Eğer insanın kalbi hakikate kapanırsa; doğruluktan sapar, gerçeklere karşı kör ve sağır olur.

Böylece hakikat ufkuna sırt çevirmiş olan kişi, karşılıklı sevgi ve anlayıştan bihaber, kin bataklığında çırpınıp kalır.   

Zira katılaşan kalb, beyin sistemini bloke eder, feraset ve basireti yok eder.

Böyle kirli ve katılaşmış kalbin rezerve edilmesi elbette güçtür. Ama imkânsız da değildir. Yüce Allah, rahmet ve merhametiyle kuluna acır ve tövbe kapısını daima açık tutar. Ama inat, kin ve öfke ruhu, insanı dar bir anlayışa sürükleyerek; rahmet melteminden mahrum eder.

Bu insan tipi, iç derinliklerinde besledikleri anlamsız kin ve öfke ile kontrolsüz bir saldırganlığa, korkunç bir hırçınlığa sürüklenir.

Kin, öfke ve şiddete dayalı bir bilincin, temelinde insanı ‘gelişmiş bir hayvan türü’ olarak tanımlayan ideolojinin ortaya koyduğu tabloyu, geçen hafta ‘bilim yuvasında(!)’ hayretler içerisinde seyrettik.

Şimdiye kadar bütün varlığını, mücadele şeklini, ortaya koyduğu gerekçeleri tamamıyla şiddet, kavga ve kaos üzerinde tanımlayan PKK ve yan türevleri; karşılıklı saygı, paylaşım, huzur ve her türlü fıtri ahlaktan uzaktır malesef. Ne kadar üzücü ve endişe vericidir ki; insanlık tarihinin çektiği derin acı ve silinmez yaralar sonucunda ortaya çıkan ‘ortak bilincin ve menfaatin’ bu mezkur zihniyet tarafından hiç bir zaman bilinmemiş olmasıdır.  

Çünkü bu tip zihniyetler, hiç bir sebep yok iken çevrelerine zarar vermekten zevk alan hasta ruhlu, ahlak özürlü mahlûklardır. 

Neden mi?

İkide bir değişen ve taban bulmayan sağlıksız fikir ve düşüncelerin kişide oluşturduğu depresyon, kişilik kayması ve kaybolan umutların yenilgisi olarak gergin, asabi ve saldırgan bir ruh halini oluşturur.

Halk tarafından ilgi ve övgüden uzak kalan çürümüş bu ideolojilerin devrimci(!) fedaileri, yenilme duygusuyla öyle tahammülsüzleşirler ki; her türlü paylaşım ve hak kabulünden nefret ederler. 

 Peki, böyle bir kişiliğin ortaya çıkmasına sebebiyet veren durum nedir?

Ruhsal bozukluk ve sinirsel bunalıma dönüşen bu hastalığın temelinde, laik rejimin yıllardır sistemli bir şekilde yaptığı baskı ve zulüm vardır.

Bu baskı ve zulüm ortaya kin, öfke, garaz ve intikam ruhlu çılgın bir nesil ortaya çıkardı.

Direniş, mücadele ve kıyam gibi bir milletin karakterini sembolize eden hareket biçimleriyle, deli danalar gibi önüne çıkana saldıran, iyi-kötü her şeye ölçüsüzce tepki veren, hedefinde insana ait değerlerin korunmasından çok, ezilmişliğin verdiği kompleksle hesapsızca davranan bir anlayışın hedefi elbette aynı olamaz.

Kürdistan’ı bir ateş çemberine çeviren ve bu çemberde dans eden çılgın gençlik, din ve dini değerlere saldıran bir canavara dönüştü. Cadde ve sokaklarda ateşle büyüyen bu zihniyet, ıslah ve rehabilitasyon desteğine muhtaçtır. Aksi takdirde hem kendisine hem de çevresine daima zarar verecek halde olur.

Her ne kadar yüksek eğitim görseler de, meclise gidip milletvekili olsalar da, duygusuz kalplerine fayda vermez.

Umarım, bu zihniyetin kirli damarını keşfetmiş, halkın özgün tercihlerini özümsemiş, sağduyuya sahip, olgun kişiler ‘karşılıklı saygı ve kabullenmeye’ dayalı bir anlayışı bölge güçleri arasında etkin hale getirmede yetersiz kalmazlar.   

Aksi takdirde, ‘at bakışı, payton yürüyüşü’ dikta edilirse, bölgede huzur ve gelecek adına fazla umutlu olmadığımı söyleyebilirim. 

Her toplum kendi çocuklarına güzel bir gelecek hazırlamak için didinirken, biz(Kürtler) birbirimizi boğmaya devam edelim. Edelim ki, arkamızda bir nesil bırakmayalım. Çünkü onlara bıraktığımız tek şey, kin ve nefrettir.  

(Hürseda Haber)