Cehalet, nerde ve ne zaman, kim(ler) tarafından yapılırsa yapılsın, sonuç itibarıyla hiç fark etmez; karanlıktır, bataklıktır.
Birkaç haftadır kürtaj sorunu Türkiye gündemi adeta kilitlemiş durumdadır. Konunun toplum geneline yayılma hızı; her kesimin ileriye sürdüğü yorum farkıyla, aldığı yol, kat ettiği mesafe, deneyim ve tecrübe derinliğine göre farklılık arz eder.
Kadınla alakalı sosyal, siyasal ve hukuki sorunları anlamak için, öncelikle kadın tarihini iyi incelemek, irdelemek ve araştırmak gerekir. Kadın hakları olarak karşımıza çıkan simgesel sembollerde bu serüven içinde önem arz etmektedir.
Kadına dair bitmeyen gündem ve müdahale tarzları, tarihin farklı dönemlerinde, beşeri inanç, zihniyet, düşünce ve kültürel algıya göre şekil almış, çoğunda kadın istismara maruz kalmıştır.
Kadına dair iki tarihi örnek vereyim.
1-) Cahiliye dönemi Arap yarımadasında, kız çocukları sorgusuz-sualsiz öz babaları tarafından diri-diri toprağa gömüldüğünde, annelerinin karşı çıkma, müdahale etme hakları yoktu. Kadının sosyal hakkı olmadığı gibi, fikir ve düşüncesine asla önem verilmezdi. Boşanma hakkı olmayan kadının, kocası tarafından terk edilmesi halinde (kadının) başka biriyle tekrar evlenme gibi bir hakkı yoktu. En basit özetle; kadına insan gözüyle bakılmıyordu. Ortaçağ batı’da ise cadı diye kadın avına çıkılmış, kurulan koca ocaklarda cayır-cayır yakılıyordu.
2-)19. Yüzyılın başlarında Anadolu topraklarında esmeye başlayan modernleşme rüzgârı, fikir olarak Tanzimat dönemine dayanır. Zira idari alanda merkezleşme gayretleri, laik düşünce akımlarıyla eğitimin devletleştirilmesi ve bu anlamda modern okulların açılmasına önem verilmesi bu dönemin en ciddi değişimleri arasında sayabiliriz. İthal değişim olarak karşımıza çıkan dışsal modernleşme süreci en fazla kadın merkezli olarak gelişti. Fıtrat, idrak ve irade gibi değişim süreçlerini anlamadan özenti ve hayranlık gibi nefsi dürtülerle kadın hızlı bir sürece itildi. Eşitlik ve çağdaşlık adı altında öz değerlerinden oldu. Artık modern kadın, daha serbest, daha özgür ve güçlü idi! Modernleşme süreci ve değişim felsefesi, beraberinde getirdiği yeni kadın tiplemesiyle aile ve nüfus planlanmasında kadını kilit konuma getirdi.
Tarihi süreç içerisinde çok zorlu serüvenlerden geçerek her türlü acıya katlanmış, dışlanmışlığı ‘insan mı değil mi’ gibi tartışmalarda saha dışına itilerek izleyici konumunda görülmüş ve iradesine değer verilmemiştir kadının.
Kadın tarihinde anlatılamayacak o kadar insanlık dışı muameleler var ki, şimdiki tutarsız ve ölçüsüz tepki acaba geçmişin bir intikamımı sorusunu akla getiriyor!
Hayatları boyunca eğitimle iştigal olmuş, bilimsel çalışmalarla nice ödüller hak etmiş, (b)ilgi küpleri sırtlayarak belleri bükülmüş, öyle ak saçlı beyaz cahiller var ki! Ama maalesef bilinç adına zerre kadar gelişmeyen bu siyah-beyaz kafalılar, kap-kara düşüncenin ‘beyaz cahilleri’ olarak ellerine aldıkları kin ve intikam kılıcıyla rast gele sağa-sola saldırıyor, gah kendi ayaklarına, gah günahsız bebeklerin çiğ bedenlerini pervasızca parçalıyorlar.
Demek ki insanlığın bitmeyen bazı irsi hastalıkları vardır. Bu hastalıkların başında cehalet illeti geliyor. Bilim ne kadar gelişirse gelişsin, bütün insanlar uzayda yaşamaya başlasın, yine de değişen bir durum olmaz. Cahilin beyazı, karası olmaz. Gerçi bizim cahillerimiz beyazdırlar ama aymaz kafalarıyla karalardan aşağı kalır tarafları yoktur.
Şefkatin merhamet hamuruyla yoğrulan annelik duygusu, nasıl böyle vahşileşir! Özgürlük adına insan bu kadar kendinden uzaklaşabilir mi? Korumanın, bağrına basmanın, merhametin, şefkatin, sevginin, duygusallığın biricik merkezi olan anne nasıl böyle bir hale getirildi?
İslam dininin merhametinden mahrum olan insanlık büyük bir karanlığın, bataklığın içinde iken, erkek hegemonyasının estirdiği korkunç cinayetler, kız çocuklarını diri-diri toprağa gömme ‘izzet ve iffeti koruma’ olarak isimlendiriyordu! Şimdi de ‘beden benim, hak benimdir’ sloganı var.
Daha önceleri anneler kendi biricik yavrularını koruyamamanın çaresizliğiyle kavrulup yanarken, şimdi de babaların duyulmayan hıçkırıkları ve sessiz gözyaşları arasında minnacık bebeleri kefensiz olarak kaybolup gitmektedir.
Demek ki insanda iman nimeti olmayınca, erkek veya kadın olması fark etmiyor. Sonuç aynıdır. Fırsat kimin eline geçerse, bir anlık zevki için kendinden parça koparacak kadar gaddarlaşabiliyor.
Günümüzde bazı kavramlar öyle sihirli bir güce sahip olmuşlar ki, bazıları en ağır uyuşturucudan daha etkilidir. Evet, bir özgürlük kavramı almış başını gidiyor. Ne özgürlüğü, kimin özgürlüğü? Canını, ciğerini katletme özgürlüğü mü? Bu nasıl bir vahşet, bu nasıl bir iğrençlik? Düşünün ki; bir anne kendi yavrusunu kendi elleriyle boğabiliyorsa! Varın artık insanlığın insafını siz düşünün…
Hiçbir acı cehaletten daha fazla zahmet verici değildir. (Hz. Ali)
Bu olay tartışma götürmeyecek kadar açık ve nettir. Kürtaj; bir cinayettir, bir vahşettir. Cehaletin en acı ve zahmet verici tarafıdır.
Savunmasız ve korumasız insanlara karşı yapılan bütün cinayetler, aynı dil ve tepkiyle kınanmalı, şiddetle tel’in edilmelidir.
Mazlum ve mağdurların, hakkını savunamayacak kadar mahrum insanların yanında olmak, insanlığın bir görevidir. Bu durumda din, dil ve milliyet unsurları ortadan kalkar. İnsanlığın üst kimliği olan vicdan muhasebesi devreye girer.
Ama vicdanını yitiren, hakkaniyeti kendisi için feda eden, aç yürekli korkak insanlar iğrenç yüzleriyle kinlerini ulu orta yerde öyle kusarlar ki, kamuoyunun midesi dahi kan kusan bu kini kaldıramaz olur.
(İsmail Kasımoğlu)