Vifak ve ittifak, Allah’ın müminleri başarılı kılmasının çok önemli bir vesilesidir. Vifak, aynı çizgi üzerinde birleşme; ittifak da bu birliğin insan ruhunda tabiat haline gelmesidir.Uhuvvet (hissi kardeşlik)ise seni bana, beni de sana , bizi bize bağlayan olmazsa olmazımızdır. Bizim istediğimiiz acaba birbirimize bağlı mı, yoksa bağımlı olmak mı?Bağlılık mı bizi birbirimize bağlayan,yoksa bağımlılık mı? Bağlılık ta bi zorunluluk yoktur.Yani menfaat söz konusu değildir. Kendin istediğin için bağlı olduğun şeylere bağlısındır. Bağımlılıkta ise bu yoktur. Bilakis mecburiyet vardır. İlişkilerimizdeki bağımlılık duygusu, sonuçlarından hiç memnun olmadığımız durumlar ortaya çıkarıyor. Örneğin;

Komşularımızın biriyle maddi yönden bir bağımlılık söz konusuysa, bu durum ortadan kalktığı anda o insanlara olan bağımlılığımızda biter. Yani bağımlığın sebebi ortadan kalktığı anda ondan kurtulmak için elinden geleni yaparsın. Bu doğal bir süreçtir.

Bağlılık ise bağımlılığın aksine bir zincirin halkaları gibi bir olmak demektir. Yan yana, ard arda ve sırt sırt ta olmaktır. Yani aynı değerler üzerinde birbirimizin yanında olabilmektir. Hangi milletten,ırktan,mezhepten olduğuna bakmadan yan yana, sapasağlam, bağlı bi şekilde dik durabilmektir. Bu dik duruş bizim yaşadığımız anın ve gelecek günlerin teminatı olacaktır. Şayet bunun aksi düşünülürse;

 Bir zincirin halkaları gibi olmayıp kopmalar yaşanırsa bir halkanın kopması diğerlerinin de ayrılmasına sebep olacaktır. Bu da güçsüzlük demektir. İçinde bulunduğumuz şu günlerde müminler adına benzer durumlar teşkil ediyor. BİR ZİNCİRİN HALKALARI GİBİ BİRBİRİNDEN KOPARILIYOR. Bu kopmalar güçsüz birer islam coğrafyası oluşturuyor. Bunun sonucunda zulüm gören müminlerin sayısı her geçen gün artıyor. Biz ki; ayrılığımıza sebep olan durumları ortadan kaldırmadığımız müddetçe, hayatımız daha da yaşanmaz hale gelecektir. Birbirinden emin olmayan,sürekli şüphe içinde, güvensiz bir hayat çekilmez hale gelir. Nifak olan bir toplumda her türlü anarşi, düzensizlik, ahlaksızlık, sevgisizlik (vb) durumlar hüküm sürer. Bunun sonucunda o toplumdan kimseye hayır gelmez. Artık o toplum için batış süreci başlamış demektir. Ayrılığı düştüğümüz de daha akla hayale getiremiyeceğimiz durumlar da ortaya çıkabilir. Müm inlerin bu durumlara düşmemesi, birlik içinde, ‘’uhuvvet’’ konusunda neler yapılabileceği hakkında düşünülmesi gerekmektedir.
 
Birlikte olarak kastettiğim sadece uhuvvet (hissi kardeşlik) yeterli olmayacaktır. Bunun için daha mantıki şeylerin bizim birlik olma bilincimizi kuvvetlendirmesi lazım gelmektedir.
 
Bunun için yapılması gereken en önemli şey vifak ve ittifak kavramlarını harekete geçirmektir. Vifak (birleşme) nasıl sağlanır. Bu birleşmenin tohumlarını ve örneklerini asrı saadet dönemine bakarsak çokca rastlarız. İlk iman edenler ve daha sonrasında gelenlerden oluşan bir birlikteliğin doğurduğu sonuçlar;

 Ensar ve muhacir bu birleşmeye yanaşmamış olsaydı, mekkenin  fethi asla söz konusu bile olamazdı. Bu yüzden Kainatın İftihar Tablosu Efendimiz Hz.Muhammed ( s.a.v)  "kardeşlerim" diye hitap etmiş olduğu bizlere, veda hutbesinde neden bir olduğumuzu şu kulaklara küpe olacak, inci tanesi sözlerle ifade etmiştir;

Mü minler!

Sözümü iyi dinleyin, iyi belleyin. Rabbınız birdir, babanız birdir. Hepiniz Âdem densiniz, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük, ancak takvâ iledir. Müslüman müslümanın kardeşidir. Böylece bütün müslümanlar kardeştir. Gönül hoşluğu ile kendisi vermedikçe, başkasının hakkına el uzatmak helâl değildir. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyin. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ etsinler.

