Kendi dünyalarında, kendi otoritelerini kuramayan Müslümanlar, uzun bir zamandır ‘teslimiyetçi’ bir zihniyetle, duraklama dönemini yaşamaktalar. Müslüman toplumlarda İslamlı dünyanın varlığı-yokluğu belirsiz bir şekilde iç içe geçmiş, dönemsel etkilerin belirlediği güç dengesine göre konum almaktadır.  

Yani İslamlı dünya bir anlamda var, bir anlamda da yok gibidir. Vardır, zira birey olarak Müslüman, toplum olarak Müslümanlar vardır. Yoktur, çünkü; Müslümanların yaşadığı ülke ve bölgelerde İslam belirleyici güç değildir. Yani otoriter güç birliği yoktur.

Bunun bir neticesi olarak; İslam’ın temel merkezi müesseseleri sıhhatli bilgilenmede etkisiz kalmaktadır. İslam dünyası korumasız, tedbirsiz ve kolayca her türlü harici fikrin, fitnenin ve akımın birimlerine rahatça sızabildiği, gezinebildiği, istediği yere gidip konaklayabildiği, yer-yuva kurduğu görünümünü vermektedir.

Bakın, bugün bir bütün İslam dünyasında, kendini kimlik bazında Müslüman olarak tanımlayan milyonlarca kişi, bu kimliği şahsiyete dönüştürmede zorlandığı için, kimlik Müslümanlığın ötesine geçememiş, farklı şahsiyetli, çok renkli karakter karmaşası ortaya çıkmaktadır.

İslam’ın saf, berrak ve tertemiz tevhid çeşmesinden beslenmek yerine, alanlarına aktarılmış bulanık, kirli, kireçli kanal sularıyla hayat bulmaya çalışan zihniyetler, parçalanmış, bütünlük algısını yitirmiştir.

Belli bir sosyal sistem içinde yaşayan kişi, zamanla o sistemin bilinçli veya bilinçsiz neferi olmakta, eğitim sisteminde işlenen mantık tarzıyla olaylara yaklaşmakta ve zamanla o sosyal sistemin hizmetkârı olmaktadır.

İslam dünyasında ise, sistemler İslam dışı olduğundan; eğitim, hukuk, ekonomi, siyasi yapı bütünüyle İslam dışıdır. Bu durumdan etkilenen Müslümanların düşünce ve değerlendirme dünyaları o kadar çok parçalara ayrılmış ki, insanlar farkına varmadan ayrı dünyanın fertleri oluvermişlerdir. İbadet ve zikirde Müslüman, mücadelede liberal ve militarist, ekonomide kapitalist, sosyalist yada karma ekonomici, hukukta çok boyutlu parçalar, günlük yaşamda pragmatist… ve menfaat ikliminin sermaye mevsiminde hasat toplama peşinde olan kapitalist Müslümanlar!  Sosyal, sınıfsal farklılıklara karşı olduğunu söylemlerine yükleyerek emeği hedefin merkezine alan sosyalist Müslüman! Yapılan her türlü zulüm ve haksızlıklara gözünü kapayarak, ‘bana karışmayan yılan bin yıl yaşasın’ basiretsizliğiyle zikirle! kendilerini besleyen semiz Müslümanlar! Modernist dünyanın bilimsel gelişmelerine hayran kalarak kendilerinden utanır hale gelen, bütün bir İslam ümmetini suçlu görerek, suçluluğun sebebini İslam’dan uzaklaşmayı değil, İslam’ı modernleştirmeye çalışan çağdaş Müslümanlar! Bütün dinlerin insanlık medeniyetine sunduğu kültürel zenginliklerden yola çıkarak, bu karışımla elde edilecek insanlık barışını referans alan gündelik Müslüman! Kimlik Müslüman, kişilik orman misali, farklı şahsiyet barındıran demokrat Müslüman!

Peygamber’i perdeleyerek ‘dinler arası barış ve diyalog’ çağrısıyla bütün insanlığa kucak açtığını iddia eden hoşgörü projesi(!), İslam medeniyetine ve ilim dünyasına yaptığı acımasız eleştirileri bir yana, mezhebi rekabeti körükleyerek milli menfaat ve ulusal çıkarlara esir bir zihniyet, tarafsız ve genel olan insan kavramına ne kadar hizmet edebilir ki? 

