Başbakan dış dünya olarak tabir edeceğimiz ülkelerin problemlerine oldukça duyarlı görünürken, kendi ülkesindeki problemlere ise duyarsız görünmektedir.
Başbakan Erdoğan, islam dünyasının çok duyarlı olduğu Filistin davasını sık sık dile getirerek müslüman halkların gönlünü kazanırken, İsrail’in siyonistlilğini de dile getirmekte; İsrail’in bölge için tehlike arz ettiğini dile getirerek müslüman halkları coşturmaktadır. Zira bir çok müslümanın gönlünden geçenleri, başımıza musallat olmuş/edilmiş liderler Erdoğan gibi dile getirmemektedir. (İslami İran’ın Cumhurbaşkanı’nı saydıklarımızın dışında tutuyoruz.)
Başbakan Erdoğan açlık belasına müptela olmuş Somali halkını ziyaret ederek onların dertlerine ortak olmaktadır. Onun bu duyarlılığı halkı daha duyarlı hale getirerek, yapılan yardım oranlarının artmasına katkı sağlamaktadır.
Başbakan Erdoğan İslam coğrafyasında baş gösteren ve Arap baharı olarak adlandırılan halk ayaklanmalarına sahip çıkmakta; Suriye örneğinde olduğu gibi, bakanını göndermekte; Beşar Esed’e halkının taleplerine kulak vererek reformları hızlandırması hususunda tavsiyeler de bulunmaktadır. Tavsiyelerini dinlemeyen Beşar Esed’e tek başına yaptırım uygulamayı bile göze almaktadır.
Bu saydıklarımız Başbakan’ın ilk halini yansıtmaktadır ki onaylamamak mümkün değildir. Zira halk devrimlerini, diktatörlerin devrilmesini biz de destekliyoruz. (Tabi biz Başbakan gibi kimseye laiklik denen melaneti tavsiye etmiyoruz). Somali’ye yardım başta İslam aleminin görevidir. Filistin ise tekrardan özgürlüğüne kavuşmalı ve Siyonist İsrail bize göre yok olmalıdır.
Başbakanın diğer hali ise ülkesindeki halidir ki; bana göre Başbakan kendi ülkesinde bazı konularda körleri, sağırları ve dilsizleri oynamaktadır.
Kamplarda yaşayan ve insani yaşam ölçülerinden mahrum olan Çeçen muhacirler hususu bu konulardan birisidir. Liderlik rolü biçilen Türkiye’de Rus ajanların camii çıkışı insan avı hususu da bunlardan birisidir.
Aile ve avukatlarının tüm çağrılarına rağmen yapılan sevk zulümleri bu konulardan birisidir. Cezaevlerinde tutulan hasta tutuklulara siyonist israili aratmayacak zulümler konusu bu konulardan birisidir.
Sivil toplum kuruluşlarına karşı yapılan polis, mahkeme komploları ve STK mensuplarının takdiri hak eden etkinliklerinin tahrik edici bir şekilde cezalandırılması da bu konulardan birisidir.
Tesettüre riayet ederek okumak isteyen kızlarımızın maruz kaldığı muamele bu konulardan birisidir.
Kürd halkını çözüm hususunda umutlandıran daha sonra yön değiştirip silahlı mücadeleye dönüşen Kürd açılımı da bu konulardan birisidir. Başkalarına “reformları hızlandır” diyenlerin ağırdan alması, ne derece mantıklı olur?
Bahsettiğim durum bana göre Başbakanın iki halini ortaya koymaktadır ki; bu iki hal bir biri ile çelişmektedir. İlk halinde olabildiğince özgürlükçü, mazlumdan ve fakirden yana görünmekte; ikinci halinde ise zulmü duymazdan, görmezden gelmekte ve konuşmamayı tercih etmektedir.
Peki, Başbakanın hangi hali gerçek halini yansıtmaktadır? Buna da okuyucu kardeşlerimiz karar versin.
(Hürseda Haber)