Zaman ile hayat iç içe geçmiş bir ömür örgüsüdür. Zaman; hayatın rengi, kokusu, tadı hatta ta kendisidir. Yaşanılan anlar, anılar ve hızla geçen ömür. İnsana verilen bu ömür, bir nimettir, bir emanettir. O, zamana işlenen motiflerin, ömür cetveline işlenen figürlerin ve insanlığa bırakılan izlerin toplamıdır.

İnsan aldığı her nefese bir değer ve anlam kazandırır. Alınan her nefesin bir nimeti olduğu gibi, tükenen her nefesin bir emeği vardır. Alınan ve verilen nefesler, gittiği yerde (kurulacak büyük mahşer alanında), belirlenen değer ölçülerine göre bir ağırlık ifade edecektir.  Pozitif veya negatif…

Bu yüzden aldığımız nefesle eşdeğer olan zamana, mizanın değer ölçülerinde müspet bir ağırlık taşıyacak şekilde anlam kazandırmamız gerekir.

İslam insanın ömrünü kuşatan bir yaşam dinidir. Doğumdan ölüme insanın bütün anlarını kuşatan bir nizam… Müslümanın ömrüne belirli vakitlerle giren ibadetler, bu genel çerçeve içerisinde Müslüman’ın Müslümanlık şuurunu diri tutan, adeta Müslüman’ın vakit disiplinini yenileyen birer uyarıcı gibidir.

Günde beş vakit uyaran, Cuma namazıyla haftada bir kez bir-araya getiren, her yıl bir ay boyunca Müslüman’ın bünyesini İslami bir diriliş sürecinden geçiren… Ömürde bir kere olsun tepeden tırnağa arındıran… Her yıl, Müslüman’ın mal tutkusunu sınavdan geçiren,  Müslüman’ın malını Allah rızasının çağlayanında yıkayıp, tezkiye eden, her yıl, nefsini kurban edercesine bir duygu ile Allah rızası önünde farz ettiren. Kandil gün ve geceleriyle, kişiyi hayat muhasebesine götüren, kendini gözden geçirmesine imkân sağlayan, yaptığı hata ve yanlışları görmesine fırsat vererek, salim bir kalp ile Rabbine yalvaran, dua edip paklanma gayretinde bulunan ruhi bir terbiye mektebidir.

Müslüman’ca bir hayatın tarifi, zamanı ihya etmektedir. Cansız gibi görünen zamanı, dirilten Müslüman’dır. Zamana hayat veren, anlamlı kılan, varlığını hayatından kattığı iksirlerle müşahhaslaştıran, zamanı zaman eden Müslüman’dır. Zaman Müslüman’ca yaşamak için yaratılmıştır. Müslüman’ca yaşandıkça yaşayan, yaşaması mukadder kılınan bir vakıadır.

Ömür, diyoruz. Ömür nedir? Doğumla başlayıp, ölümle son bulan bir zaman parçası. Manalandırılması, giydirilip kuşatılması, kişiliğe büründürülmesi bize bırakılmış bir süre.

Üniversite giriş sınavına girenler bilir; o zamanın ne kadar kıymetli olduğunu. İmtihandan önceki ve sonraki günlerin, saatlerin kıymeti pek bilinmez. Ama imtihan anı, kimse zamanı telef etmek istemez. Adeta zamana karşı bir yarış başlar.

Ömürde bize tanınmış böyle bir imtihan süresidir. Başlangıcı belli, sonu belli değil; öyle bir imtihan ki her an bitebilir.

İnsanın şanına uygun, Allah’ın yeryüzündeki halifesi unvanına layık, zor bir imtihan söz konusudur. Bu imtihanda sonsuz bir enerji ile yüklü bulunmak, imtihan süresini imtihan şartlarıyla dolu geçirmek gerekir. Şu saniye imtihan içinde, sonraki saniye dışındasınız. Nefes aldınız, vermediniz. İslam âlimleri, ‘her nefeste iki şükür vardır’ derler: ‘Alışın şükrü, verişin şükrü’.

