Hükümet, son iki yıl boyunca “Çözüm Süreci” adındaki projeyle bölgeyi PKK’nin inisiyatifine terk edip örgütün faaliyetlerine göz yumarken, bu fırsattan istifade eden PKK, bölgede ciddi bir güç kazandı. Eskiden gizliden gizliye halka zulmederken bugün gizlemeye gerek duymadan açıktan açığa zulmettiği halde kimselerden çıt çıkmıyor. Zaten ortalıkta devlet diye bir otorite görünmediğinden halka yaptığı dayatmaları gizlemesine gerek görmüyor. Ortalığın boş olması örgütün iştahını daha fazla kabartırken, canı istediğinde 6–7 Ekim olaylarında yaptığı gibi onlarca insanı katledip milletin malına ve canına kıyabileceğini pratiğiyle ortaya koyuyor.
Bugüne kadar çözüm süreciyle uğraşan hükümet bölgedeki Müslümanları görmezden geldi. Hükümet yetkilileri kimi zaman bölgede toplantılar düzenlerken ve hiçbir temsil gücü bulunmayan kuruluşlarla bile görüşürken özellikle kapılarını Müslümanlara kapattılar. Bütün bu çabalarla PKK’nin güç kazanmasına ve büyük bir terör şebekesine dönüşmesine yardım ettiler.
Ancak bu yazıda asıl maksadım çözüm sürecinin başka bir boyutu. Hükümetin büyük ümitler bağladığı, 6–7 Ekim olaylarından dolayı temkinli bir pozisyon aldığı ve hatta bir zamana kadar rafa kaldırmayı tasarladığı çözüm süreci, İmralı’dan gelen ümit bahşedici mesajlarla bir kez daha direkten döndü. Taraflar çözüm sürecine yönelik olumlu yaklaşımlarını sergilerken bazı gelişmeler işin ciddi bir riskle karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu sorunu çözmeye niyetli olan hükümetin PKK’yi dağdan indireceğini fark eden Amerika ve bazı Avrupa ülkeleri işi sekteye uğratmak için yoğun bir çabanın içerisine girdiler. Kandil’le görüşmelerini inkar etmeyen ABD yetkilileri, ipin ucunu ele geçirip istedikleri gibi kullanmayı tasarlıyorlar.
Bir müddet Türkiye’de Gezi eylemleri, ABD ve müttefiklerinin Kobani’yi kuşatan İŞİD’i havadan bombardımanı ve PYD’ye uçakla silah yardımı, 6–7 Ekim olayları ve PKK’nin sağda solda mazlumlara yönelik kanlı eylemleri hükümetle Öcalan arasındaki olumlu görüşmeleri engelleme ve süreci sabote etmeye yönelik çabalardı. Öcalan’ın uzlaşmacı görünen tavrına rağmen Kandil’in ısrarla savaş dili kullanması ABD’nin örgütü yeteri derecede kuşattığını ve istediği gibi istifade etmeye çalışacağını ortaya koymaktadır.
Amerika’nın Kandil ile oluşturduğu sıcak diyalog ve derin nüfuz ortaya yeni bir denklem çıkarmaktadır. Amerika’dan direktif alan Kandil’in son günlerde çözüm sürecine yönelik çok keskin ifadeler kullandığı gözlerden kaçmamaktadır. Bu konuda sivri ve keskin cümleler kullananlardan biri Cemil Bayık’tı. Saldırgan ve kibir kokan ifadeleriyle çözüm sürecine karşı bayrak açtığını ileri sürüyordu. Hatta çözüm süreci adına ülkeden çıkardıkları cüzi miktardaki savaşçıları da ülkeye geri gönderdiklerini eklemeden edemiyordu. Bununla da yetinmiyor, 40 yıldır savaş verdiklerini, 400 yıl daha savaşabileceklerini söyleyerek çözüm sürecinin tamamıyla bitiriyordu. Sabri Ok ve Mustafa Karasu’da benzer cümleler kullanarak Öcalan’ın ve hükümetin direttiği çözüm sürecinin kendileri nezdinde bir şey ifade etmediğini anlatmak istiyorlardı.
Amerika, legal alanlara da nüfuz etmiş olacak ki, PKK’nin siyaset yapanlarından bir kısmının da son zamanlarda aynı dili sık sık kullandıkları gözlerden kaçmamaktadır. Sesini gür şekilde çıkarmaya çalışan HDP Van milletvekili Aysel Tuğluk, “Amerika’nın Sesi” radyosuna verdiği röportajda çözüm sürecinin bittiğini ilan ediyordu.
PKK üzerinde derin nüfuzu bulunan Amerika’dan da benzer açıklamalar geliyor. Gazeteci Kadri Gürsel’in twitter’deki resmi hesabında “ABD Kandil ittifakıyla bölgeye dönerken, İmralı ekseni güç kaybediyor. “ şeklindeki ifadelerle Amerika’nın girişimleriyle çözüm sürecinin işlevsiz hale geldiğini haber veriyordu.
Ancak hükümet ve Öcalan bütün bunlara rağmen çözüm sürecinde iddialı görünüyorlar. İmralı başından beri barış sürecine yönelik tavrını sürdürüyor. Öcalan’ın barış konusunda samimi göründüğüne bakmayın. Solcuların sözlüğünde barıştan çok fazla söz edilir. Ancak barıştan kasıt daha fazla zulüm ve hakimiyettir. Fakat Öcalan barış demekle solcuların tarifinden biraz ayrılıyor. Sebebi ise dışarıdakiler keyif çatarken Apo’nun zindanda çürümeye terk edilmesi. Saçı sakalı ağarmış, zindandan sıkılan Apo’nun içeride kalmaya tahammülü yok. PKK’nin feshedilmesine kadar her fedakârlığı yapmaya hazır durumda. Anlaşılan ölmeden önce dışarıyı görmeyi ve keyif sürdürmeyi tasarlıyor.
Zahiren hükümetin amacı PKK’yi silahsızlandırmak. İşin bir ucunda Amerika bulununca ve PKK’nin silahlı unsurlarını kullanma imkânına sahip olunca çözüm süreci büyük bir risk altına girmiş oluyor. Bu durumda ABD, PKK’yi istediği gibi yönlendirebilir, hatta Apo’nun emrinin dışına çıkarma gibi bir yola da başvurabilir. Böyle bir durumda rehberliğini kaybetme tehlikesi yaşayacak olan Apo mecburiyet karşısında çözüm sürecinden vazgeçip PKK’nin kuyruğuna yapışmak zorunda kalabilir.
(Hürseda Haber)