Haberlere göz atarken Cumhurbaşkanı Gül`ün, Almanya'nın Stuttgart kentindeki temaslarını izleyen gazetecilerile Le Meridien Otel'deki sohbet toplantısında,  bir gazetecin sorusu üzerine sarf ettiği sözler dikkatimi çekti.

Şöyle diyordu Cumhurbaşkanı Abdullah Gül  "Bir kişinin adam öldürmemesi ve silahını teslim etmesi halinde işlemlerinin yapıldığını ve ailesine teslim edildiğini(belirtikten sonra) ... ,  ''Bu şekilde gelip silahını bırakıp, yetkililere müracaat eden ve ailesine kavuşanlar var. Bunları her zaman söylüyoruz. Sanki hiç bu yollar yokmuş gibi davrananlar da var. Bunun için bilmeyenlere buradan tekrar seslenmek isterim; silahlarını bıraksınlar, dönsünler, gelsinler ve aileleriyle buluşsunlar''.

İyi hoş da kazın ayağı hiç de Abdullah Gül`ün söylediği gibi değil. Örneğin, ellerine hiç silah almayan, adam öldürmeyen (sanki laik eğitim sistemi adam yetiştiriyormuş da, öldüren varmış gibi), yaptıkları tüm faaliyetler cari kanunlar çerçevesinde olan STK mensupları, gazeteciler, yazarlar neden kovuşturmaya tabi tutulup cezalandırıyor? İhya-Der Elazığ ve Adıyaman dosyalarına verilen cezaların daha mürekkebi kurumadı. Fikret Gültekin, Said Şahin ve Abdulkadir Turan (adını saymadıklarımız bizi affetsinler) adam vurup silah taşıdıkları için mi ceza evinde tutuluyor?

Bir de dağdakileri aileleri ile buluşmaya davet eden serokkomer, ceza evlerinde tutuklu olanların, aileleri ile haftada bir, on beş günde ya da ayda bir görüşmemeleri için yapılan sürgünlerden habersiz gibi konuşuyor.

Ellerinde silah tutmayanları, kalem tutanları, yasal faaliyet yapan STK mensuplarını cezaevlerine tıkacak, cezaevlerinde olanları ailelerinden uzaklaştırmak için uzak yerlere sürgün edecek, sonra dağdakilere adam vurmamışsanız silahlarınızı bırakın gelin, ailelerinizle buluşun diyeceksiniz.

Samimiyete inanan inansın ben şahsen inanmıyorum. Eğer söylediklerinde samimi olsalardı, kalem erbabını içeri tıkmaz; yasal faaliyetleri cezalandırmaz; zülmen içerde tutulan insanları evlerine, çoluk çocuklarının arasına gönderir; ondan sonra dağdakilere “buyurun gelin” derlerdi.

Kalemini ıslah yönünde kulan kalem erbabını cezaevlerinden çıkarır, STK mensuplarını toplumun ıslah ve kaynaşmasına katkı sunan faaliyetlerini cezalandırmaz, cezaevlerinde tutulan siyasi tutukluları serbest bırakırsınız; işte o zaman samimiyetinizi göstermiş olur ve dağdakilerin de çağrınıza icabet edeceğini görür, belki de iki taraflı derin odakların hesaplarını da alt üst edersiniz.

                                                                                  ***

Üç insan, camii çıkışında, sözde bağımsız, Ortadoğu da kendisine büyük bir rol biçen bir ülkede; Osmanlının mirasına sahip çıkma iddiasında olduğu söylenen bir hükümet, Siyonist İsrail Cumhurbaşkanına “on minute” çeken bir Başbakan dönemin de,  siyasi mülteci olarak bu ülkede bulunan üç insan Ruslar tarafından katledilmekte.

Gönlümüzden geçen bu insanların sahiplenilmesi, katillerinin peşine düşüp yakalanması ve katillerin arkasındaki ülkelerin deşifre edilerek bir daha böyle bir şeye cesaret etmeyecek şekilde uyarılması idi.

Ama şu ana kadar bir şey duymadık, insanlığın başlangıcı ile beraber siyasi sığınma vardır ve siyasi sığınma talebinde bulunan şahıslar sığındıkları ülkeler tarafında hatta sığındıkları aile ve aşiretler tarafından korunmuşlardır.

Ne yazık ki aile ve aşiretlerin yaptığı bu şerefli davranışı, Türkiye yapma şerefine ermemiş üstüne üstlük kocası vurulan bayanlar polis efendiler tarafından suçlu muamelesine tabi tutularak rencide edilmişlerdir.

Eğer Türkiye gerçekten bağımsız bir ülke ise, kendisine sığınmış insanları, dolayısı ile ülkenin şerefini korumalı mazlum Çeçen insanlarının Ruslar tarafından kendi ülke sınırları içinde katledilmesine göz yummamalıdır.

Şimdilik bunlarla yetinelim.

Allaha emanet olunuz.

(Hürseda Haber)