Altına talebin son yıllarda artması dikkat çekici. "Güvenli liman" olarak görülen altına bu kadar talep gösterilmesinin en önemli sebebi, gelişmiş ülkelerde yaşanan sıkıntılar.

 

Artık pek çok kişi ve kurum biliyor ki, dünyadaki bazı gelişmiş ekonomi ve para birimleri giderek riskli hale geliyor. 2008'de ABD'nin yaşadığı deprem, sonrasında Avrupa'nın içine düştüğü borç krizi dünyayı endişelendirmeye devam ediyor.

"Eğer bir gün gelir işler beklenmedik bir hale bürünür, bazı ülkelerin paraları pul olursa..." endişesi azalmıyor, aksine artıyor.

Özellikle, bazı ülkelerin borç imparatorluğuna dönüşmesi, bu endişenin en önemli kaynağı.

Yunanistan, dünya için en çarpıcı ve ibretlik bir örnek oldu. Kamu borçlarının milli gelire oranı şu an yüzde 159,1 (2011/Ç3) seviyesinde. Bunun ödenmesi çok zor. Alınan tedbirler, iflası erteleme girişimleri olarak görülüyor.

2011 yılı üçüncü çeyrek verileri, Portekiz (% 110,1), İrlanda (% 104,9), İtalya (% 119,6), İspanya (% 66,0), Fransa (% 85,2), Belçika (% 98,5) ve İngiltere'nin (% 85,2) borçlarının da milli gelire oranının yükselmeye devam ettiğini gösteriyor. Bilhassa Portekiz, İspanya, İtalya ve Fransa'nın riskleri arttı.

Dünya bir süredir Avrupa ile yatıp kalkıyor. Ekonomileri, uzmanlarca didik didik ediliyor. Ama gözlerden kaçan başka ekonomiler de var.

Mesela Japonya. Pek çok insanın kafasında ideal bir ekonomik model oluşturmuş ülke gibi görünür Japonya. Acaba bu ne kadar doğru?

Çin, Hindistan ve diğer bazı Uzakdoğu ekonomileri Japonya'nın dünya pazarlarındaki hakimiyetini sarsmış durumda.

Dış pazarlarda zorlanıyor artık. Ayrıca geçen yıl yaşanan nükleer krizin petrol ithalatını artırması ve para birimi yen'in güçlü seyir izlemesi, ihracatına darbe vurdu ve geçen yıl uzun zamandır görmediği ölçüde açık verdi. İthalatı bir önceki yıla göre yüzde 9,8 artarken ihracatı yüzde 9,3 geriledi. Enerji ithalatındaki tırmanış yanında, Avrupa pazarlarındaki daralma da ihracatını olumsuz etkiledi.

Japonya'yı ele almamızı gerektiren esas konu ise dünyanın en ağır borç yüküne sahip ülkelerinden biri olması. Japonya'nın şu anki kamu borcu 10,5 trilyon doları buluyor. Borcun milli gelire oranı ise 2010'da yüzde 220 idi. 2011 rakamı muhtemelen yüzde 230 dolayında olacak.

Başbakan Yoşihiko Noda, geçen hafta içinde yaptığı bir açıklamada, borçları azaltmak için ülkenin zaman kaybetmeye tahammülü olmadığını söyledi. Yaşlanan nüfus, artan sosyal güvenlik harcamaları da, ülke yönetimini düşündüren konular arasında.

İkincilik unvanını Çin'e kaptırdıktan sonra dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi olan Japonya'nın bu hali, dünyayı da yakından ilgilendiriyor, ilgilendirecek.

Bir diğer konu da ABD'nin borçları. 2008 krizinin patlak verdiği ülkede, alınan tedbirler, piyasaların dolara boğulması ve basılan paralar krizi yatıştırdı. Şu an için işler yolunda görünüyor. Ancak bütçe açıkları ve kamu borç stoku, ülke içi tartışmaları da beraberinde getiren en büyük sorun. Kamu borçlarının milli gelire oranı yüzde 94,4 (2010) seviyesinde. Gün gelir, rezerv para olan dolara güven azalırsa işler istendiği gibi gitmeyebilir.

Bu noktayı, geçtiğimiz günlerde bizzat Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da dile getirdi. Stratejik Düşünce Enstitüsü'nün düzenlediği "Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları Paneli"nde konuşan Babacan, ABD Doları dünyada bir rezerv para birimi olarak görüldüğü için ABD'nin borç stoku ve bütçe açığının henüz bir krizi tetikleyici alan olarak ortaya çıkmadığını belirttikten sonra şöyle diyordu: "Gün gelecek, bu bütçe açığı ve kamu borç stoku da dolarda sert bir değer kaybı ve ciddi bir dolar enflasyonuyla beraber, dünyanın karşısına bir sorun olarak çıkabilir. Bu da krizin daha da derinleşmesine neden olabilir."

2008'den ders alınmadı çünkü. Getirilen eleştiriler unutuldu, sorun yeni sorunlara kapı aralayan yöntemlerle çözüldü.

Borçları başarılı bir şekilde ilelebet yönetmek, ötelemek veya bir yolunu bulup başkalarına ödetmek ne kadar devam edebilir?

(ZAMAN)