Bölgemizin temel sorunu nedir, biliyor musunuz? Hatta bu soruyu daha da genelleştirerek, günümüzün temel sorunu nedir, diye soralım. Bence temel sorun ihtilaftır. İhtilafın yoğunlaştığı bölgelerde savaş, çatışma, kargaşa ve huzursuzluk kaçınılmazdır.  Çünkü kontrolsüz ve dengesiz ihtilaf, kirli bir öfkenin iklimini oluşturur.

Öfke, insan ruhunun temel güçlerinden biri olarak kişiyi istenmeyen durumlara sürükleyen fıtri bir öncü reflekstir. Şayet bu duygu yerinde ve ölçüsünde kullanılsa, kişiyi şecaat sahibi yapar. Yani hakkını, hukukunu ve temel ihtiyaçlarını korumak için gerekirse canını ortaya koymadır. Şecaat, aynı zamanda kişiyi meşru olmayan şeylerden uzaklaştırır, tehlikeli, zararlı ve hoş olmayan ortamlardan korur.

Kin ve öfke duyguları aynı merkezde toplanıp, intikam alma hırsıyla beslenirse; kişiyi kavga ve şiddet ortamına sürükler. Böylece kontrol edil(e)meyen öfkenin gücü, ifratla çığırından çıksa; sonucu felaket olur.

İhtilafların şiddete dönüştüğü bölgemizde, kin ve öfke eksenli düşünce alt yapısı sığ ve sıhhatsiz gelişmiş, aynı zamanda intikama kilitlenen hedefler, hep küçük ve basit kalmıştır.  Hür, özgür ve bağımsız bir ruh, bir irade, bir kişilik; her türlü zulüm ve sömürgeciliğe karşı durarak, iç direnci kazanmak ve başarıya ulaşmak için ortak hedefler doğrultusunda şartsız-önyargısız bir samimiyetle birlikteliği ortaya koyabilmektir.

İhtilafları ve farklılıkları basit duyguların küçük hesaplarına feda etmeyen yüksek hedef sahipleri, yeri gelmiş ihtilaf ve farklılıkları doğru şekilde kanalize ederek sosyal ve siyasal yaşamın kaynaştırıcı değerleri haline getirmişlerdir.

Öyle düşünüyorum ki; bir takım kişisel ihtiras ve önyargılardan arınmadan, gerçeğe saf bir gönülle yaklaşmadan, ortaya koyacağımız fikirler konusunda bu fikirlerden etkilenecek olan insanların düşüncelerini almadan, kurtarıcı rolleri oynamak ya da farklı bir umut olduğunu iddia etmek pek de etkili olmayacaktır. Koca bir sorunu bir kişinin kişisel ihtirasına bırakmak ya da karşı tarafın olmazsa olmazlarına saygı göstermemek sadece maskaralık olur.

Mustazaflar hareketinin siyasi bir partiye dönüşmesi, özellikle bölge halkı için sevindirici bir gelişmedir. Bölgede geniş halk tabanına sahip olan, söz sahibi güçler birer siyasi aktör haline geldiler. Demokratik koşullarda bir araya gelmek, birbirini kabul etmek ve saygı göstermek zorunluluğu vardır. Bu zorunluluk demokratik ortamlarda yapılan siyasetin farklı görüş, düşünce, metot ve strateji uygulamalarına rağmen, birbirine karşı gösterdikleri hoşgörü ve erdemliliktir. Daha önceleri böyle bir ortamın olmayışından dolayı ortaya çıkan ihtilaflar bölge insanına telafisi olmayan birçok kayıp ve unutulmayacak derin acılar yaşattı. İhtilafların çatışmayla çözüme zorlandığı o dönemde sadece üçüncü aktör karlı çıktı. Bizi birbirimizden koparıp uzaklaştırdığı gibi, ortak hedeflerde buluşma algımızı da bir noktada yok etti. Bölge halkı olarak herkes bu noktada sorumludur, aynı zamanda vebal altındadır.    

Tarafların siyasi temsiliyet bütünlüğünü oluşturması, bölgemizin kökleşmiş sorunlarından biri olan ihtilaf ve farklılıkların, kin, nefret ve şiddet ile çözümleme sorununa bir nebzede olsa merhem olmuştur.

Kamuoyunun temennisi, bölgenin iki önemli siyasi aktörü olan BDP ile Hüda Par'ın karşılıklı saygı ve birbirlerini tanıma temeline dayalı bölge menfaatleri için ortak söylemi geliştirebilmeleridir.

Böyle bir tutum, bölge halkının temsiliyet zafiyetini yıllardır istismar eden siyasi yapıların oyununa “dur” demektir. Bölge sorunları artık eskisi gibi devletin belirli bir örgütün sindirme ve yok etme politikaları çerçevesinde işlenmeyecek, halkın iradesi muhatap alınmak zorunda kalınacaktır. Ancak böyle bir ortam olgunluğu, sorunu güvenlikçi bakış açısı darlığından kurtaracak, siyasi sorumluların pozisyonlarını tekrar gözden geçirme mecburiyetini doğuracaktır. 

Tarafların bu şekilde birbirini tanımaları ve birbirine karşı saygı göstermeleri, ortak hedefleri belirlemeleri hiç kimse için bir başarı ve mağlubiyet anlamına gelmemelidir. Çünkü ortak hedef bölge halkının selametidir. Elbette bölge halkının selameti hakkında ne anlaşıldığı konusunda, bölgenin siyasi temsilcileri arasında farklı anlayışlar olabilir. Farklı öncelikler olabilir. Sorunların tanımlanması ve çözülmesi konusunda çok değişik fikirler olabilir. Ancak tartışılması söz konusu olmayan ortak hedeflerin akl-i selim ile dile getirilmesi, üst değerler çatısında söylem birliğine varılması ve bölge halkının kan bağına saygı gösterilmesi tarihi bir sorumluluk ve olgunlaştırılması gereken önemli hususiyetlerdir. Yıllardır, hiçbir hatırı sayılır sebebi olmayan, üçüncü ellerin oluşturduğu sorunların, ihtilafların önü alınmış olur.

Bölge insanı olarak ortak coğrafya, ortak dil, ortak din ve akrabalık bağları bizi bir araya getiren vazgeçilmez unsurlardır. Nitekim üçüncü kişinin gözünde “şöyleci” veya “böyleci” bir insan yok, bölge insanı anlayışı vardır. Bu tanımlama dahi ortak hedeflerde istişare ve ittifakın ne kadar zaruri olduğuna yeterli sebeptir.  Demokrasilerde güçlü olan değil, haklı olan kazanır.

(Hürseda Haber)