktarınca bilgiye ulaşabilirsiniz. Sadece başlıklar 100 sahifeyi kaplayacak nitelik taşır.
Amerika imparatorluğunun çökmesinin kesin olması ve Amerika’nın yıkılışının bir an önce meydana gelmesiyle ilgili çok sayıda görüş ortaya konmuş, çok sayıda delil ortaya çıkmıştır. Bazı raporlarda kesin tarihlerden bile bahsedilmektedir. Örneğin “Amerika Meclisi Dış İlişkiler Şurası” geçen yıl bunun zamanını yirmi yıl olarak tayin etmişti. ABD’li altı istihbarat örgütünün ortak araştırmaları sonucunda hazırlanan raporda ABD’nin 2025 yılına kadar çöküşünün kesin olduğunu ortaya koyuyordu.
İki hafta kadar önce şiddetli bir korkuya kapılan Siyonistlerin gazetesi “Yediut Eharnut” (x) ABD’nin çöküşünün başlangıç işaretlerinin ortaya çıktığını bildirdi. Söz konusu gazete ekonomik ve güvenlik alanındaki çöküşlere işaret edip, Amerika iktidarının dört dayanağından ikisinin gittiğini, diğer iki dayanak olan siyasi ve askeri varlığının kaldığını haber veriyordu. Ancak aynı gazete diğer bir raporunda Amerika’nın Irak ve Afganistan’da askeri yenilgiye uğradığına dikkat çekip ABD’nin askeri dayanağının çökmekte olduğunu açıklıyordu. Amerika’nın CBS televizyonuna bağlı, Beyaz saraya yakın olan CBS Market Wach’ın yaklaşık bir ay önce yayınladığı bir raporda, zikrettiği 20 delil ile birlikte “Amerika’nın çöküşü söylendiği zamandan (2025) çok daha erken gerçekleşecek” açıklamasında bulundu.
Raporun yazarı Pool Farl (X) “Amerika nizamı sersem bir ruh gibidir. Büyük bir ihtimalle çöküş 2012 yılında gerçekleşecek” İmparatorluğun kesin çöküş tarihini, Amerika’nın kudretini ve aynı şekilde Siyonist Rejimin kesin çöküş tarihini teşhis etmek belki de mümkün değil. Ancak kesin olarak söylenebilir ki dünya, en fazla gelecek 20 yıl içinde Siyonist Rejimin ve Amerika’nın uluslar arası arenada çöküşüne şahit olacak. Mütecaviz ve gaspçı iki devletin çöküşün dışında yol kalmamış. Bu iki rejimi kurtaracak etkili bir yol ve yöntem de mevcut değil. ABD ve İsrail’in farklı kuruluşlarının sundukları bazı projelere rağmen, bu tür projelerin çöküşleri engelleyebileceği hakkında diğerlerini ikna edememişler.
ABD’nin sadece maddeye dayanan kudretinin çöküşü ile din düşmanı İsrail’in çöküşü ile ilgili faklı deliller ileri sürülmüştür. Çöküşün sebeplerini araştıran bazıları bunun maddi sebeplere dayandığını ileri sürmektedirler. Tam da bu günlere denk gelecek şekilde Sovyetler Birliğinin çöküşüyle zamanın cumhurbaşkanına (12 Dey 1367) mektup gönderen İmam Humeyni, maddi sistemlerin çöküşünün asıl sebepleri hakkında şunları dile getiriyordu. “Kesinlikle gerçeğe dönmek gerekir. Sizin ülkenizin asıl sorunu malikiyet, ekonomi ve özgürlük değil. Sizin asıl sorununuz Allah Teala’ya itikadın bulunmamasıdır. Aynı sorun Batı’yı da perişan edecek ve çıkmazla yüz yüze bırakacak. Sizin asıl sorununuz Allah Teala ile varlıkların yaratılışı ve sebepleri hakkında uzunca ve boş bir mücadelelere girişmeniz. Maddiyat ile Doğu ve Batıda beşeriyet toplumunun en köklü problemi olan maneviyata inancın olmaması sorununu halletme imkanı yoktur.”
Bu arada hiçbir tereddüt yok ki, milletlerin manevi ve ilahi temennileri, beşerin adalet arayan ruhu ve bu doğrultudaki temennileri, ABD ve Siyonist rejimin siyasi sisteminin bunları karşılamadaki yetersizliği, iki gasıp ve mütecaviz devletin en önemli çöküş yatağıdır. Önemli bir soruyu cevaplandırmak gerekirse, “Maneviyat bayrağı, dindarlık ve adalet devletin sırtındadır ve saldırgan ruhun yöneldiği ve hedef aldığı merkez İran’dan başkası mıdır?” Ancak, bugün dünya milletlerinin İran’ı ve halkını izledikleri, bütün projektörlerin oraya yöneldiği açıktır.
