Düşünce olarak laikliği savunan, tek parti, tek ideoloji ve tek lider yapısını esas alan PKK ve uzantılarının söylem ve eylemlerinde İslami değerlere hakaret ettiklerine de sık sık tanık olmaktayız.

PKK’nin demokrasi ya da özerklik dediği şey kendi egemenliği ve diktatörlüğüdür. Kendisinin dışındakilere karşı kullandığı dil dışlama, hakaret ve hıyanetle niteleme, tavrı ise öldürme ve imhadır.

PKK, İslam düşmanı bir harekettir. Örgütün tek lider kabul ettiği Apo kitaplarında İslam’a hakaretler yapmakta, İslam’ın değerlerine dil uzatıp ve aşağılamaktadır. Hatta kimi zaman daha da ileri gidip kendisini ilah olarak takdim etmekten çekinmemektedir.

Örneğin Sanat ve Edebiyatta Kürt Aydınlanması adlı kitabının 153. sayfasında şunları dile getirmektedir: “Yukarıda Tanrı olsaydı, beni yine yanlış yola sevk edecekti. Allah da Kürtler için değildir, Kürtleri şaşırtıyor. Kürtlerin Allah’ı da onları yanlış yola sevk ediyor. Bunun için ben kendi kendimin tanrısıyım. “

Özgür Yaşamla Diyaloglar isimli kitabının 257. sayfasında ise şunları dile getirmektedir: “Lise dönemlerinde büyük felsefik bunalımı yaşadım. Tanrı ile savaş verdim, bu savaştan başarı ile çıktıktan sonra yarı Tanrı oldum. “

Bunun gibi kendisini ilah gösterdiği ya da İslami değerlere saldırdığını gösteren birçok örneğe rastlamak mümkündür.

Ülkede seçimlerde kimi ılımlı adayları öne çıkarmaları sadece halkı aldatma ve göz boyamadan öte bir anlam ifade etmemektedir. Yoksa bu yaklaşım PKK’nin zihniyetinin ürünü değildir. Kandil’de halka şirin görünme ya da göz boyama gibi bir sorun olmadığından namaz kılmak isteyen birilerine tahammül etmez, buna niyeti olanları baskı ve dayatma ile vazgeçirmeye çalışırlar. Bugüne kadar namaz kılmak için çabalayan herkesi bir şekilde vazgeçirdiklerini Kandil’de kalanlar ifade etmektedir.

Aynı sorunun en dikkat çekeni PKK’lilerin yattığı cezaevlerinde yaşanmaktadır. PKK’lilerin koğuşunda kalan gençler bütünüyle İslam düşmanı ve Marksist eğitime tabi tutulmaktadır. Namaz kılmak isteyenler baskı ve tehditle vazgeçirilmeye çalışılmaktadır. Zindanda öldürme zor olduğundan, namazda diretenler hain ilan edilip PKK’lilerin koğuşundan çıkarılmaktadır. Birçok cezaevlerinde bunun örnekleri bulunmaktadır. Zindanda kalan arkadaşlarımız bu tiplerden bir kısmını yakından tanımaktadırlar.

Bir hareketin liderinin düşüncesi şirke dayanırken, hareketin öncülerinin açıklamaları aynı paralelde yürürken, PKK ve uzantılarının İslami değerlere saldırıları kimi zaman basına yansırken İslam’ı savunan bir insanın bu çatının altında kalması mümkün müdür?

Örneğin son olarak Silopi’de ve Van’da PKK/HDP yanlısı grupların “25 Kasım Kadına Şiddete Hayır Günü” bahanesiyle Kürt kadınının geleneksel kıyafeti ve tesettürünün sembolü olan çarşafa yönelik hakaret ve saldırıları, İslami kesimin tepkilerine rağmen PKK ve uzantılarının tınlamamaları ve özür beyan etmemeleri, İslami değerlere yaklaşımlarının rengini ortaya koymaktadır.

Bütün bu gerçeklere kör ve sağır davranan PKK’nin uzantısı parti ya da örgütlerde faaliyet yürüten İslamcı geçinenler, zerre kadar vicdanı bulunan herkesi rahatsız eden ve vicdanları sızlatan Yasin Börü ve arkadaşlarının şehadeti olayında ya içi boş kelimeleri geveleyip geçiştirmeyi yeğlediler ya da kör, sağır ve dilsiz davranıp kimi PKK’liler gibi tepki vermemeyi tercih ettiler. 6–7 Ekim olaylarında sırf sakallı oldukları için katledilen Müslümanlarla ilgili tavırları da timsah gözyaşından ileri gidemedi.

