Okul okuyanlarımızın tamamı iyi bilir. Bizlere TC’nin kurucusu olan zatın sözleri öğretilirdi. Yine bilirsiniz ki bu zatın hemen hemen her konuda muhakkak bir sözü de olurdu. Öğrencilerin hazırladığı özel günler ile ilgili yazılar da mutlaka bu zatın sözleri ile dolardı.

Hala hatırlıyorum, lise yıllarında, yine böyle bir günde arkadaşlardan biri bir yazı hazırlamış ve yazısını öğrenciler karşısında okuduktan sonra,  okul müdürü: Mustafa Kemal’in bu konuda hiç bir sözü yok mu diye iğneleyici bir üslupla sormuştu. Arkadaş da yazısını hadislerle süslemişti.

Bu günlerde birçok sporseveri sarsan ve hemen herkesin konuştuğu şike olayları var. Spor kulübünün başkanı,  şike ithamları ile gözaltına alınıp sonra tutuklanıyor. Şikeye karışan eski ve yeni futbolcular, hakemler, kulüp başkan ve yöneticileri…

Sonra gelen itiraflar pişmanlık yasasından yaralanma haberleri…

Hani bu ülkenin kurucusu malum zat sporcunun zeki çevik ve aynı zamanda ahlaklı olanını seviyordu?

Ya ben yanlış anlamışım ya da onlar yanlış anlamışlar. Aslında anlaşamadığımız nokta cümlenin “ahlaklı” olan bölümüdür. Yoksa zeki olma ve çevik olma hususlarında bir sorunları görünmüyor.

Mustafa Kemal onlara zeki olun demiş, onlar da zaten gayet zekice hareket ediyorlar,  büyük olarak görülen,  tanınan kulüplere transferin yollarını müthiş zekâları buluyorlar? “Gitmek istediğin kulübün başkanını gör, önemli olarak görülen bir maçta iyi oynama ya da bir bahane ile oyuna çıkma, kaleci isen bir gol ye,  sonra hem istediğin kulübün formasını giyer hem de aldığın transfer paraları ile köşe olursun…”

Benim bu anlattığım devede kulak bile değildir. Dedik ya; malum zat onlara zeki olun demiş, onlar da zekâlarını kısa yoldan köşe olma yollarının tespitinde kullanıyorlar. Hatta sporcu, kulüp başkanı, futbolcu kimlikleri ile uyuşturucu kuryeliği bile yapıyorlar. Ne kadar zekiler değil mi?

Mustafa Kemal onlara çevik olun demiş. Onlar aynı zamanda çok çeviktirler de. O kadar çevikler ki; köşe başlarında adam dolandıran üçkâğıtçılardan bile daha çevik davranıyorlar. Üçkâğıtçılar şimdi; “bunlar iyi ki sporcu, futbolcu olmuş olmasalardı köşe başlarında bize iş kalmazdı.” diyorlardır. Mustafa Kemal mi ters söyledi, yoksa onlar mı yanlış anlamışlar, onu sonra söyleyelim. Ama işin doğrusu icra-i sanatta çok da çevik davranmışlar. Baksanıza çaktırmadan kupaları götürmüş, vip salonlarını uyuşturucu hattına çevirmişler de kimsenin haberi bile olmamış.

Geriye ahlak sorunu kalıyor. İşte burda duralım.  Ahlak deyince vahye dayalı bir ahlak anlayışını anlıyoruz. Yani vahyin ve vahyin tebliğcisi olan peygamberlerin ahlak anlayışını anlıyoruz. Zaten gözlerimizin nuru “ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” dememiş miydi ve validemiz Aişe de” O’nun ahlakı Kur’andı” dememiş miydi?

Özetle bizim ahlak anlayışımızda hak etmediğimiz bir şeyi almak yoktur. Biz iman ettik diyoruz ve dosdoğru olmayı hayatımızın düsturu yapmaya çalışıyoruz.

Sporcuların, kulüp başkanları, hakem eski ve yeni futbolcuların yaptığı bizim ahlak anlayışımıza göre apaçık olarak ahlaksızlıktır.

Kemalizm’in ahlak anlayışına gelince; kuruluşundan günümüze kadar hile, hurda, dolap, kandırmacadan başka bir şey yoktur. Kemalizm’in ahlak anlayışına göre hile hurda dolap kandırmaca satmaca, satın almaca ahlakın ta kendisi olabilir ama bizim ahlak anlayışımıza göre bunların tamamı da ahlaksızlıktır.

Sonuç olarak sporcular zeki ve atik davranmış, Kemalist ahlakın gereğini yerine getirmiş ve böylece Mustafa Kemal’in sevgisine layık olduklarını ispat etmişler. Bence onlar hapisle cezalandırılmamalı madalyalarla onurlandırılmalıdırlar!

Birileri bu sporcular Mustafa Kemal’i ters anlamış diyebilirler. Ülkede olup bitenlere bakınca bu adamı hiç doğru anlayan olmadı mı ki; bu kadar terslik var. Onu anlamadılarsa bari şu İmralı sakinini anlayın bakın o da “kimse beni anlamıyor” diye kendini yiyip bitiriyor.

Ortada bir yanlış anlama var mı? Biri bizi aydınlatsın.

(Hürseda Haber)