Kütleyi oluşturan halk birimleri hiç kuşkusuz yaşadığı gibi düşünmeye başlar. Ancak egemen olan laik sistem, İslam düşüncesini, alimleri ve aydınları o kadar çok etkiliyor ki, asıl korkutucu ve tehlikeli durumda budur. Sisteme adapte olan bu kitle, sistemi İslam’a uyduracağı yerde, İslam’ı sistemle barıştırma gayretindeler.

Diğer önemli bir husus ise; İslam’a karşı olan ideolojik güçlerin ellerinde bulundurdukları güç ile Müslüman aydınların kafalarında açtığı gediklerdir.

Misyoner ve müsteşriklerin ortaya koydukları saçma sapan tez ve iddialar bir kısım Müslümanları oldukça etkilemiş, tevhidi düşüncelerini zedelemiştir. Peygamber efendimizin kutsiyeti üzerine yapılan eleştiriler tevhidi söylemin bütününü yaralamaya yöneliktir.

Olaylara veya gelişmelere bakarken düşüncemizi etkileyen bu güçlerin etkisinden bir an uzaklaşıp, içinde bulunduğumuz şu manzaraya bir göz atalım.

Yıllardır Kürtlerin mazlumiyet ve mağduriyetlerini sözel olarak dile getirmekten öteye geçmeyen siyaset cambazları ve din tellalcıları tevhidi Müslümanların peygamber aşkını görünce etekleri tutuşmuş, düşünceleri akime uğramış çaresizler misali bir telaş içindedirler.

Kutlu doğumun bereketiyle tekrar umutlanan mazlum halkın gözünü boyamak, zihnini bulandırmak, düşüncesini parçalamak için aceleye getirilmiş, telaşla yapılan konferanslar, sempozyumlar, programlar kimlere hizmet etmektedir?

Müslümanların gücünü yıpratmak, enerjilerini tüketmek için Müslümanları birbiriyle uğraştıran, ufak-tefek farklılıkları kaşıyan/karıştıran, fitne ve farklılıkları büyüterek ümmet çatışını parçalayan İslam düşmanları ikinci el ile bu alanlarımıza kadar inmiş, sinsiliklerini iliklerimize kadar sızdırabilmişlerdir.

 ‘Peygamber Yolu’ sempozyumu adı altında 60 ayrı ülkeden programa katılan âlim, bilgin ve ilim adamlarının Gaziantep’te toplanmaları birçok noktaya göndermedir.

Peki, neden Gaziantep? Gaziantep’te ekonomistler, tüccarlar ve girişimciler toplanır! Uluslararası bu bilgi sempozyumunun Suriye sınırında, güneydoğunun önemli bir şehri Gaziantep’te olması tesadüf müdür sizce? Zamanlama olarak hiçte hedefsiz olmadığı gibi, mekân olarak ta hesapsız değildir.

Ortadoğu’da derinleşen şia blokuna alternatif olarak Suriye’ye sınır bir ilde toplanan Sünni âlemin güç gösterisi!

Peygamber sevdalılarının topluma kazandırdığı peygamber aşkına yorumlar getirerek, konunun ifrat-tefrit noktasında tartışmaya açılması ve böylece canlanan bu heyecanı parçalama gayretleri…

Resmin daha büyük kısmı ise, değişik dünya ülkelerinde açılan hizmet okulların hedefinde sadece Türkçe olimpiyatların olmadığı, aynı zamanda o ülkelerde bulunan bazı alimleri kurumlarına alarak, etkilerine ve hizmetlerine almalarıyla ehli sünnet aleminde temsiliyet gücünü ele alma girişimleridir…

İhlas ve samimiyet bütünlüğü içinde ümmete hizmet eden bütün gelişmeleri desteklediğimiz gibi, Müslümanların güç ve kuvvetlerini bölmeye, parçalamaya çalışan ‘iyi görünümlü’ fırsatçı tüccarların hedef ve niyetlerine ulaşamayacaklarını da biliyoruz.

Toplumun bütün kılcal damarlarına, kentlerden köylere, beldelere kadar inerek programlar düzenleyen Peygamber sevdalıları platformuna halkın bu derin sevgi, ilgi ve duyarlılığı iyi okunmalı, güncel projelerden geleceğe dair yapılan her türlü dizayn bu ruhun, bu iradenin, bu gücün temsiliyet hakkı gözetilerek yapılmalıdır. Aksi takdirde yanlış hesap Bağdat’tan döner.

(İsmail Kasımoğlu)