Dersim'de yapılan katliam, gündemin önemli konularından olmaya devam ediyor. Mustafa Kemal’i bu işten sıyırmaya çalışanlara karşı, bu işi Mustafa Kemal’e dayandıranlar da belgeleri ortaya koymaya başladılar.

Bu gerçekten de önemli bir gelişme olarak görülebilir. Düne kadar Mustafa Kemal’e kim ne diyebilirdi ki?. Bu gün ise cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmış katliamların altında onun imzasının olduğu açıkça ifade edilebiliyor.

Başbakan ise yapılmış katliamlar üzerinden CHP’ye yüklenirken; CHP'nin o zaman devletin bizzat kendisi olduğunu, bilerek görmezden geliyor. Onun bu görmezden gelmesi, işin doğrusu benim için bir önem arz etmiyor. Benim için önemli olan CHP’ye mal edilse de bu katliamın kabul edilmesi, kirli dosyaların açılmasıdır.

Devletin kirli dosyalarından birinin kapağı açılmış ve yapılan katliamların boyutu azar azar TV kanalarına ve gazete sayfalarına yansımış, cumhuriyetin ilk yıllarından bî haber olan milyonlarca insan yapılan katlamalardan haberdar olamaya başlamıştır.

Ne yazık ki katliamlar yetmiş küsur yıl sonra daha yeni yeni sorgulanmaktadır. Bu da bize dayatılan düzenin zorbalığının vardığı derecenin bir göstergesi olmalıdır.

Kaderin bir cilvesi olsa gerek, devlet adına katliamlara imza atan CHP’nin bu günkü genel başkanı bir Dersimlidir.

Başbakan "Eğer devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ve böyle bir literatür varsa ben özür dilerim ve diliyorum'' , " Dersim, yakın tarihimizdeki en acı, en trajik olaylardan biridir. Dersim, aydınlatılmayı, cesaretle sorgulanmayı bekleyen bir faciadır. Dersim, CHP hükümetlerinin onlarca, yüzlerce faciasından en acısıdır, en kanlısıdır... Dersim facia karşısında özür dileyecek olan, bu faciayla yüzleşecek olan, AK Parti değil, AK Parti Hükümeti değil, bizzat bu facianın, bu kanlı eserin sahibi olan CHP'dir, CHP'nin Tunceli milletvekilleridir, CHP'nin Tunceli kökenli Genel Başkanıdır" diyor.

Ben ise özrün bir gelişme olduğunu kabul ederken bunun devamının gelip gelmeyeceğini merak ediyorum. Zira hala bu ülke katliamların altında imzası bulunan kişilerin ilke ve inkılâpları doğrultusunda idare edilmektedir.

Başbakan dâhil bütün milletvekilleri, yemin ederken, katliama imza atan birinin ilke ve inkılâplarına bağlı kalacaklarına dair yemin etmekteler.

Hala katliama imza atanlar yeni nesillere örnek alınacak şahsiyet olarak anlatılmakta ve yeni nesiller katliam sanıklarına özendirilmektedir.

Hala katliam sanıklarının ilkeleri bahane edilerek devlet kurumları tessetürlü hanımefendilere kapatılmakta ve kız çocukları okullara alınmamaktadır.

Hala katliam sanıklarının inkârcı ve asimilasyoncu tavırlarının günümüze yansımasının bir neticesi olarak, kan akmaya devam etmekte; Başbakan bile onların etkisinden kurtulmadığından dolayı teklemektedir.

Kısacası yapılmış özrü göz ardı etmediğimizi belirtilerek, özrün tek başına dertlere deva olmadığını söylemek zorundayız. Biliyoruz ki yapılan özür gidenleri geri getirmeyecektir. Belki mazlumların gönlünü biraz hoş edecektir.

Önemli olan özürden sonra yapılacak olanlardır. Eğer hala katliamın altında imzası olanlar bize kahraman diye anlatılmaya ve kanunla korunmaya devam edilecekse, toplumun hayatına hala katliama imza atanların ilke ve inkılâpları yön verecekse, kemiği olmayan dilin söylediği iki kelimenin ne anlamı olur ki.

Gönlümüzden geçen; katliama imza atanların çağdaşları gibi tarihte hak ettikleri yere atılmaları, sosyal hayatın bütün alanlarından onları hatırlatacak bütün işaretlerin kaldırılıp silinmesidir. Bunları gördüğümüz zaman, işte o zaman, özrün yerini bulduğunu söyleyebiliriz.

(Hürseda Haber)