Ortadoğu’daki gelişmeler yakından incelendiği zaman Müslüman ülkelerin emperyalist hegemonyanın dışına çıkmak için çabaladığını göstermektedir.
Amerikalılar ve Siyonistler, İslam inkılâbının güçlü dalgaları karşısında Ortadoğu’yu terk etmek zorunda kalacaklar. Kendileri çöküşe doğru sürüklenirken İran İslam inkılâbının çökmekte olduğu yaygaralarını koparmaktadırlar. Çoğunu son aylarda kendilerinin gönderdikleri ve destekledikleri başıboş grupların hareketlerine bakıp “İran İslam Cumhuriyetinin elinden kontrol çıktı. İran’da yeni bir inkılâba şahidiz” gibi cümlelere asılmaktadırlar. Onların peşinde oldukları ve arzuladıkları Kur’an’ın, İslam’ın ve İmam Hüseyin’in yerinin bulunmadığı bir inkılâptır.
Ancak yalana dayanan bütün bu iddialar apaçık propagandalardır. Böylece onların durumlarını şu şekilde tarif etmek mümkündür. “Kendi çöküşlerinin asıl sebebinin oraya çıkmasıyla” yozlaşmış olan ve çökmeye doğru yol alan rejimlerine bir ümit sunarak yıkılışı geciktirmeye çalışmaktadırlar. Böyle bir şey asla mümkün olmayacak. Gerçekle karikatür arasında büyük bir farkın olduğunu herkes bilir.
İran halkı, 13 Muharremde Yezidilerin 10 Muharremdeki şerliklerinin cevabını verdi. Bu konuda söylenebilecek şeylerin birkaçına işaret etmekte fayda var.
1-13 Muharrem’de yürüyüşe katılanlar bütün ülkede 40 milyonun üzerindeyken, bunların sayısı Tahran’da üç milyonun üzerindeydi. Gelişmelere vakıf olan insaflı haberciler, Tahran’da yürüyüşe katılanları dört milyon olarak açıkladılar. Çok fazla ihtiyatlı davrananlar ise, yürüyüşe üç milyonluk katılım olduğunu söylediler. Yürüyüşe katılanlar canlı ve ateşli sloganlarla İslami hedefleri ve rehberliği savunuyorlardı. Tahran’daki ve diğer şehirlerdeki büyük yürüyüş, halkın cumhurbaşkanlığı adaylarının şahsında İslam Cumhuriyeti sistemine oy verdiğini gösteriyordu.
2-13 Muharremde meydanlara inen halkın sloganı, olay çıkarıp karışıklıklara yol açanların derhal yakalanıp yargılanması şeklindeydi. Aynı mesaj, Tahran’daki merasimin konuşmacısı Hücetülislam İlm’ul Huda tarafından da dile getirildi. Tahran’da yürüyüşe katılan dört milyon ile diğer şehirlerde yürüyüşe katılan onlarca milyon insan, adalet makamlarının harekete geçip suçlular hakkında işlem yapmasını istiyordu.
3-Tahran’da karışıklık çıkarıp ortalığı ateşe verenlerin filmleri ABD, Siyonist rejim, Avrupa ve bir kısım Arap medyasında boy boy gösterilirken, fitnecilere karşı yürüyüşe geçen on milyonlarca insanın eyleminden hiçbir haber verilmiyordu. İran’da fitnenin başını çeken İranlı şahsiyetlerin dış güçlerin müdahalelerine rağmen saflarını netleştirmemeleri üzerine halk, Batı’ya bağlı fitnecilerin başındakileri de onlardan saymaya başladı.
Kemiyet ve keyfiyet bakımından ele alınınca onlarca milyonun gösterilerinin, otuz yıl geçmesine rağmen 1979’un inkılap ruhundan beslendiğini göstermektedir. Üstelik daha canlı, daha hararetli ve daha manalı bir gelişmeyle! İslam inkılâbı 30 milyon İranlıyla zafere ulaştıysa, şu anda Allah Teala’nın yardımı ve vefalı onlarca milyon İranlının ve dünyada yüzlerce milyon Müslüman’ın desteğiyle sadece kalıcı olması bir yana, uluslar arası şeytani güçlerin saraylarının çökmesi ve düzenlerinin yıkılmasına bizzat tanık olacak ve varlığını sürdürecektir.
Hanefi Aydın