Toprak, bağrında her şeyi gizleyebilir; ama zalimane olarak katledilen mazlum insanların kemiklerine, kafataslarına, iskeletlerine asla tahammül etmez.
Kirli niyet ve çirkin amellerini toprakla örtüp, karanlık dehlizlerde kaybetmek isteyen habis ruhlu zalimler, nice mazlumları sorgusuz-sualsiz katlederek, insanlık adına utanç verici bir döneme meçhul imzalarını attılar.
Gizli kalmış devlet arşivlerinde cumhuriyet tarihini araştırdıkça karşımıza nasıl korkunç katliam ve sürgün serüvenleri çıkıyorsa, bu gün de doğuda (gölgede kalan) hangi araziye kazma vursan istiflenmiş insan kemiği fışkırıyor. Diyarbakır’da, Bitlis’te, Şırnak’ta, Silopi’de, Güçlükonak’ta, Cizre’de ve Asit kuyularında…
Vicdan duygusunu yitirmeyen her onurlu insan, bu iğrenç durum karşısında bir kere değil, bin kere durup düşünmelidir. Ne olursa olsun, kim olursa olsun, hiç fark etmez; bir insan suçlu dahi olsa! Suç delilleriyle birlikte sorgulanıp, mahkemeye çıkarılmadan, keyfi bir şekilde hunharca öldürülmesi büyük bir zulüm ve kabul edilmez bir vahşettir. Hele-hele infaz edip, bayağı bir şekilde toprağa gömmek, zalimliğin sınır tanımaz kin/nefret çılgınlığıdır.
Diyarbakır’da cezaevi ve JİTEM karakolu olarak kullanılan tarihi binanın bahçesinde yapılan restorasyon çalışmasında şu ana kadar 23 kişiye ait kafatası ve kemik parçaları bulundu.
Şırnak iline bağlı Güçlükonak’ta kaybolduklarında üzerinde olan elbiselerinden teşhis edilen kemiklerin ise 1994 yılında ‘’PKK’ya yardım ettikleri’’ gerekçesiyle köylerinden alınıp götürülen ve o günden sonra kendilerinden haber alınmayan beş kişiden üçüne ait olduğu açıklandı.
İnsanların bas-bas bağırdığı, insan haklarının ihlal edildiği, işkencenin, kötü muamelenin, infazın bir yöntem olarak kabul edildiği o yılların derin devleti, bu gün kısmi olarak sanık sandalyesinde olsa da, bu torba tutuklama yeterli değildir. Devlet, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde huzur ve barışı hâkim kılmak istiyorsa, faili meçhul olayların tümünü, en ince detaylarına kadar çözmelidir.
Yoksa her an;
Üzerine güneş doğmayan karanlık arazilerde, telle çevrili binaların arka bahçelerinde bu kemikleri görmek, şaşırtıcı olmayacak.
Dün bu cesetleri toprak altına rastgele istifleyen de devletti, bu gün bir arkeolog! Titizliğiyle yer altından çıkaran da devlettir. Böyle bir ruh hali insanı geçmişiyle yüzleşmeye sürükler. Devletin, bu insanlık dışı manzaraya sessiz kalarak, “bir dönemin eseridir” diye açıklama yapması; kabul edilir bir durum değildir.
Çıkardıkları yasalarla insanları itirafçı olmaya çağıran devlet, bu gün kendisi de itiraf etmelidir ki, elinde, yüzünde masumların kanları halen sıcak ve tazedir. Geride kalan insanların yaraları halen çok acı ve çile doludur.
Mahkemenin Hrant Dink davasında aldığı karar ve verdiği ceza toplumun vicdanına sığmadı. Bunu hükümet de, ana muhalefet de dile getirdi ve on binlerce insan delilleri bükülen taraflı davanın sonucunu protesto etti. Dini, inancı ve düşüncesi ne olursa olsun, mazlumca öldürülen bir insanın davası, eşitlik ve adalet ilkesi üzerinde izlenmeli ve haksız sonuca tepki gösterilmelidir. Buna karşı itirazım yok.
Peki, neden bu hassasiyet ve duyarlılık Diyarbakır’da gösterilmiyor? Cumhurbaşkanı, Başbakan ve diğer yetkililer İçkale rezaletine neden sessiz kalıyorlar.
Kürdistan’da derin devletin yaptığı kirli işler sadece bu infazlarla sınırlı değildir elbette. Öyle şeytanca ve kurnazca ilişkiler yumağında hinlikler/hainlikler yaptılar ki; cahil bırakılmış insanlar, bir zamanlar bu derin tuzakların farkına varamadı ve ortaya atılan iftira komplolarına kısmen de olsa inandılar.
Kürd toplumunun inanç ve ahlakını yozlaştırmak, tarihi değerlerinden ve köklü kültüründen koparmak için derin devlet kendi eliyle kurduğu paravan örgütlerle dine, inanca, kutsal değerlere topyekûn savaş açtı. Özgürlük, azadi diye Kürdlerin en mukaddes olan değerlerine saldırdılar ve dindar insanların varlığına tahammül etmediler. Bu anlamda Kürd halkının bağrından çıkan Hizbullah Cemaati de sosyalistlerin saldırısına hedef oldu. Nefsi müdafaa hakkını kullanan Hizbullah Cemaati günün şart ve koşullarına göre kendini savunmak zorundaydı ve öyle de yaptı.
İşte bu nefsi müdafaa hakkını kullanan Hizbullah Cemaati’ne (derin devletin esareti altında olan) paravan örgütler Hizbul-kontra dediler. Bütün faali meçhul cinayetlerden Hizbullah’ı sorumlu tuttular.
Allah hiçbir haksızlığı karşılıksız bırakmaz. Fitne, fesat ve iftira da katl kadar haksız bir saldırıdır.
Kürd halkı bugün kimin hain, kimin zalim ve kimin işbirlikçi olduğunu daha iyi görüyor ve biliyor.
Hizbullah’ın boynuna attığınız cinayet, iftira ve komplo teorileri kucağınızda bomba gibi tek, tek patlıyor.
Devletin münafıklığı, PKK’nın kindarlığı artık apaçık ortadadır. Daha izaha gerek var mı acaba?
(Hürseda Haber)