Süre sonu duygusu (ölüm), Müslüman’ın bütün hayatını yönlendiren çok büyük bir olgudur. Müslüman her hareketinde, yaşamın her işleminde, imtihan süresinin bittiğini ilan eden ve değerlendirmeye geçiş kapısı olan ‘ölüm’ ün izi vardır. Müslüman, bir tarafta ölümü, süre sonunda gerçekleşmesi mukadder bir vakıa olarak bilir; aynı zamanda hayatın geçen her anında gaflet sökücü, ikaz edici güçlü bir hakikat sinyali olarak görür.

Her nefesin, ömürden kopup giden ve imtihan değerlendirmesine konu olacak bir zaman parçası olduğunu bilir; onun kayıp gidip- gitmediğini kollar. Mümin, her nefesinin imanını kollar.

Yarın ölecekmiş gibi yaşama şuuru… İslam’ın karakteristik zaman ve ömür tanımı… Ölümle hayatı iç içe giydiren bir anlayış bu. Ölüm şuuru taşımayan, ölüm gölgesi vurmamış zaman, imtihan şuuruna ulaşmaya da imkân vermez. Ölüme dost olurcasına hazırlıklı, cesaretli ve kararlı nefesler, zamana anlam verir, diri kılar. Ve bu, ölümden hayat çıkaran Allah’ın müminlere lütfüdür.

Vaktin her anı böylesine anlamlı olduğuna göre insana, onu ihya etmenin; layık hale getirmenin imkânları da sunulmalıdır. Bu bakımdan dünya, Allah’a kul olmanın imtihan alanı, sınav görmenin fani geçididir. Ömür bu sınavın süresi ve İslam da, bu süreyi Allah için ihya etmenin manzumesi olarak belirlenmiştir.

‘Dünya hayatının bir oyun ve eğlence’ olarak telakki edilebileceğini, insan yapısının bu yanılgıya düşmeye müsait olduğunu bilen Allah Teâlâ, vakti ihya için insana bir yaşama tarzı sunmuştur. Ve o da İslam’dır.

Kulluk şuuru ile başlayan ve bütün bir hayatı kapsayan, bütün nefesleri Allah zikrine dönüştüren, gözün bakışını, kalbin atışını, uykuyu, uyanıklığı, her adımı, her hareketi Allah için kılan bir yaşama tarzı.

Tüm hayatı Allah için kılan bu yaşama tarzının, bütün zamanları diri olmakla birlikte; dirilik içinde büyük fırsatlar taşıyan müstesna günler, geceler ve vakitleri de vardır. Tıpkı bir binanın sütunları, kolonları gibi. Dirilik şuurunu ayakta tutan, sürekli diri tutan vakitler.

Günden haftaya, haftadan aya, aydan mevsime, mevsimden yıllara uzanan bir amel şablonu. Cumalar, Kandiller, Mübarek gün ve geceler ve Kutlu doğum mevsimi…

Hizmetler, yardımlar, gayretler, çaba ve emekler…

Düşünce, tefekkür, öğrenme, öğretme, bilgi edinme, amel, ibadet, zikir, hizmet, endişe, gayret, coşku, heyecan, sevinç, gözyaşı, matem… Hepsi iç içe ve tamamlayıcı… Dolu ve bereketli bir hayat… İnsan fizyolojisine paralel, DNA yapısına uygun, tam ve tamamlanmış bir din… İslam…

İnsan durup geriye baktığı zaman yürek dünyasında bu güzellikler varsa, öyle hoşnut, öyle huzurlu olur ki; dert, elem, gurbet, yalnızlık, hastalık gibi kederlerin toplamı bile tatlı gelir, o davaya adanmış yaralı yüreğe.

Yakın dostlarım bu dokunaklı nüktelere özel bir anlam yükleyebilirler. Böyle bir duyguyu hissettikleri an, kendilerinden dua diliyorum. Elem de, merhem de Allah’tandır.

Rabbim bütün şifa bekleyen hastalara, zorda kalanlara, yardım bekleyenlere rahmetiyle merhamet eylesin. Bizlere de…  Dualarınızla…

(İsmail Kasımoğlu)