Adıyaman’daki İslami STK’ların cezalandırılan faaliyetlerini görünce bir zamanların Ankara valisi Nevzat Tandoğan aklıma geldi.Hani şu “Bu memlekete komünizm gerekiyorsa ve komünizm yararlı bir şeyse onu da biz getiririz, size ne oluyor?” diyen vali.Hani Said Nursi hazretlerinin “başından bul dediği” ve belasını başından bulan vali.

Ne yazık ki belasını başından bulan bu valinin zihniyetinin, başka şekilde devam ettiğini İhya Der ve Adıyaman’daki İslami STK`lar (Vahdet-Der ve Mustazaf-Der) davasın da verilen mahkeme kararları ile tekrardan görüyoruz. Nevzat Tandoğan başından belasını bulup gitmiş, ama zihniyeti başkalarına intikal etmiş hala başımızı ağrıtıyor.İnşaallah onun zihniyetini devam ettirenlerde belalarını başlarından bulurlar.

Şimdi cezalandırılan faaliyetlerden bazılarına bakalım.

• Üniversiteyi yeni kazanan öğrencilere yardım edip, onların öğrenci evine yerleşmesine yardımcı olmak.

• Adıyaman Merkez, Besni ve Gölbaşında bulunan öğrenci evlerine eşya temin etmek ve beyaz çuvallarla eve erzak götürmek.

Mahkeme aynen Nevzat Tandoğan’ın dediği gibi demek istiyor ki,“öğrencilere yardım yapılması gerekiyorsa bunu yapan yeteri kadar yapı var (bu yapıların ismini vermeyelim) size ne oluyor, siz kim oluyorsunuz da bu öğrencilere yardımcı oluyor onlara erzak taşıyor ve ev eşyası temin ediyorsunuz?Yardım edilmesi gereken bir öğrenci varsa biz onu bulur yardım ederiz.Biz yardım etmiyorsak bir bildiğimiz var, yardım etmiyorsak bu öğrencinin okumaması gerektiği içindir.Bize rağmen siz kendinizi bir şey zan edip yardım ederseniz; bizi karşınızda bulur ve gazabımıza uğrarsınız.”

• 2008 yılında Hizbullah davasından tutuklanan ve cezaevinde hastalandıktan sonra tedavi için tahliye edilen Seyid Ali Demiryol’u hasta iken ziyaret etmek ve vefat ettikten sonra ailesine taziye ziyaretinde bulunmak.

“Devletin gazabına uğramış ve son günlerine kadar ceza evinden tahliye edilmemiş bir insanı, ölüm döşeğinde ziyaret etmek ve cenazesine katılmaktan daha büyük suç olur mu?Biz suçlu görüyorsak suçludur, hasta olsa da ziyaret edilmez, vefat etse bile yakınlarına taziyeler sunulmaz, acılarına ortak olunmaz.Ha siz bizim gazabımıza uğramış olan insanları ziyaret eder ve acılarını paylaşırsanız siz de bizim gazabımıza uğrarsınız. Polislerimiz baskınları yapar, mahkemelerimiz cezaları basar” diyorlar.

• 03.09.2010 günü Vahdet-Der organizesinde “Kudüs Günü” konulu basın açıklamasına katılmak.

• İsrail ve Amerika’yı protesto etmek amacıyla 17.09.2010 günü Kâhta’da, 18.09.2010 günü ise Adıyaman’da bir basın açıklaması yapmak.

“Daha önce Kudüs günü kutlamalarının 28 Şubat sürecini hızlandırdığını bildiğiniz halde size ne oluyor ki basın açıklaması yapıyorsunuz.Hem Başbakan İsrail ile ilgili ne lazım geliyorsa yapıyor, Amerika ise bizim değişmez stratejik ortağımızdır, siz onu nasıl protesto edersiniz.Bizim öngördüklerimiz dışında kimse kanunlar çerçevesinde de olsa böyle bir şey yapamaz, yaparsa Nevzat Tandoğan zihniyetini karşısında bulur.”

• 04–05.06.2010 günü Adıyaman ve Kâhta İlçesinde bayanlara yönelik Hz. Fatma’yı anma şeklinde etkinlik düzenlemek.

“Siz de biliyorsunuz ki bu rejim kurulduğu günden beri hazreti Fatıma`nın örnek alınmasına karşı çıkmış, kılık kıyafet kanunu çıkarılmış, Avrupai giyim şekli dayatılmış ve bu alanda çok mesafeler kat edilmiş,İslami giyim şekli kamusal alandan kovulmuşken siz geliyor hazreti Fatıma`yı anma etkinlikleri düzenliyor ve onun örnek şahsiyetini hatırlatıyorsunuz. İyi de siz kim oluyorsunuz?Baş hanım efendi sizlere örnek olarak yetmiyor mu? Hem hazreti Fatma`yı anmak gerekirse onu da biz anar ve örnek şahsiyetini biz hatırlatırız” demek istiyorlar.

• 09.05.2010 günü öğrencileri Safvan İbn-i Muattal Türbesine ziyarete götürmek.

“Yeni yeni şeyler mi çıkarıyorsunuz. Anıtkabir neyinize yetmiyor, ziyaret edecekseniz Anıtkabiri ziyaret edin, onu da biz izin verirsek yapın. Aslında sizin hiç bir şey yapmamanızı istiyoruz. Oturun oturduğunuz yerde” demek istiyorlar.

• Adıyaman’da Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle düzenlenen etkinliklerde hedef şahısların tertip komitesinde yer aldıkları ve etkinliklerde görevli olarak bulundukları, yapılan teknik ve fiziki takiplerden anlaşılmıştır.

“Diyanet yeteri kadar etkinlik düzenliyor, katılacaksanız onun etkinliklerine katılın.Hatta ona da katılmayın,kendi başınıza yasal da olsa etkinlik düzenlemek fazla ileri gitmek oluyor” demek istiyorlar.

Kısacası suç olarak görülen faaliyetlerin tamamı cari kanunlar çerçevesinde icra edilen faaliyetlerdir.Benzeri faaliyetler birçok kesim tarafından yapılmakta ve soruşturmaya tabi tutulmamaktadır.Bahsi geçen faaliyetleri suça çeviren bu faaliyetleri yapan kurum ve şahısların kimlik ve düşünceleridir.

Nevzat Tandoğan`ın zihniyeti dün her şeyi kendi tekellerinde gördüğü gibi bu gün de her şeyi kendi tekellerinde görmekte kendi yandaşlarından başka kimsenin ve hiç bir kurumun büyümesini istemektedirler. Büyüyen kişi ve kurumları da, cari kanunlar çerçevesinde faaliyet gösterseler dahi bir yolunu bulup suçlu çıkarmaktadırlar. Devlet`i idare edenlerin alni secde görse de; ne yazık ki durum bu.

Nevzat Tandoğan zihniyetine diyeceğimiz; bizler, STK’larımızla, TV ve radyolarımızla,  gazete ve dergilerimizle varız ve yasal bütün yolları kullanacak, başkalarına açık bizlere kapalı tüm kapıları zorlayacağız. Meydanı ve insanlarımızı hiç kimsenin insafına bırakmayacak, başkalarının yaptıkları ile yetinmeyeceğiz, muhterem Hüseyin Yılmaz’ın deyimi ile "ne yapıyorlarsa yapsınlar. Kapatsalar da cezaevine atsalar da biz buradayız ve hak bildiğimiz mücadelemize devam edeceğiz".

Bunun için biliyoruz ki, STK’larımız suçlu, bizler suçluyuz.

(Hürseda Haber)