“Millet, manaları aralarında ortaklaştırabilmiş halk demektir.”
Sözü ilk duyduğumda güzel bir ifade demiştim ki, namazda her oturuşta okuduğumuz dua geldi aklıma. Her vakit İbrahim milletindenim diye Allah’ın huzurunda söz verirken sonra kimlerdensin sorusuna ilk olarak geldiğim ırkı söyleyiveriyordum. Hakk’a ayrı yakarıyor da halka ayrı mı cevap veriyorum diye muhasebe ettim bir müddet. Neyse ki imdadıma dil bilgisi kuralları yetişti de Türkçe’de kelimenin birden fazla anlamı olabileceğini hatırladım.
Bugün halk arasında millet sözünün özelini Türküm, Kürdüm, Ermeni’yim oluşturuyor. Hak katına ve namazda Hakk’a yönelmiş insanlara kulak verdiğimizde ise “İbrahim milletindeniz” geliyor kulağa. İbrahim milleti kavramı, onun soyundan gelme şartına bağlı olmaksızın onun görüşünde ve yolunda olanların topluluğunu ifade eder. Kan topluluğunu değil, aynı inanç, bilinç, ideal ve hayat tarzı bağlılarını.
Kimlerdensin diye sorulduğunda Türküm desek de ilk olarak İbrahim milletinden olduğumuzu hatırlamamız gerekiyor ki bu ikiliğe bir son verelim. Biz önce millet kelimesinin ilk anlamıyla aynı milletten olduğumuzu hatırlarsak, sonra gelecek olan Türküm, Kürdüm ifadeleri kavga değil zenginlik sebebi olacaktır. Hucurat suresi 13.ayette geçen “birbirinizle tanışasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık” ifadesinin vuku bulması için huzurun hakim olduğu, farklılıkların zenginlik sayıldığı ortamlar oluşturmalıyız.
Namazdaki sözler aklımdan çıkmaksızın ilk anlamıyla İbrahim Peygamber’in milletindenim, onun yolundayım diyerek sonra diğer anlamına dönüyorum ‘millet’in. Ancak bu şekilde cümle içinde rahatça Türküm, diyebilirim.
Ve… Ermeni deyince de hele ki bu günlerde haksız bir utanç kaplıyor içimizi. Haksız diyorum çünkü kimse istemezdi böyle olmasını. Kimse istemezdi ki masum biri öldürülsün. Madem bir olay yapılacak, biri vurulacak daha sivri dilli, gerçekten zararı olan biri öldürülseydi, deniliyor hatta halk içinde. Kim isterdi bir güvercinin vurulmasını.
Hrant Dink’in son yazısını okudum, bilmiyorum kaçıncı kez. Türkiye’de onu rahatsız edenler olduğunu ama bırakıp gitmeyeceğini şöyle ifade etmiş: “Rahat bana batardı! Kaynayan cehennemler’i bırakıp, hazır cennetler’e kaçmak her şeyden önce benim yapıma uygun değildi.”
Yazının burasında durup işte tam bir dava, vakar, sevda örneği dedim içimden. Bu masum insanı öldüren/öldürtenler Türk olacak, ben onlarla hemşeri; ölen insan da öteki, Ermeni olacak öyle mi? Reddediyorum…
Milletin ilk manası aynı bilinç ve ideali içinde barındırmak ise eğer, ben Hrant Dink’e kasteden insanlarla aynı milletten değilim.
Muhammed İkbal’in Zebur-i Acem kitabında şöyle bir ifade geçer: “Ne Afganız, ne Türküz, ne de Tatarız. Biz çemen evladıyız; aynı ormanda yetişmişiz. Renk ve koku ayırmak bize haramdır. Zira bizi aynı ilkbahar yetiştirmiştir.”
Dink ailesi ile aynı yerde büyümüşüz, aynı ormandan yetişmişiz tabir yerindeyse. Barış ve güven istemişiz, manaları ortaklaştırabilmiş bir halk olmuşuz artık, gayrısı mı var…
“Tanışasınız diye sizi milletlere ayırdık” ayetini unutursak, tartışma sebebi yaparsak farklılıkları, birbirimizi sömürürsek, öldürürsek, haddimizi aşarsak felaket de ardından gelecektir.
Muhammed İkbal’in yine aynı kitabında kul ile Allah’ın manen bir konuşmasında uyarıyor Yaratan: “Cihanı ben aynı su ve çamurdan yarattım. Sense ortaya İran, Tatar, Zenci çıkardın.”
Kimi insan yıllarca çalışıp kazanıyor, zengin oluyor, malı mülküyle iyilik de yapıyor, zengin de yaşıyor. Bu insana bile çalışıp kazandığı ile övünmek yasak iken, nasıl çıkıp da kendi elimizde olmadan, atamızın ırkını belleyip de bununla övünebiliriz ki? Elbet övünemeyiz… Varsa bizde de vakar ve sevdadan örnek, mazlum ötekidir de; zalim bizdendir, Türk’tür diyemeyiz.
Sosyal paylaşım sitelerinde, bu işin sorumluluğunu, utancını taşıyan insanlarda, hazırlanan videolarda da hatırlatıldığı gibi, Hrant tam 4 yıldır yok.
4 yıldır üzülüyoruz, utanıyoruz. Yalnız rahatsız olduğum bir nokta, simgeleşen bazı ifadeler anlamını yitirirler. Dink cinayeti ırkçılığın, ayrımcılığın can yakan bir suçudur ama simge haline getirip, asıl kasıtları unutup, sırf görünen üzerinde odaklanmasak daha uygun olacaktır. 19 Ocak günü kendimizi, millet’imizi sorgulayıp bilinç halinde bulunursak bugün yas günü olmaktan da kurtulacak, çeki düzene vesile olacaktır, umuyorum.
Aynı ilkbaharda yetişen evlatlara, selam ile.
(İslami Gündem)