Coğrafyamızda, Van da meydana gelen ve şu ana kadar beş yüzü aşkın cana mal olan deprem kanımca bir turnusol kâğıdı görevi görmüş asitleri, bazları ortaya çıkarmıştır. Kimileri TV ekranlarından zihinlerindeki çirkin fikirleri çekinmeden söylemiş; kimileri ise yaşanan bu acı olay üzerinden karşı tarafın açıklarını ortaya çıkararak, mağdurların acıları üzerinden siyasi rant elde etme hesapları yapmıştır.
Deprem gibi afetlerde her şeyin mükemmel yürütülmesi gerçekten zordur. Kötü niyet ve kasıt olmadıktan sonra aksaklık ve eksikliklerin abartılması bana göre doğru değildir. Gönül isterdi ki meydana gelen bu tür tabii afetlerde mağdurların tamamına en kısa zamanda ulaşılsın ve tüm ihtiyaçları karşılansın. Ama herkes bilir ki, büyük musibetlerde herkese ulaşılması ve mağduriyetlerinin giderilmesi mümkün değildir. Yapılması gereken ulaşılmayan ve ihtiyacı giderilmeyen mağdur insanların sayısını en aza indirmek ve muhakkak, muhtaç insanların ulaşacağı merkezler oluşturmaktır.
Devlet denen mekanizmanın bu tür afetler meydana gelmeden hazırlıklarını yapması ve bu tür afetler meydana geldiğinde gecikmeksizin harekete geçmesi, en az aksaklıkla mağdur insanların ihtiyaçlarını gidermesi gerekmektedir. Devlet öyle bir şekilde davranmalıdır ki halkın bir kesimi kendini dışlanmış, kenara itilmiş veya ikinci, üçüncü derece vatandaş muamelesi görmüş his etmemelidir. Ne yazık ki Türkiye gibi ülkelerde bu mümkün olmamakta ve çok tepki toplamış olsa da TV spikerlerinin ağzından ayrımcılığın en alası kelimeler dökülmektedir.
Fırsatı ganimet bilenler de yok değil. Acıların üzerinden siyasi çıkar sağlama... İnanın bu zihniyet (bu kesimin ismini anmayacağım) depremde yıkılan evlerin hiç birisine müdahale edilmemesini ister. Bu zihniyet yıkılan bina enkazları altında insanların can vermesini ister, yaralı kurtulanların hastanelerde bakımsızlıktan ölmesini ister, kurtulanların ise açlıktan ve soğuktan telef olmasını ister. Kayıpların çok olması, kargaşa olması için de ellerinden geleni yaparlar. Çünkü bu zihniyet “ne kadar Kürd insanı ölürse iktidarımız o kadar çok sağlamlaşır” diye düşünmektedir. Bundan zerre kadar şüphe yoktur.
Devleti idare etme iddiasında olanların ise mağdurların ihtiyaçlarını en kısa zamanda karşılamaktan başka çareleri yoktur. Yaşanan aksaklıklardan dolayı başkalarını suçlamak biraz kolaycılığa kaçmaktır. İdare etmek; yaşanan zorlukları aşmaya çalışmaktır. Zorluklardan şikâyet etmek değil. Ha bir de halkımız kimin ne olduğunu gayet iyi biliyor.
Asıl diyeceklerimiz ise “Kendileri istekli oldukları hâlde yemeklerini yoksula, öksüze ve esire verirler ve onlara: «Bunu size Allah rızası için yediriyoruz. Sizden karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Biz Rabbimizin sert, belâlı bir gününden korkarız.” derler. Allah da onları o günün fenalığından korur. Yüzlerine parlaklık, gönüllerine sevinç verir.” (el-İnsan, 8–11)" ayetinin kapsamına girmek isteyen halkımızın gerçek dostlarınadır. Gerçi onlar zaten işin farkındadırlar, ama biz yine de üzerimize düşeni yazı ile de olsa yerine getirmek için söyleyelim.
Depremin ilk gününden imkânlarım el verdiğince takip etmeye çalıştım ve STk’larımızın harekete geçtiğini ve halkımızın yardımlarını deprem bölgesine ulaştırmasına öncülük ettiğini gördüm. Bu benim açımdan gerçekten takdire şayan ve ilerisi için umud vaad eden bir gelişmedir.
Hatırlayalım ki gerçek kazananlar, gönülleri kazanıp gönüllere taht kuranlardır. Gönülleri kazanmanın yolu ise dar zamanlarda mağdur insanlara ulaşmak, mağdur insanlarının acılarını paylaşmak sonra da mağdurların ihtiyaçlarını karşılamaktır. Kim olduğuna ve ne olduğuna bakılmaksızın… Irkına ve rengine bakılmaksızın… Hiç ama hiç bir karşılık beklemeden, ayette Rabbimizin dediği gibi karşılık ve teşekkür beklemeksizin, siyasi ya da maddi bir menfaat beklemeksizin…
Unutmayalım ki; halkın acılarından ve mağduriyetlerinden çıkar sağlamaya çalışanlar, enin de sonunda kaybetmeye mahkûmdurlar. Bu kesimler halkın sevgisini değil halkın nefretini kazanırlar. Biz bırakalım, iki taraf bir birlerini suçlasın; yaşana acılar üzerinden çıkar kavgası gütsünler. Bizler ise mağdurların yanında olalım ve üzerimize düşen görevi layığı ile yerine getirmeye çalışalım.
(Hürseda Haber)