Öncesine gitmeden son otuz yılın Afganistan'ı, bu süre içinde en uzun savaşı, en kanlı boğazlaşmayı, en fazla insan kaybını, en yoğun aleyhte propagandayı, en sefih yoksulluğu yaşayan, yaşatılan ülke oldu. Yaklaşık bu otuz yılın ilk on yılı Sovyet işgaline karşı cihat ve direnişle, ikinci on yılı talihsiz olarak nitelendirilse de kendi imkân ve şartları muvacehesinde ve temelinde, eksik artık kendi ayakları üzerinde, kendi bağımsızlığı yönünde bir iktidar mücadelesiyle geçti. Yaklaşık son on yılı, istikrarı ve özgürlüğü için BM'nin onayıyla işgal altında, ama direniş mi yoksa işgale gerekçe mi olduğu bilinmeyen bir savaşın, katliamların, kitlesel göçlerin hâlâ sürdüğü bir dönem oldu. İstikrarı ve özgürlüğü tesis etmek için gelen NATO, hem savaşın tarafları, hem savaşa son vermek isteyen, elliden fazla devletin iştirak ettiği bir güç olarak bulunuyor orada. NATO ve elliden fazla devlet, aslında ABD'nin emperyal politikasının uygulayıcıları olarak savaşın tarafı rolünü üstlenmiş durumdalar. Güvenlik Konseyi, dolayısıyla BM'nin belirleyici rolü de, suret-i haktan görünüşünden öteye bir anlam taşımıyor.
Taliban yönetimi, El-Kaide üssü, Bin Ladin'in karargâhı ve 11 Eylül'ün müsebbibi gibi gerekçeler, işgalin ve savaşın, emperyal politikaların uygulanması yönünde dile getirilmiş söylemler olmanın ötesinde bir gerçekliğe tekabül etmiyorlar, denebilir.
ABD'nin istem ve planı doğrultusunda Güvenlik Konseyi'nin onayıyla NATO'nun devreye sokulması, Türkiye'nin sürece katılımını da sağladı, yani sözüm ona bir meşruiyet kılıfı hazırlandı. Aynı süre içinde işgale uğrayan Irak'tan, güya ABD'nin çekilmesiyle muallâkta bırakılan Irak'ın durumunu 2014 yılında Afganistan hazır kalıp olarak giyecek.
Son helikopter kazasıyla (?) on iki askerimizin şehit olmaları üzerine, kaçınılmaz ve haklı olarak şu soru zihinlerde yankılanmaya başladı: Afganistan'da ne işimiz var?
Afganistan'a 2000'lerin başında asker gönderilirken de, zamanın Milli Görüş partisince sorulmuş ama 11 Eylül, Taliban, El-Kaide, şair Cemal Süreya'nın bir kitabında da başlık olarak kullandığı "Curnata" kelimesinin tam ima ettiği tarzda, gargaraya getirilmişti. Fakat o zamandan beri Afganistan, insanlık tarihinde eşine pek az rastlanabilecek hoyrat, gaddar, ilkel ve zalimce öldürmelerin, katliamların, rezaletlerin, hayvanlıkların sürüp gittiği bir vuruşma mekânına çevrildi. Zevk için kurşunlanan insanların üzerine bevletmeler, öldürülen Bin Ladin'in cesedinin denize atılması vb. Bin Ladin'in düşüncesini, yöntemini, ilişkilerini bir tarafa bırakıp, sadece ölüsüne karşı reva görülen muameleyi, insan olarak göz önünde tutuyoruz.
Evet, Türkiye'nin Afganistan'da ne işi var ya da Türkiye niçin Afganistan'da? Bu soru bugün daha anlamlı, daha kapsayıcı ve daha çok acıtıcıdır, ama sorulması da daha fazla zorunludur.
BM, Güvenlik Konseyi kararları, NATO'nun yetkili kılınması, Türkiye'nin NATO üyesi olduğu gibi cevaplar, yukarıdaki sorunun cevabı değildir. Böyle bir cevabın kabulü, Türkiye'yi başka yerlere savurur, savurmuştur. Hele şehit olan on iki askerin bindikleri helikopterin Türkiye'de de düşebileceği tarzında bir beyan, bırakınız cevap olarak kabul etmeyi, saçmalık, hezeyan, zırva kabilinden bile görülemez. Çünkü saçmalığın da, zırvanın da bir mantığı vardır. Ama zırvada tevil olamayacağı da bedahattir.
Soru ortadadır: Türkiye niçin Afganistan'da? (Milli Gazete)