Elhamdülillah bir Ramazan ayına daha ulaştık. Yeme içmemize sınır koyduğumuz gibi konuştuklarımıza ve yazdıklarımıza sınır koyacak, daha dikkatli olmaya çalışacağız.
Kişisel olarak hiç kimse ile bir kin ve düşmanlığımız olmadığını söyleyelim. Yanlış bulduklarımızı ise yazıp söylemeye elimizden geldiğince devam edecek ve hiç olmazsa bu şekilde görevimizi yerine getirmeye çalışacağız.
Uzun denecek zamandır basının gündeminde olan Kemal Burkay nihayet Türkiye’ye döndü. Kendisinin de belirttiği gibi beklemediği bir ilgi ile de karşılandı.
Dünya görüşü ne olursa olsun haksız yere bir insanın kendi öz vatanından uzak kalmak zorunda kalması; uzun senenler boyunca vatanına dönememesi; geçen zaman sürecinde sevdiklerinden uzak kalması; acılı ve sevinçli günlerinde yanlarında olamaması; gerçekten dayanılması zor bir süreçtir.
İşte Kemal Burkay böyle bir süreç yaşamış ve nihayetinde bizzat başbakanın da çağrısı ile tehlikenin geçtiğine kani olarak Türkiye’ye dönmüştür.
Devletin onun üzerindeki hesaplarını ve Kemal Burkay’ın bu hesaplara ne kadar karşılık verebileceğini bir yere bırakıyorum. Devlet Bakanı Egemen Bağış, Kemal Burkay ile kırk beş dakikalık görüşme yapmış. Dikkatimi çeken husus; görüşme sonrasında Egemen Bağış’ın basın karşısında Kemal Burkay’a söylediği “Bakanlar Kurulu’nun mensubu olarak “Gülümseyen Türkiye’ye” hoş geldin diyorum.” sözüdür.
Türkiye, hükümet, devlet artık Kemal Burkay’a gülümsüyor, görüyor musunuz?
İşin gerçeği biz devletin gerçekten vatandaşlara gülümsemesini isterdik. Ne yazık ki; Kemal Burkay gibi on binlerce insan devletin asık yüzünden dolayı vatanını terk edip muhacir durumuna düşerken, devletin sadece bir kişiye gülümsemesi, bu kişinin de zaten otuz bir yıl gibi çok uzun süreyi yurt dışında geçirmesi ve suya sabuna pek dokunmamış olması benim açımdan dikkat çekicidir.
Oysa bizler her gün devletin gülümseyen yüzü ile değil de pis pis sırıtan yüzü ile karşılaşıyoruz desek hakikatin ta kendisini söylemiş oluruz.
Mesela Fikret Bayram belden yukarısı felç olmasına rağmen bulunduğu cezaevinden tahliye edilmemekte ve Hepatit B hastası Yasin Demir aynı şekilde devletin pis pis sırıtan yüzü ile karşılaşmakta ve tedavi edilmek yerine tek hücrede tutulmaktadır.
Mesela Hizbullah Cemaati davasından hüküm giymiş Müslümanlar devletin sırıtan yüzü ile karşılaşmakta ve uzak memleketlere sürgün edilmektedirler. Ayrıca bu hükümlülerinin eş, çocuk, anne, baba ve kardeşleri devletin pis pis sırıtan yüzü ile karşılaşmakta ve mağduriyetleri görmezden gelinmektedir.
Mesela sivil toplum kuruluşlarımız devletin pis pis sırıtan yüzü ile karşılaşmakta, polisin komplolarına maruz kalmakta, faaliyetlerine Midyat’ta olduğu gibi engel çıkarılmakta ve tehdit edilmektedirler.
Mesela Hizbullah Cemaati mensupları ve STK başkan ve üyelerine devlet pis pis sırıtmakta, mahkemeler ceza yağdırmakta ve Yargıtay, Filistinli yakalamış Yahudi gibi fırsatı ganimet saymaktadır.
Mesela başörtüsü ile okumak isteyen ilköğretim talebeleri her sabah devletin pis pis sırıtan yüzü ile karşılaşmaktadır. Adana’da olduğu gibi hem öğrenci okula alınmamakta hem de devamsızlık yaptığı gün başına öğrencinin velisine para cezası kesilmekte, devlet ödeme emrini mağdurun evine göndererek pis pis sırıtmaktadır.
Gazete ve dergi abonelerine devletin nasıl pis pis sırıttığını daha anlatmadık. Çünkü uzatmak istemedik siz okuyucu kardeşlerimiz muhakkak bu listeyi daha da uzatabilirsiniz.
Çünkü biz devletin gülen yüzünü hiç görmedik ama pis pis sırıtan yüzünü her gün görüyoruz. Evet devlet gülmüyor belki pis pis sırıtıyor.
(Hürseda Haber)