 Kendimizi kaybedip etrafımızdaki insanlara hayatı yaşanmaz hale getirdiğimiz şu günlerde şu sözlere kulak vermemek ne kadar akılcı olur.
 
Bu konuyu biraz günümüze taşırsak, her gün otobüste, yolda, çarşıda, iş ortamlarında (vs) yanyana durduğumuz insanlarla birlikte ne kadar çok yerde bulunduğumuzu farkederiz.

 Şu saat itibariyle bir düşünelim günlük hayatımızda neleri paylaşmak zorunda kalıyoruz. Aynı dünyayı, aynı havayı, aynı gökyüzünü, aynı otobüsü, aynı dostları ve daha nicelerini  isteyerek yada istemeyerek paylaştığımızı görüp, birbirimizle olan ilişkilerimizi bir gözden geçirmemizin vaktidir.

 Rabbimiz, aynı dünyanın içine her tür millet ve ırktan insanları birarada yaratıp, aynı değerler altında nasıl yaşanılacağınıda peygamberler aracılığıylada bizlere öğretmiştir. Bundan yola çıkarsak hergün beş vakit, cuma, teravih ve bayramlarda omuz omuza, nefes nefese ve kokumuzu duya duya zenginiyle fakiriyle, siyahıyla beyazıyla, hangi ırk ve milletten olduğunu ayırt etmeden her halimizden haberdar olduğumuz, bir mescidin altına toplanıp kıldığımız o namazlar, birbirimize daha sıkı sarılmamız gerektiğinin en büyük göstergesidir.

Bize en büyük yol gösterici olan efendimiz bu konuda çok Duyarlıdır. Hz. Peygamber(s.a.v)

"Birbirini sevmekte, birbirine acımakta ve birbirlerini korumakta mü minler tek vücut gibidirler. Vücudun herhangi bir azası rahatsız olursa öteki uzuvların bütünü bu yüzden uykusuzluk ve derin bir rahatsızlık hissederler." ifadesi bizi kendimize getirmek için yeterli olmalıdır.
 
Günümüzde ise yukarıdaki ifadelerin dışında hareket ettiğimiz ve kendimizi haklı çıkarmak için yıldızlar kadar etrafını aydınlatan o yüce şahsiyetlerin arkasına sığınılmaktadır. Sırası gelir ben falancayı hiç sevmiyorum derecesine kadar getirir ve kendini haklı çıkarmak için Hz ömer i kullanmaktan çekinmez. Hz. Ömer bile sevmediği insanı söylediyse der; kendisini haklı görür.
 
Hazret-i Ömer (ra) günün birinde, “Ben falancayı sevmiyorum!” der demesine; ama daha sonra olanları kısaca arz edeyim: Bu söz adama ulaştırılır. Adam bu lâfı duyar duymaz soluğu Hazret-i Ömer’in (ra) huzurunda alır. Hazret-i Ömer’in (ra) dairesinde misafirleri bulunduğu halde içeriye dalar ve: “Ey Ömer! Ben İslâm Dîni aleyhinde herhangi bir harekette mi bulundum? Ben bir cinâyet mi işledim? Ben çirkin bir şey mi yaptım?”  diye sorar. Her sorusuna Hazret-i Ömer
“Hayır!” diye cevap verince, adam: “Sen bana buğz etmişsin! Oysa Cenâb-ı Hak, ‘Mü’minleri yapmadıkları bir şeyden ötürü incitenler, şüphesiz açık bir yalan ve günah işlemiş olurlar’’ buyurmaktadır. ‘’Günahsız olduğum halde beni incitmen revâ mıdır? ’Allah seni affeder mi?” der. Kur’ân’dan âyet okununca, Koca Ömer’in (ra), dizlerinin bağı çözülüverir. Yanındakilere: “Vallahi adam doğru söylüyor! Ne İslâmiyet aleyhinde bir hakarette bulunmuş, ne cinâyet işlemiş, ne de bir çirkin şey yapmıştır!” der ve adamdan özür diler, affını ricâ eder. Adam affeder.
 
Mü’minler olarak birbirimizle olan davranışlarımızı gözden geçirip, yaptığımız hataların farkına varıp,  nifak tohumlarına sebep olacak durumları ortadan kaldırırsak ancak yeniden diriliş gerçekleşir. BUNUN İÇİN MÜ MİNLER OLARAK TAŞIN ALTINA ELİMİZİ KOYMALIYIZ.
 

SELAM VE DUA İLE...

Hira İslam