İnsan beyninin; algılama ve tahmin etmede en çok zorlandığı sayısal çoğunluk, hiç kuşkusuz ‘mahşer’ kalabalığıdır.

İşte bu kalabalıkta insanların davranış ve tutumları o kadar değişir ki; anne, kucağında taşıdığı evladını tanıyamaz. Herkes birbirinden kaçmaya çalışır.

Ve korkunç bir uğultu başlar: çığlıklar, feryatlar, imdatlar, bağrışmalar, tedirginlik ve telaş hali...

Adeta bu gürültü bir kelimede toplanmış gibi herkes; “nefsi, nefsi” diye zar-u zar eder.

‘‘Mahşeri kalabalık‘‘ ve ‘‘Mahşeri çığlık‘‘ birbirini tamamlar.

Ebedi ömrün hesabı bu çığlıkta toplanmış. Öyle hassas ve şeffaf bir hesap ki, insana ‚‘nefsi, nefsi‘ çığlığından başka bir yol kalmıyor. Yani bir yalvarma, bir yakarış, bir çırpınış, bir medet umma, bir rahmete susamışlık, bir şefkat eli, bir nazar ediş, bir dayanak arayışı…  

Ahh nefsi ahh diye feryatlar koparan çığlık;  tükenmişlik pazarında kaybettiği sermayenin acı  sancısıyla kıvranan yüreğin dışa vuran yüzüdür.   

Aman Allah’ım! o gün, ne de zor bir gündür. Insan, anasından, babasından, eşinden, kardeşinden, evladından, dost ve tanıdıklarından kaçar. „Saklanacak yer neresidir“ diye köşe-bucak bir sığınak/barınak arar. Ama beyhude… Dünya hayatı tükenmiştir. Kaçacak yer yok, sığınılacak yer yok, herşey ortada…

Öyle zor bir gün ki; insan gözlerinden, kulaklarından, el ve ayaklarından korkar. Bastığı taştan, kullandığı kalemden, işlettiği mekandan, yaptığı her davranışından korkar.

Aman Ya Rabbim! ‘El konuşur da, ayak şahitlik yapar, göz baktığı bataklığı tek tek ortaya koyar, kulak isyan ve inkar şarkıların dizelerini ortaya döker, dünyada hizmet eden her organ bir şikayet merkezi gibi mahkemeye deliller sunar…

Kimse görmesin, duymasın, bilmesin diye ince ustalıklarla(!) yaptığımız bütün gizlilikler/kirlilikler tek tek orta yere serilir.  Büyük bir şaşkınlık ve telaş hali. Çaresizlik, bitmişlik ve tükenmişlik…   

Vayy Nefsi vayyy…!!!

Kibir, gurur, menfaat ve fani dünyanın lezzetleri için yaptığın bin türlü hesaba bulaşık suskunluğum…

Dünyada insanlar aç ve sefil iken, rahatıma olan düşkünlüğüm… Mümin kardeşlerim zulümler altında inim inim inlerken yüreğimin feryatlarına tırpan vuruşlarım…. Allah’a düşmanlık yapan zalimlerle dostluk arayışlarım… Dünya’yı bina ederken, ahireti yıkan bin türlü hesabsız ilişkilerim…

İşte hepsi sunuluyor önüme…

Ahh Nefsi ahhh….!

Sana tabi olup, sana aldanmak beni ne hallere soktu. Şu vaziyetime bak… Değer miydi geçici lezzetlerin, ebedi ezaya dönüşmesi?

Allah’ım! Nefsime kandım, çevrenin alışkanlıklarına aldandım, menfaatlerime sarıldım… Hakkıyla kul olamadım Sana.

Sana sunacak bir amelim yok. Var olanı da hak sahipleri gelip, aldılar…

Allah’ım! Çok bahtsızım, çok zavallıyım, çok kuvvetsizim… Hiç bir mazeretim kabul edilmez, biliyorum…

Ama tek bir tesellim var…

Herkes dininden uzaklaşırken, Habibin Muhammed(sav)‘in rehberliğine sırt çevirirken, eksik ve kusurlarımla birlikte Müslümanlarla birlikte olmaya çalıştım.

Peygamber sevdalılarıyla birlikte kutlu doğum programlarına varlığımla katkıda bulundum. Elimden gelen hizmeti yapmaya çalıştım.

İnsanlar; ırkçılığın, milliyetçiliğin, dinsizliğin taraftarlığını yaparken, ben sadece ama sadece Sana ve Senin taraftarlarınla dostluk yaptım, onlarla aynı saflarda oldum, adını ve habibinin adını taşıyan bayrakları taşıdım.

Ey Allah’ım! Resulün aşkı hürmetine, ahlak haline gelen bu davranışımı katında kabul buyur diyebilecek bir amelimiz olsun…

Aziz kardeşlerim! Ömür hızla gelip-geçmekte. Bu günün fırsatları yarın olmayabilir. Sağlık ve sıhhatın garantisi de yok. Öyleyse, dünya ve ahiretimizi güzelleştirecek, yüreğimize huzur verecek, ailemize mutluluk sağlayacak bu Muhammed(sav)‘i çoşkuya, kutlu doğum meydanlarına hep beraber katılalım.

Allah’ın habibi Hz.Muhammed Mustafa(sav)‘ya olan sevgimizi, bağlılığımızı, birlikteliğimizi tüm dünyaya haykırarak ilan edelim…

Unutmayalım ki; en büyük sermayemiz Muhammed(sav)‘i muhabbettir.

(Hürseda Haber)