Kendimizi ve çevremizde olan bitenleri anlamaya başladığımız andan itibaren toplumun bir ferdi olarak dışımızda gelişen her olay hakkında bir değerlendirme yapmaya, olumlu ya da olumsuz tepkilerimizi dile  getirmeye başlamalıyız.

Bizi yönetenler de bu toplumsal tepkilerimizi sürekli izlemeli ve zamanında gerekli olanı yapmalıdır. Yöneticilerimiz, ülke konuları hakkında görüşlerimizi dikkate  alarak politikalarını bu doğrultuda şekillendirilmelidir. Yine bizi idare edenler “Toplumsal bilinci” sürekli izleyerek, ondan sonuçlar çıkarmalı ve ona göre politikalar belirlemelidir.

Böyle bir tabloyu ancak bilinçli fertlerin oluşturduğu bilinçli toplumlarda görmek mümkündür. Ama projektörlerimizi Türkiye’ye çevirdiğimizde durumun böyle olmadığını görürüz. Günümüz Türkiye’si hala kendini kral zannedenlerin ve topluma tepeden bakan, halkı henüz tam gelişmemiş cahil, “ itaate mahkûm zavallılar” gibi gören zihniyetlerin etkisi altındadır.

Bu gün Ortadoğu’da  başlayan İslami ve insani halk direnişleri gösteriyor ki; artık totaliter anlayışlara  yer kalmamıştır. Çağımız yetki ve sorumlulukların paylaşıldığı, dini inançlara, görüş ve kanaatlere saygı gösterildiği, halkla barışık  olmaya önem verildiği bir çağdır.

Bu gün Van depreminde yaşanılan trajedik durumda da görüldüğü  gibi ülkemizde  hiçbir şey üretmeyen, topluma hesap vermeyen, denetimden kaçan totaliter kişi ve kurumlar toplumun önünü tıkamakta ve ülke kaynaklarını keyfi bir şekilde kullanmaktadır. Oysa yetkisi olanın mutlaka sorumluluğu da olmalı ve gerektiğinde halka hesap vermelidir.Her kurum halkın emrine ve denetimine girmelidir. Merkezi hükümet ve Belediyeler ülkeye ve halka hizmet etmekten başka görev ve yetkilerinin olmadığını bilmelidir.

Temel hak ve hürriyetlerin, totaliter sistemin ve bazı imtiyazlı seçkin toplum ve kesimlerinin arzu ve isteği doğrultusunda şekillendiği toplumlarda; halkın kendine ait hak ve yetkileri kullanmasına imkân verilmemektedir. Bunun önüne geçilmesi için halka yön veren kanaat önderlerinin İslami sivil toplum örgütlerinin militarist, yasakçı ve dayatmacı anlayışa karşı çıkmaları; halkın da hak ve yetkilerini hukuki çerçevede kullanma yönünde ısrarlı, kararlı ve bilinçli olması gerekir.

Artık,”İtaate mahkûm zavallı sürü” değil şuurlu ve bilinçli bir halk olmanın gereğini yerine getirmenin zamanı gelmiş, hatta geçmektedir.

Unutmayalım ki;”Hak ve yetkilerini bilmeyenler ile haklarını elde etmek için çalışmayanlar daha iyi hayatın, onurlu bir ferdi olmaya layık değildir”. ( Mardindosthaber )