Otoriter güçlere bağlı bölgedeki ve uluslararasındaki bazı mahfiller, İsrail merkezli geniş çaplı bir çatışma ya da en azından Ortadoğu bölgesini berzahta tutma amacıyla yoğun bir şekilde savaş propagandaları yapmakta, doğrudan veya dolaylı şekilde savaş davullarını çalmaktadırlar. Oysa bu hassas bölgedeki gelişmelerin yakın zamanlarda başlayacak savaşlarla yön değiştirmesi gibi bir olasılık şimdilik zor görünüyor. Şu anki sessizlik tufandan önceki sessizlik midir? Yapılan propagandalarda ileri sürüldüğü gibi bölge yaz aylarında yeni savaşlara mı tanık olacak? Yoksa bu haberler çok daha önemli olayları örtbas etmek için yapılan psikolojik savaşın bir parçası mıdır?

Soruları cevaplandırmak için birkaç önemli noktaya dikkat edilmelidir. Öncelikle bölgede bu tür haberlerin yaygınlaşmasına nelerin sebep olduğunun anlaşılması gerekir. Diğer bir deyişle, ortalığı dolduran propagandalarla Siyonist rejim neleri hedeflemektedir?

Siyasi ve askeri bazı hareketlerin ortaya çıkışıyla eş zamanlı olarak savaş kuşkularının yaygınlaştırılmasını anlamak için konuya daha ciddi ve yoğunca eğilmek gerekecek. Batı yakasındaki Filistinlilere daha fazla baskı, Kudüs’te Yahudi yerleşim yerlerini yapımının arttırılarak devam etmesi, Gazze Şeridine yönelik operasyonlar, Suriye’nin Lübnan Hizbullah’ına Scud ve M 600 füzeleri vermekle itham edilmesi, Mısır’da Hizbullah mensuplarının yargılanması, İran İslam Cumhuriyetine karşı askeri tehditlerin arttırılması, Birleşmiş Milletlerin gelecek oturumunda Tahran’a karşı yaygın ambargoların kabulü için yapılan yoğun propagandalar, İran’ın üç adasına yönelik Birleşik Arap Emirliklerinin iddiaların tekrar tekrar gündeme getirilmesi gibi siyasi ve askeri konular yaz aylarında savaş çırasının tutuşturulmasıyla ilgili planın varlığını ortaya koymaktadır.

Oysa olaylar iyice tahlil edildiğinde, Siyonist Rejim’in Filistin, Arap ve İslam dünyasıyla ilgili konularda birkaç yöntemden istifade ettiği görülür. Ortadoğu’nun asli meselelerinin yanına yapay meseleler yerleştirip karşı taraftan tavizler kopararak gelecekte yaşanacak değişikliklerde bu yapay meselelerden istifade etme Siyonist rejimin planının ayaklarından birini oluşturur. Konu bir örnekle açıklanacak olursa, Siyonist rejim başlangıçta Suriye ile savaştı. Golan Tepelerini işgal etti. Şaşalı bir törenle Golan Tepelerini işgal edilmiş diğer topraklar gibi ilhak etti. Bu toprakları Suriye’ye geri vermeye hiçbir şekilde yanaşmadı. Diğer taraftan Suriye ile her türlü müzakereyi İran, Hizbullah ve Filistin Cihad hareketleriyle irtibatını kesme şartına bağladı. ABD ve Birleşmiş Milletleri işin içine çekip olayı karmaşık hale getirdi. Suriye ile toprak karşısında barış istediğini ilan etti. Aslında başka şeylerin peşinde olduğu halde bütün bunların peşindeymiş gibi bir görüntü vermeye çalıştı. Lübnan ve Filistin ile ilgili de birçok meselede de Siyonist rejimin aynı oyunları oynadığını görmek mümkündür.

Savaş çığırtkanlığı yapan ve yaz aylarında gerçekleşecek savaşla ilgili yapılan propagandalarla ortalığı karıştıran Siyonist rejim, her zamanki gibi bölgede Siyonist rejimin durumunu iyileştirme amacı güttüğü görülmektedir.

Diğer bir tabirle Siyonist rejim, siyasi ataklar ve propaganda girişimleriyle (Örneğin 1560 nolu askeri kararnameye göre Batı Yakası sakinlerinin bölgeden çıkarılması ve aynı zamanda Suriye’nin Scud ve M 600 Füzelerini Lübnan’a göndermesi ile) Suriye ve Lübnan (İsrail’in saldırması durumunda nasıl direnecekleri) ve Filistinlileri yapay gündemlerle meşgul edip projesini uygulamaya çalışmaktadır. Neticede İslam dünyasının dikkatlerini Kudüs’ün Yahudileştirilmesinden muhtemel savaşa yönlendirmektedir. Burada diğer bir hedefin peşinde olması da mümkündür. Filistin’in içinde sınırlı bir savaş çıkarıp direniş gruplarını zayıflatma gibi bir hesabın peşinde olabilir. Ancak, yaz aylarında böyle bir savaşın ihtimali zayıf görünmektedir.

Bölgenin mevcut şartları göz önüne alındığında Siyonist rejimin yeni hedefler peşinde olduğu görülür. Bunlardan birincisi Ortadoğu’da Amerika’nın varlığını devam ettirilmesiyle ilgilidir. ABD güçlerinin Irak’tan çekilmesini geciktirerek bunu sağlamaya çalışacak. İkincisi, kendisini tehdit eden yeni tehlikeleri bahane edip Amerika ve Avrupa’dan daha fazla yardım elde etmeyi hedeflemektedir. Üçüncüsü ise, Suudi Arabistan ve Fars Körfezi ülkeleri gibi Arap ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirmek için fırsat oluşturmaya yoğunlaşmaktadır. Bu ülkelerle ilişkilerin normalleşmesi Siyonist rejimin en önemli hedefleri arasındadır. Siyonist rejimin Telaviv Üniversitesine bağlı Milli Güvenlik Bilgi Merkezi bu rejimin yetkililerine, Suudi Arabistan topraklarında nükleer enerji üssü kurmayı teklif etti. Bu girişim, bölgede nükleer İran’ın varlığıyla birlikte Siyonist rejimin hayatını devam ettirmeye çalıştığını göstermektedir. Zaten ABD bu gerçeği kabul etmek zorunda kalmıştı. Bununla birlikte, “İran korkusu” söylemini kullanarak yeni fırsatlar doğurmaya çalışmaktadır. Bu da, Araplarla ilişkileri normalleştirme fırsatıdır. Telaviv etrafında yeni bir blok oluşturma gayretiyle İran, Suriye, Lübnan Hizbullahı ve Filistin direniş gruplarından bu rejime gelen tehditleri en aza düşürmeyi hedeflemektedir.

Bununla birlikte yakın gelecekte Ortadoğu’da ufukta yeni bir savaş görünmemektedir. Ancak gelecekte bölgede direniş gruplarıyla yönetimler arasındaki diplomatik çekişmelerin uluslararası alanda daha da fazlalaşacağı görünmektedir. En azından Lübnan’ın siyasi arenasında direnişin silahları konusu yeniden bu ülkeye dayatılıp krize dönüştürülmeye çalışılacak. Seyyid Hasan Nasrullah’ın birkaç gün önce direniş silahlarıyla ilgili televizyonda yaptığı açıklamalar bu iddiada bulunanlar için delil olabilecek mahiyettedir.

Yazan: Mehdi Şekibai

Kaynak: Kudüs Gazetesi

Çeviren: Hanefi Aydın / HÜRSEDA HABER