Ardından Cizre olayları yaşandı. Nur Mahallesindeki bazı Müslümanların evlerini 8 saat boyunca kuşatan, üzerlerine on binlerce kurşun yağdıran, hamile bir kadını küçücük yavrularıyla evinin içinde yakmaya kalkışan PKK’lilerin vahşetini diğerleri gibi görmezden geldiler. İslami şahsiyete sahip olduklarını iddia eden bu zevatın çoğu sukutu tercih ettiler. Hâlbuki Müslümanlar PKK’lilere saldırıp değil sekiz saat, sadece sekiz dakika kuşatsalardı, değil kurşunlamak iki sopa vursalardı İslamcı geçinen PKK’liler mangalda kül bırakmayacak, Müslümanları vahşetle nitelendireceklerdi.

İslamcı geçinen PKK’lilerin önde gelenlerinden olup bol bol ekranlarda boy gösteren zatı muhterem, konuşma ve yazılarında Apo’yu ve Kandil’deki zevatı göklere çıkarırken PKK’nin Müslümanlara yönelik katliamlarını ya ağzında gevelemekte ya da kör ve sağır davranarak görmezden gelmektedir. Ancak bazı şeylere yüreğinin yandığını dile getirirken kimliğini bütün açıklığıyla ortaya dökmekten geri durmamaktadır.

Ramazan ayında Siyonist Rejimin Gazze’ye yönelik saldırılarının bütün şiddetiyle sürdüğü ve Filistinli Müslümanların kanlarının oluk oluk akıtıldığı günlerde Diyarbakır BDP’li belediye başkanını ziyaret eden ABD Adana Başkonsolosu John L. Espinoza’nın Şeyh Said Meydanında iftar verme isteğine tepki gösteren İslami STK’ların bunu protesto etmesi ve kabalığın içindeki bazı gençlerin iftar verilmek istenen çadırı tahrip etmesine yüreği yanan zatı muhterem, bu işi Hüda Par’a yükleyip aklınca kendisine malzeme çıkarmaktadır. “Siz gelip o iftar çadırlarını, yakıp, yıkıp imha ederseniz, yani siyasete şiddet katarsanız, karşı tarafından şiddet kullanması durumuna ön ayak olursunuz. Dolayısıyla Kürt siyasetinin PKK dışındaki bütün aktörleri de PKK’yı bir düşman olarak değil, ancak siyasal bir rakip olarak görebilirler. Ben şiddete başvururum, ama başkaları yapmasın dediğiniz vakit bu işin içinden çıkamayız. “ Zatı muhterem, çadır eyleminin içinde bir dert olduğunu ve bu acının halen devam ettiğini ileri sürmekten de geri durmamaktadır.

PKK’nin, Kürdistan’da kendisinin dışında kimselerin varlığına tahammül etmediğini ve rakip kabul etmediğini sağır sultan bile bilmektedir. Geçen seçimlerde Hüda Par’a oy verdikleri için çok sayıda insanı tehdit ettiğini, kimisini kaçırdığını ve kimisini katlettiğini haber kaynakları günlerce duyurdular.

Yine herkes bilir ki PKK’nin İslam düşmanlığı, yıllarca Müslüman halka acı çektiren CHP zihniyetinden geri kalmamaktadır. Oysa Atatürk ve diğer CHP yöneticileri de yeri geldiğinde Müslüman olduklarını söylüyorlardı. Hatta Atatürk’ün Balıkesir’de hutbe okuduğu da bilinmektedir. Buna rağmen başta Atatürk olmak üzere CHP yöneticilerinin Müslümanlara ve Kürdlere yaşattıkları acıların açtığı derin yaralar herkesin malumudur.

PKK, başından beri en fazla Kürdlere zulmeden, haklarını çiğneyen ve kendisinden başka Kürdün varlığını kabul etmeyen çizgisinden ödün vermemektedir. Kendisine boyun eğen ve biat edenlerin dışında kimsenin varlığına tahammül etmeyeceğini söz ve eylemleriyle ortaya koymaktan çekinmemektedir.

İslami düşünce sahibi olduklarını savunan, aslında PKK’li olan bu zevata sesleniyorum. Dönüp aynaya baksınlar. Tuttukları yolu Kur’an ve sünnetin çerçevesini çizdiği İslam’la mukayese etsinler. Hz. Peygamber Aleyhisselatu Vesselam’ın hayat çizgisine baksınlar. İslam’ın hangi ilkesi İslam’a düşman olan, haram ve helal gibi bir derdi bulunmayan, nikahı kaldırıp kadın–erkek komün hayatı yaşamayı tasarlayan bir hareketi kabul etmektedir.

Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur…” (Al–i İmran 28)

“Kişi sevdiğiyle beraberdir” (Buhari, Edep, 96)

(Hürseda Haber)