Avro Bölgesi'ndeki krizin ilk kurbanı Yunanis-tan'ın alacağı 130 milyar Avro'luk ikinci kurtarma paketi onaylandı, bankalara olan borçlarının kırpılması operasyonu tamamlandı.

 

Bu durum piyasalara rahat bir nefes aldırdı. Peki iş bitti, her şey yoluna girdi mi?

Hayır. İyimser olmak için de, karamsar olmak için de çok erken.

Ama şu gerçeği görmek lazım. Evet borçlarının bir kısmı kırpılırken ikinci bir borç paketi daha hazırlandı ve Yunanistan kâğıt üzerinde borcunu ödeyebilir hale getirildi.

Aktarılan yeni kaynağın da geri ödemesi var. Onun için de ekonominin yeniden büyüme eğilimine girmesi gerekiyor. Bir yandan tasarruf, diğer yandan büyüme. Sanayisi, üretimi olmayan bir ekonomi için zor bir durum.

Bütçede ciddi kesintiler, kamuda can acıtıcı tasarruf tedbirleri gerekiyor. Bunu isteseler de, istemeseler de yapacaklar. Özelleştirmeler başladı. Araziler, fabrikalar ve oteller müşteri bekliyor. Bazı bakanlıklardaki ihtiyaç fazlası devlet memurları Güney Kıbrıs'a gönderilecek.

2011'de yüzde 6 küçülen ekonominin bu yıl da yüzde 3 daralacağı tahmin ediliyor. Sosyal patlama an meselesi. Geçen hafta halkın muhtemel bir kaosa hazırlandığı haberleri geliyordu, dün 70 yaşındaki bir kişinin silahla vergi dairesini bastığını okuduk. Ve bu ilk değil. Gösterilerin, grevlerin biri diğerini takip ediyor.

Avro Bölgesi'nin kurtarıcısı, lokomotifi konumundaki Almanya ise, borç yükü konusunda diğer Avro Bölgesi ülkelere nazaran daha iyi durumda. Ancak gelişmeler onu da endişelendirmeye başladı. Kıtanın yükü ağır geliyor artık. Kemer sıkma orada da söz konusu. Almanya Başbakanı Angela Merkel, iki gün önce, 2016 yılından itibaren ülkede borçlanmayı büyük ölçüde azaltacaklarını açıkladı.

Avrupa'da "Yunanistan'dan sonra ya Portekiz ve İspanya gibi ülkeler de aynı taleplerde bulunursa?.." endişesi başladı. Bu yabana atılır bir korku değil. Muhtemelen, bundan sonraki süreçte hesaba katılması gereken en önemli konu bu olacak.

Özellikle, 1,4 trilyon dolarlık ekonomiye sahip İspanya'da, hem merkezî yönetim, hem de özerk bölgelerin borç stoku hızla artıyor.

Bankaların durumu da henüz iyileşmiş sayılmaz, hâlâ kırılgan. Ernst & Young'ın açıkladığı "Avrupa'da Bankacılık Barometresi" raporuna göre, sermayelerini güçlendirmesi istenen bankalar, belli başlı tüm endüstrilerde ciddi boyutlara ulaşan temerrüt riskleri sebebiyle, açtıkları kredileri kısarak fiilen "diyet" yapmaya başlamış. Bankaların, genelde temerrütlerin artmasını bekledikleri emlak, inşaat, hizmetler, taşımacılık ve altyapı gibi sektörlerde ellerini daha sıkı tutacakları tahmin ediliyor.

Bu arada, alınan kemer sıkma kararları, artan işsizlik ve işlerdeki durgunluk, yabancı nüfusu doğrudan etkiliyor. Irkçılık ve yabancı düşmanlığı kıta genelinde artıyor.

ABD'de ise, bazı olumlu göstergelere rağmen taşlar yerine tam oturmuş değil. Ama Avrupa'dan çok daha iyi durumda. Bu arada, "Wall Street'i İşgal Et" Hareketi, 6 aydır eylem girişimlerini sürdürüyor. Gerekçe, uygulanan ekonomi politikaları, gelir eşitsizliği ve işsizlik.

Bir de doğuya bakalım. Çin, 2008'deki küresel krizden en az etkilenen ülke olarak dünya ekonomisindeki çarkların dönmesine çok yardımcı oldu. Ancak Avrupa'da devam eden sıkıntı, onun da dengelerini etkiledi. Pazarı daraldı, büyüme performansı düştü. Artık hep yükselişi değil, önümüzdeki dönemde Çin'de yaşanacak bazı olumsuzlukları da takip etmemiz gerekecek.

Türkiye'ye gelince, en önemli risk cari açık ve büyümenin devam ettirilmesi olarak karşımıza çıkıyor. Tasarruf oranının giderek gerilemesi, büyümenin yabancı kaynakla finanse ediliyor olması Türkiye açısından sürdürülebilir bir durum değil. Bu konu üzerinde önemle ve özenle durmak şart. Ayrıca, Avrupa'nın durumundan da etkileniyoruz. "Avrupa'dan iyi durumdayız" sözünü sürekli tekrarlayarak kendi kendimizi rehavete sokmamalıyız. Özellikle Ortadoğu'nun kaynadığı şu günlerde, gerçekten dikkatli adımlar atmamız gerekiyor. (Zaman)