Geert Wilders yine yapacağını yaptı. Hollandalı aşırı sağcı siyasetçi, bir göçmen grubunu daha hedef aldı ve bu sayede birçok vatandaşının öfkesini ve tepkisini kışkırtarak Hollanda'da manşetlere çıkmayı başardı.
Türklerin çoğu, uç boyutta İslamofobisinden dolayı Wilders'i duymuştur. Wilders, İslamiyet dinini faşist bir ideoloji olarak niteliyor ve Türkiye'nin AB üyeliğine de yüksek sesle karşı çıkıyor. Ancak bu kez Wilders'in saldırdığı kesim Müslümanlar değil. Başında bulunduğu Özgürlük Partisi (PVV) Hollanda vatandaşlarının isimlerini vermeden Doğu Avrupalı göçmenlerle ilgili şikâyetlerini bildirebildiği bir internet sitesi kurdu. PVV bu göçmenleri, rahatsızlık vermek ve çevre kirliliği gibi birçok sorunun yanı sıra bilhassa Hollandalıların işlerini çalmakla suçluyor. İnternet sitesindeki bilgi Rumen, Bulgar ve özellikle Polonyalıların birer suç tehdidi olduğunu iddia ediyor.
Wilders'in ayyuka çıkmış yabancı düşmanlığına dair bu en son gösteri, ülke içinde ve dışında büyük bir tartışmayı tetikledi. Kopan gürültünün başlıca sebebi, sadece kampanyanın Avrupa vatandaşlarına yönelik bariz ayrımcılık olarak görülen içeriği değil. Asıl infial doğrudan doğruya, Wilders'in partisinin Liberaller ve Hıristiyan Demokratların oluşturduğu mevcut Hollanda hükümetine destek vermesinden kaynaklanıyor. Onun yardımı olmaksızın, Başbakan Mark Rutte liderliğindeki merkez sağ koalisyon parlamentoda ayakta kalamayacak. Diğer bir deyişle, Wilders'in söyledikleri ve yaptıkları, marjinal bir partinin kolayca görmezden gelinebilecek aşırılıkçı eylemleri değil. Hollanda'da ve Avrupa'nın geri kalanında hükümetin algılanması üzerinde derhal etki yapan bir nitelik taşıyor. Bu yüzden muhalefet partileri ve sürpriz bir şekilde, iktidardaki Hıristiyan Demokratlar da Rutte'ye Wilders'in girişimiyle arasına açıkça mesafe koyması çağrısında bulunuyor. Çeşitli Doğu Avrupa hükümetleri ve Avrupa Parlamentosu başkanı da aynı çağrıyı yaparak, şikâyet sitesini münasebetsiz ve Avrupa entegrasyonunun bazı temel değerlerine aykırı diye niteledi. Şimdiye dek Hollanda başbakanı bu çağrılara katılmayı reddetti; işinin Wilders'in her yaptığıyla ilgili yorumda bulunmak olmadığını söyledi ve bu yaklaşımın hükümeti tarafından desteklenmediğinin altını çizdi. İşin aslı ise şu: Rutte'nin, Brüksel'de bizzat arka çıktığı katı Avrupa kurallarına uygun şekilde ulusal bütçeden ciddi kesinti yapma planlarını hayata geçirmek için PVV'nin desteğine ihtiyacı var.
Geçmişteki diğer provokasyonlarının çoğunda olduğu gibi, Wilders bazı gerçek sorunları bir araya toplayıp bütün suçu belli etnik, dinsel veya ulusal gruplara yüklemek konusunda mahir. Bunu daha önce Müslümanlara ve Yunanlılara karşı da yapmıştı. Şimdi, halk arasında işsizliğin arttığı bir dönemde, birçok Hollandalının yabancı işçilerden duyduğu rahatsızlığın artmasından kâr sağlamaya çalışıyor. Elbette şu gerçekleri hiç ağzına almıyor: Hollandalılar birçok Polonyalının yaptığı zorlu ve düşük ücretli işlerde artık çalışmak istemiyor; konut ve suçla ilgili sorunlar ise genellikle çoğu göçmenin ucuz barınma ihtiyacından kâr elde etmeye çalışan Hollandalı mülk sahiplerinin yasadışı uygulamalarından kaynaklanıyor.
Wilders'in son manevrasının en ilginç veçhesi, Avrupalı popülistlerin seçmenlerinin dikkatini ve oylarını korumakta sorun yaşadığını gösteriyor olması. Anketler ve gazetecilerin araştırmaları, Wilders ve diğer Avrupa ülkelerindeki muadillerinin birçok potansiyel destekçisinin, bu partilere ilk başlarda gösterilen ilginin önemli bir parçasını oluşturan İslam saldırısından bıktığını ortaya koyuyor. Wilders besbelli ki başka günah keçileri arıyor ve bunu da Avrupa'nın çeperindeki ülkelerden gelenlerde bulduğunu düşünüyor. İlk önce Yunanlıları AB'den kovulması gereken tembel fırsatçılar olmakla suçladı. Şimdi dürüst Hollandalı çalışanların işlerini işgal eden suçlular diye niteleyerek Polonyalıları aşağılıyor.
Giderek artan sayıda partidaşı Wilders'in ucuz suçlama oyunlarından gına getirmiş durumda. Merkezci dindar gazete Trouw, Wilders'in kampanyasını utanç verici diye nitelerken, şu yorumu yapıyor: "Kara bir lale, Hollanda için olabilecek en vahim halkla ilişkilerdir." Bugünkü infialin sonucunun şu olmasını umalım: Birileri düşük güdülere hitap ederek kamuoyunu ne zaman manipüle etmeye çalışırsa, İslamofobi, ırkçılık ve ayrımcılık kınanmalı. Kurbanın Türk mü, Yunanlı mı veya Polonyalı mı olduğuna da bakılmamalı. (ZAMAN)