Yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için bazı noktaları tekrar etme ihtiyacı hissettim. Bir iki noktaya açıklık getirdikten sonra yazımıza konu olacak iki meseleye değineceğim inşaallah.
Hiç bir zaman kavmiyetçi olmadım bundan sonra da olamayacağım inşaallah. Kavmiyetçi ya da ırkçı olmamam kavmimin yararına olacak şeyleri istemeyeceğim ve zararın onlardan gitmesi yönünde gayret göstermeyeceğim manasında da değildir.
Yeryüzündeki en iyi insanı bir kişinin adı anılsa , ben onun kendi kavmimden hatta kendi ailemden hatta kendi evlatlarımdan olmasını arzu ederim.
Bütün insanlığın içinden bir kavim cennete girecek dense, ben bu kavmin kendi kavmim olmasını tabiki isterim.
Hiçbir zaman da ehli imandan olan bir kardeşimi rengi ve ırkı ne olursa olsun, kendi kavmimden bir inkarcı ile aynı tutmam, ehli iman olan kardeşimi başkasına daima tercih ederim.
Devlet sahibi olmanın her derde deva olmadığını gayet iyi biliyorum. Eğer devlet sahibi olmak halkların sorunlarına çare olsa idi bu gün Azerbeycan ve Suriye başta olmak üzere diğer ülkelerde yaşanan sorun ve ayaklanmaların olmaması gerekirdi. Demek ki sadece devlet sahibi olmak yeterli olmuyor; adalet sahibi idarecilere de sahip olmak gerekiyor.
Yine “tüm Müslüman halkların, birlikte, İslam bayrağı altında yaşaması gerek” denirse buna dün Kürdler “evet” dediği gibi,bu gün de “evet” der. Osmanlı yıkılmaya yüz tuttuğunda, herkes ayrıldığı halde; Kürd halkı ayrılmadığı gibi, bu gün birlikteliğe dair bir girişim; olsa buna ilk koşan yine Kürd halkı olacaktır.
Şimdi konumuza değinelim. Mahmud Abbas’ın özel temsilcisi Nebil Şaat ile Resmi Konuttaki görüşmesinin ardından basın toplantısı yapan Ahmet Davutoğlu Filistin devletinin tanınması konusunda şu cümleyi sarf ediyor; “Bu, aslında çok geç kalmış bir karardır. Filistin halkı, bütün diğer onurlu halklar gibi devlet olarak kendi devletlerine sahip olmak, kendi egemenliklerine sahip olmak ve bunun dünyaca tanınmasını talep etmekte tamamıyla haklıdır ve bu talepleri mutlak anlamda da kabul görmelidir” .
Şüphesiz Filistin halkının devlet olma hakkı vardır ve buna hiç kimsenin itirazı olmamalıdır da.Yalnız diğer onurlu halklar arasına girip girmediğimizi Ahmet Davutoğlu’na sormak istiyoruz.
Diğer tüm onurlu halklar gibi Müslüman Kürd halkı da onurlu bir halktır ve bana göre diğer onurlu halkların sahip olduğu tüm haklara onlar da sahip olmalıdır. Buna devlet hakkı da dahildir.
Ne yazık ki onurlu halklara devlet hakkı tanıyan Davutoğlu’nun ülkesinde onurlu bir halk olan Kürd halkı, düne kadar anadilinde yayın bile yapmazken bu gün ise anadili ile eğitim ve öğretim hakkından mahrum bırakılmakta, Kürdler’in dili, vatanın bütünlüğü için tehlike olarak görülmektedir....
Biz Davutoğlu’nu geçmişte yaşananların mesulü olarak görmüyor ve son bir kaç yılda yapılan nisbi iyileşmeleri de göz ardı etmiyoruz.
Sadece soruyoruz. Diğer onurlu halklar gibi; Kürd halkının da kendi devletine sahip olma, kendi bayrağına sahip olma hakkı var mı?
Diğer bir konu ise Mesut Barzani’nİn sitemize de yansıyan ABD hükümetinden, ABD güçlerinin Iraktan ayrılmamalarını isteğidir.
Barzani sütten çıkmış ak kaşık değildir. Yalnız onu bu çağrıyı yapmaya zorlayan unsurlar nelerdir veya kimlerdir diye sormak icab etmektedir.
İşin açıkçası eğer Barzani geleceğinden emin olsa idi, daha doğrusu komşularından emin olsa idi işgalci Amerika’dan Irakta kalmasını istemezdi.
Eğer komşuları ümmetin bir azası olarak Kürdleri kardeş görse idi ve kendileri için istediklerini Müslüman Kürd halkı için de isteselerdi Mesut Barzani Amerika’dan böyle bir istekte bulunmazdı.
Kısacası Mesut Barzani’yi Amerika’dan bu istekte bulunmak zorunda bırakan komşulara Filistinli kızın deyimi ile “arun aleykum” diyorum.
Evet kardeş olduğumuzu söylediğiniz halde bunun gereklerini yerine getirmeyen sizlere ben de yazıklar olsun diyorum.
(Hürseda Haber)